Skip to search.

Breaking News Visit Yahoo! News for the latest.

×Close this window

acikistihbaratturkiye · Açık İstihbarat-Resmi Yahoo Grubu

The Yahoo! Groups Product Blog

Check it out!

Group Information

  • Members: 1537
  • Category: Intelligence
  • Founded: Sep 14, 2006
  • Language: Turkish
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Hear how Yahoo! Groups has changed the lives of others. Take me there.

Messages

Advanced
Messages Help
Messages 12 - 41 of 11580   Oldest  |  < Older  |  Newer >  |  Newest
Messages: Show Message Summaries Sort by Date ^  
#12 From: aston martin <yeniseyyy@...>
Date: Sat Sep 30, 2006 1:07 pm
Subject: SEYTAN DUN BURADAYDI !...(Chavez BM konusmasi)<<< 2baski
yeniseyyy
Send Email Send Email
 
tsskrler iklil  Konyalilar ,
 
bu konusma batida bildigim kadariyla haber bile olmadi.
 
bati  denince ne demek oldugu zaten belli klasik 3 lu eskiya ve avrupa - medya batida tam kontrol altinda sansur ismi telaffuz edilmeden daha kaynaginda bu tip haberler yokmus farzediliyor
ve halk tamamen komatoz bir durumda ve sacma sapan seylerin pesinde tilki avi olsunmu olmasinmi kuslar yokoluyor yesil siseleri bu bidona kirmizilari su bidona atalim vs ile oyalanirken ayni anda kredi kardi ipotek derken %300 soyguna ugrayip kafalarini kaldiramayacakbir sekilde mali boyunduruga talim etmekteler .
 
yanliz eger bu duzen yikilacaksa tek tuk Chavez lerlede olmaz artik - 3 lu eskiya   ortadoguda durup dinlenmeden yine melanet pesinde ve kazandiklari takdirde - ki malesef Turkiye bu 3 lu eskiya ile ortak - bu cark eskisi gibi donmeye devam edecektir .
 
umariz yaklasan iran savasi hem Turkiye hemde dunya icin  donum noktasi olur isin berbati eger olmassa  en az bir 50 sene daha bu tarihi koridor zor ele gecer .ozamanda ati alan coktan uskudari gecer ...ve haktirda.
 
saygilar
 
 
Yenisey
 
 

iklil konyalilar <driklilbal@...> wrote:
Chavez :
"Sairin dedigi gibi, 'caresizce iyimser' olmak icin neden var..."
 
BMler NY taki tarihi konusmasi...


Note: forwarded message attached.

All-new Yahoo! Mail - Fire up a more powerful email and get things done faster.
Date: Thu, 28 Sep 2006 12:18:02 -0700 (PDT)
From: "Behçet" Seber <ahmetbehcetseber@...>
Subject: IRAK'TAKİ ÖLÜM MANGALARI=>CHAVEZ'İN BM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA
To: Selim Kocabora <kocabora@...>, iklil <driklilbal@...>,
can koklu <cankoklu@...>,
Serdar "Fırat" <serdarf@...>

Merhaba Selim;
Mail'ini okurken eş zamalı gelen başka bir mail ile Hugo Chavez'in BM genel Kurulunda yaptığı konuşmanın metni geldi. Biraz uzun ama söylediklerinin tümü bence doğru, vaktin varsa oku derim.
Selamlar, sevgiler...
Behçet
***************************************************************************
Sayın dünya hükümetleri temsilcileri, hepinize günaydın..

Öncelikle, aranızda bu kitabı okumamış olanlarınızı saygıyla bu kitabı okumaya çağırıyorum.

Bu, dünyanın ve Amerika'nın en seygın aydınlarından biri olan Noam Chomsky'nin 'Hegemonya veya Hayatta Kalma: ABD'nin Emperyalist Stratejisi' adlı son kitabı." (Hugo Chavez, bunları BM Genel Kurulu kürsüsünde söylerken Chomsky'nin elindeki kitabını havaya kaldırarak kurul üyelerine gösterir.) "Bu kitap bizlerin 20. yüzyılda ve bugün dünyada neler olup bittiğini ve gezegenimize yönelik en büyük tehdidi anlamamıza yardım edecek olan mükemmel bir kitap.

Amerikan emperyalizminin hegemonik kurumlan insanlığı tehdit etmektedir. Sizi bu tehlikeyle ilgili olarak uyarmaya devam edeceğiz ve Amerikan halkına ve dünyaya başlarının üzerinde bir kılıç misali sallanan bu tehdidi durdurma çağrısında bulunuyoruz. Kitaptan size bazı kısımlar okumayı düşündüm ancak zaman yetersizliği nedeniyle (Chavez, kitabın numaralandırılmış sayfalarını çevirir) sadece bu kitabı övmekle ve tavsiye etmekle yetineceğim.

Bu kolay okunan ve çok iyi bir kitap. Eminim ki Sayın Başkan (BM Genel Kurulu Başkanı) bunu biliyorsunuz. Bu kitap İngilizce, Rusça, Arapça ve Almancaya çevrildi. Bence bu kitabı öncelikle okuması gerekenler, ABD'deki kardeşlerimizdir. Çünkü onlara yönelik tehdit tam da kendi evlerinin içinde.

Şeytan şu anda evde. Şeytan, şeytanın ta kendisi, şu anda evde. Ve şeytan dün buraya geldi. Dün şeytan buraya geldi. Tam olarak buraya geldi (Bu sırada istavroz çıkartır...) ve bugün hâlâ sülfür kokusunu alabiliyorum. Dün, bayanlar baylar, bu kürsüden, ABD Başkanı, şeytan diyerek bahsettiğim beyefendi, bu kürsüden dünyanın sahibiymişçesine konuştu. Gerçekten. Dünyanını sahibiymişçesine. Bence bir psikiyatr çağırmalı ve ABD Başkanı tarafından dün yapılan konuşmayı analiz ettirmeliyiz.


Emperyalizmin sözcüsü olarak, emperyalist düşüncelerini paylaşmak, şu anda hüküm süren egemen modelin sürekliliğini korumak, kendi çıkarına kullanmak ve dünya halklarını sömürmek üzere buraya geldi. Konuşması bir Alfred Hitchcock filminde senaryo olarak kullanılabilir. Ben filme önerecek bir isim buldum bile: Şeytan'ın Yöntemi. Chomsky'nin kitabında açıklık ve derinlikle söylediği gibi, Amerikan imparatorluğu hakimiyet sistemini sağlamlaştırmak için yapababileceği her şeyi yapıyor. Ve biz onların bunu yapmasına izin veremeyiz. Biz onun dünya diktatörlüğününü pekiştirmesine izin veremeyiz. Dünyanın hamisinin konuşması, bu her şeyi kontrol etme ihtiyacından kaynaklı bir biçimde sinik, emperyalist ve ikiyüzlülükle doluydu. Onlar demokratik bir model yaymak istediklerini söylüyor.
 
Ancak bu onların demokratik modeli. Bu seçkinlerin sahte demokrasisi ve şunu söylemeliyim ki, silahlar, bombalar ve ateşli silahlarla kabul ettirilmeye çalışılan oldukça ilkel bir demokrasi. Ne garip bir demokrasi! Aristo, bunu kabul etmezdi ve demokrasinin kökenlerini oluşturan diğerleri de. Deniz piyadeleri ve bombalarla ne tür bir demokrasi yayabilirsiniz? ABD Başkanı, dün, bizlere, tam burada, bu odada şunları söyledi. Aktarıyorum Baktığınız her yerde radikallerin size şiddetle, terörle ve şehit olarak yoksulluktan kurtulabileceğinizi ve yeniden itibarınızı kazanabileceğinizi söylediğini duruyorsunuz.


Nereye baksa radikalleri görüyor. Ve sen kardeşim, sana baktığında rengine bakıyor ve 'Aman Tanrım orada bir radikal var' diyor. Evo Morales, Bolivya'nın saygıdeğer Devlet Başkanı, ona radikal gibi görünüyor.
 
Emperyalistler her yerde radikalleri görüyor. Bu bizim radikal olduğumuz anlamına gelmiyor. Bu dünyanın uyandığı anlamına geliyor. Dünyanın her yerinde insanlar uyanıyor. Ve insanlar ayağa kalkıyor.

Şunu hissediyorum ki sevgili dünya diktatörü, hayatınızın geri kalan günlerini bir kabus gibi yaşayacaksınız çünkü insanlar ayağa kalkıyor, onların hepsi Amerikan emperyalizmine karşı ayaklanıyor ve eşitlik, saygı, halkların dayanışması için haykırıyor. Evet, bize radikal diyebilirsiniz ancak imparatorluğa karşı ayağa kalkıyoruz, egemenlik modeline karşı. Başkan daha sonra şöyle dedi.

Onun sözleriyle aktarıyorum: Ortadoğu halklarına doğrudan seslenmek, onlara ülkemin barış istediğini anlatmak üzere geldim. Bu doğru. Bronx caddelerinde, New York, Washington, San Diego, herhangi bir şehir, San Antonio, San Fransisco'da dolaşırsak ve insanlara, ABD vatandaşlarına ülkelerinin ne istediğini, istediğinin barış olup olmadığını sorarsak, evet diyeceklerdir.

Ancak yönetim barış istemiyor. ABD yönetimi barış istemiyor. Sömürü, yağma, hegemonya sistemini savaşla sürdürmek istiyor. Barış istiyor. Fakat Irak'ta neler oluyor? Lübnan'da neler oldu? Ya Filistin'de? Ne oluyor? Son 100 yıl boyunca Latin Amerika'da ve dünyada neler oldu? Ve şimdi Venezüela'yı tehdit ediyor. Venezüela'ya ve İran'a yeni tehditler... Başkan Lübnan halkına sesleniyor. 'Çoğunuz', diyor, 'Evlerinizin ve toplumlarınızın nasıl çapraz ateş altında kaldığına tanık oldunuz.' Nasıl böyle sinik olabiliyorsun? Bu nasıl bir utanmadan yalan söyleme kapasitesidir.
 
Beyrut'taki bombalar milimetrik kesinlikte miydi? Bu çapraz ateş mi? O batılı gibi düşünüyor, insanların kalçalarından vurulduğunda çapraz ateşte kaldığını düşünüyor. Bu emperyalist, faşist, suikastçı, soykırımcı, imparatorluk ve İsrail, Filistin ve Lübnan halkına ateş açıyor. Olan bu. Ve şimdi onlardan şunu işitiyoruz: "Evlerin yıkılmasından dolayı üzgünüz" ABD Başkanı halklara hitap etmek, dünya halklarına hitap etmek için geldi.

Buraya bazı belgelerle geldim, çünkü bu sabah gazetelere bakarken bazı yazılar okudum ve onun Afganistan, Lübnan ve İran halkına yönelik konuştuğunu gördüm. Ve bütün bu insanlara doğrudan hitap ediyordu. Ve bütün bu halklara doğrudan seslendi.

Merak edebilirsiniz, ABD Başkanı tüm bu insanlar sesleniyorsa, bu insanlar zemin sağlansa onlar ne cevap verirdi acaba? Ve benim güneydeki halkların, baskı altındaki insanların ne söyleyebileceğine dair bazı düşüncelerim var.

Onlar muhtemelen şöyle derdi: "Emperyalist Yankee evine dön!" Bence bu halklar mikrofon uzatılsa Amerikan emperyalistlerine karşı tek ses olarak bunu söyleyeceklerdir. Ve bu Sayın Başkan, meslektaşlarımın, dostlarımın, geçen 8 yılda olduğu gibi geçen yıl da neden yine bu salona geldiğimizi ve söylediklerimizi tamamen, tamamen doğruluyor. Bu odada bulunan kimsenin bu sistemi savunduğunu sanmıyorum. Kabul edelim, dürüst olalım, BM sistemi, II. Dünya Savaşı'nın ardından doğdu, çöktü. Artık işe yaramaz. Ah evet, bizi senede bir buraya getirmesi, birbirimizi görmemizi, konuşmalar yapmamızı ve bu tür uzun belgeler hazırlamamamızı, dün Abel'in veya Mollaların Cumhurbaşkanı gibi iyi konuşmalar dinlememizi sağlaması açısından güzel. Evet bunun için iyi. Ve burada birçok konuşma yapılıyor.

Sri Lanka Devlet Başkan'ından örneğin ve Şili Devlet Başkanı'ndan konuşmalar dinliyoruz. Ancak bizler, genel kurul, sadece bir tartışma organına dönüştük. Gücümüz yok, dünyadaki berbat duruma etki edebilecek güce sahip değiliz. Ve bu Venezüela'nın bir kez daha burada, bugün, 20 Eylül günü, BM'yi yeniden kurma önerisini getirme nedenidir. Geçen yıl Sayın Başkan, çok kritik önemlerde olduğunu düşündüğümüz dört öneri getirdik. Devlet başkanları, büyükelçiler, temsilciler olarak sorumluluğu almalı ve bunu tartışmalıyız.
 
İlki genişlemeydi ve Molla önceki gün tam burada bununla ilgili bir konuşma yaptı. Hem daimi ve hem de daimi olmayan üyelere sahip Güvenlik Konseyi, gelişmekte olan ülkeler ve LDC'ye daimi üyelik imkanı sağlamalıdır. Bu ilk aşama. İkincisi, dünyadaki çatışmalara yönelmek ve bunları çözmek için etkili yöntemler, net kararlardır.

Üçüncü nokta, acil olarak hepimizin istediği şekilde demokratik olmayan BM Güvenlik Konseyi'nde alınan kararlara yönelik veto kullanma mekanizmasını kaldırmak. Size yakın bir örnek vermeme izin verin. ABD'nin sahip olduğu bu ahlak dışı veto yetkisi, İsrail'in cezadan muaf olarak, Lübnan'ı yok etmesine izin verdi. Konseyin önlemesiyle, bunun karşısında sadece izleyici durumunda kaldık.

Dördüncüsü, her zaman söylediğim gibi BM genel sekreterinin yetkilerini ve rolünü güçlendirmeliyiz. Dün, genel sekreter, bize gerçekte bir veda konuşması yaptı. Ve o geçen 10 yılda işlerin daha da karıştığını, açlığın, yoksulluğun, insan hakları ihlallerini daha da kötüleştiğini farkındaydı. Bu BM sisteminin ve Amerikan hegemonik kurumlarının çöküşünün muazzam bir sonucudur. Sayın Başkan, Venezuela, birkaç yıl önce, Birleşmiş Milletleri tanıyarak mücadelesini Birleşmiş Milletler'e üye olarak ve düşüncelerimizi ve sesimizi buraya taşıyarak bu kurumun içinde sürdürme kararı aldı.
 
Bizim sesimiz saygınlık, barış arayışı, uluslararası sistemin yeniden formüle edilmesi, eziyeti sona erdirmenin ve gezegenin hegemonik güçlerine karşı saldırganlığın sesidir. Bu Venezüela'nın kendini nasıl tanımladığıdır. Bolivar'ın vatanı Güvenlik Konseyi'nde kalıcı olmayan üyelik için çabaladı. Bir bakalım. ABD yönetimince Venezüela'nın Güvenlik Konseyi üyeliğine özgürce seçilmesini öneleye çalışarak ahlak dışı, açık bir saldırıda bulundu. İmparatorluk çıplak gerçeklerden, bağımsız seslerden korkuyor. O bize radikaller diyor, ancak asıl radikaller onlar. Ve her ne kadar oy pusulası gizli olsa da Venezüela'ya desteklerini veren tüm ülkelere teşekkür etmek istiyorum. "Şairin dediği gibi, 'çaresizce iyimser' olmak için neden var..." Ancak İmparatorluk, açıkça saldırdığından beri, onlar in bize olan destekleri güçlendirmiş oldu. Ve destekleri bizi güçlendirdi.
 
Bir blok olarak Mercosur'daki kardeşlerimiz desteklerini sundu. Venezuela, Brezilya, Arjantin, Paraguay, Uruguayla Mercosur'un tam üyeleridir. Ve diğer birçok Latin Amerika ülkesi, CARICOM, Bolivya Venezüela'ya desteklerini sundu. Arap Birliği tamamen desteğini verdi. Ve ben Arap dünyasına, Arap kardeşlerimize, Karayipler'deki kardeşlerimize, Afrika Birliği'ne çok minnettarım. Neredeyse Afrika'nın tamamı Venezüela'ya desteğini sundu ve Rusya, Çin ve diğer pek çok ülke de. Onlara Venezuela adına, halkımız adına ve gerçek adına teşekkür ediyorum. Çünkü Venezuela BM Güvenlik Konseyi'nde daimi üyeliğe sahip olduğunda sadece Venezüela'nın düşüncelerini savunmakla kalmayıp, tüm dünya halklarının sesi olacak ve saygı ve doğruyu savunacaktır.
 
Tüm bunların üzerinde Sayın Başkan, bence iyimser olmak için de nedenler var. Bir şair şöyle demişti: Çaresizce iyimser. Çünkü savaşların, bombaların, saldırgan ve önleyici savaşın, bütün halkların yok edilmesinin üzerinde, biri yeni bir çağın aydınlandığını görebilir... 'Yeni bir çağ doğuyor. Silvio Rodriguez'in söylediği gibi, yeni yeni bir çağ doğuyor. Düşünmenin alternatif yolları var. Farklı düşünen genç insanlar var. Şimdi yapmamız gereken dünyanın geleceğini tayin etmektir. Şafak yeniden söküyor. Bunu Afrika'da, Avurpa'da, Latin Amerika'da ve Okyanusya'da görebilirsiniz. Bu iyimser görüşü vurgulamak istiyorum.

Kendimizi, mücadele isteğimizi güçlendirmeliyiz .Yeni ve daha iyi bir dünya inşa etmeliyiz. Venezuela bu mücadeleye katılıyor ve bu nedenle tehdit ediliyoruz. ABD Venezüela'da bir darbeyi çoktan planladı, finanse etti ve Venezüela'da ve başka yerlerde darbe girişimlerini desteklemeyi sürdürüyor. Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet, bir dakika önce bize eski dışişleri bakanı Orlando Letelier'e yönelik korkunç suikast girişimini hatırlattı. Ve birşey daha eklemek istiyorum: Bu suçu işleyenler şimdi serbest. Ve bir Amerikan vatandaşının da öldüğü bir diğer olayda suçlu Amerikalıların kendisiydi. Onlar CIA katilleri, teröristleriydi. 'EN BÜYÜK TERÖRİST NEREDE?' Ve bu odada, birkaç gün içinde gerçekleşecek bir yıldönümünü hatırlamamız gerekiyor. 30 yıl önce başka bir korkunç saldırı, bir Küba yolcu uçağına yönelik 73 kişinin yaşamını yitirdiği terör saldırısı gerçekleşmişti. Uçağı havaya uçurmanın sorumluluğunu üstlenen bu kıtanın en büyük teröristi nerede? Birkaç yıl Venezuela cezaevinde yattı.

CIA ve hükümet yetkililerine teşekkür ederiz ki kaçmasına izin verildi ve şimdi ABD'de hükümetin koruması altında yaşıyor. Ve o mahkûm edildi. Suçunu itiraf etti. Ancak ABD hükümeti, çifte standartlara sahip. Canı istediğinde terörizmi koruyor. Ve Venezuela, terörizm ve şiddetle mücadele etmeye söz veriyor. Ve biz barış için savaşan halklardanız.
 
Burada korunan teröristin adı Luis Posada Carriles, Ve Venezüela'dan kaçan diğer son derece yozlaşmış insanlar da burada koruma altında yaşıyor: Darbe süresince insanlara suikast düzenleyen elçilikleri bombalayan bir grup. Onlar beni kaçırdı ve beni öldüreceklerdi, ancak bence Tanrı yetişti ve halkımız ve ordu sokaklara döküldü ve bugün buradayım. Ancak bu darbeye öncülük eden insanlar bugün burada bu ülkede Amerikan hükümetince korunuyor. Ve ben Amerikan hükümetini teröristleri korumak ve tamamen sinik bir söyleme sahip olmakla suçluyorum.

Küba'dan bahsettik. Evet, birkaç gün önce oradaydık. Oradan mutlu bir şekilde ayrıldık. Ve orada başka bir çağın doğduğunu görüyorsunuz. Bağlantısızlar Hareketi'nin 15. Zirvesi'nde tarihi bir sonuç bildirgesi kabul edildi. Endişelenmeyin, onu burada okumayacağım. Değerli meslektaşlarım, Sayın Başkan, yeni, güçlü bir hareket, bir güney hareketi doğdu. Biz güneyin güneyin erkekleri ve kadınlarıyız. Bu belgelerle, fikirlerle, eleştirilerle, konuşmamı sonlandırıyorum. Kitabı götürüyorum. Ve unutmayın, bu kitabı hepinize hararetle ve tavezu ile öneriyorum. “DÜNYAYI KORUMAK İÇİN”.. Gezegenimizi korumak için fikirler istiyoruz, gezegenimizi emperyalist tehditten korumak için. Ve ümitle bu yüzyılda, çok uzun bir süre içinde değil, bunu göreceğiz, bu yeni çağı göreceğiz ve çocuklarımız ve torunlarımız için yenilenmiş bir BM'nin temel prensipleri temelinde barış içinde bir dünya için. Ve belki BM'nin yerini de değiştiririz, Belki BM'yi bir başka yere, belki bir güney şehrine taşıyabiliriz. Bunun için Venezüela'yı önermiştik. 'DOKTORUM UÇAKTA HAPİS!' Şahsi doktorumun uçakta kalması gerektiğini biliyorsunuz. Güvenlik Şefi kilitli bir uçakta beklemek zorunda. Bu beyefendilerin ikisine de BM toplantısına katılmalarına izin verilmedi.

Bu bir diğer istismar ve Şeytan'ın bir diğer güç istismarı. Hâlâ sülfür kokusunu duyabiliyorum, ancak Tanrı bizimle ve hepinizi kucaklıyorum. Tanrı hepimizi korusun. İyi günler dilerim... " 

Want to be your own boss? Learn how on Yahoo! Small Business.


The all-new Yahoo! Mail goes wherever you go - free your email address from your Internet provider.

#13 From: "Açık İstihbarat Özel" <invictus2572@...>
Date: Tue Oct 3, 2006 5:55 am
Subject: Filistin Devlet Başkanı'ndan İsrail'e AKP Fırçası
invictus2572
Send Email Send Email
 
www.acikistihbarat.com

02 Ekim 2006 Pazartesi


ABBAS'TAN İSRAİL'E AKP ARABULUCULUĞU FIRÇASI

Açık İstihbarat Haber
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun


AKP'nin; AB-D'nin görevlendirmesi ile giriştiği arabuluculuk girişimlerinin Filistin Devlet Başkanı Abbas tarafından yeteri kadar takdir edilmediği ve Abbas'ın İsrail'i AKP'yi arabulucu olarak devreye soktuğu için fırçaladığı ortaya çıktı.

İsrail Merkezli yayın yapan ynetnews.com adresinde yeralan habere göre; Ürdün'de, İsrail İç İstihbarat Servisi Shin Beth ve Ürdün, Mısır ve ismi açıklanmayan bir körfez ülkesinin istihbarat şefleri ile toplantı yapan Filistin Devlet Başkanı Abbas;

İsrail'i, kaçırılan İsrail'li askerle ilgili görüşmelerde, Türkiye, Norveç ve İspanya gibi ülkelerin arabuluculuğuna güvenerek, pazarlıkları daha da karmaşıklaştırmakla suçladı.

Abbas; İsrail askeri Gilad Shalit'in serbest bırakılması pazarlıkları için Mısır'ın arabuluculuk yapmasını talep etti.

İsrail merkezli ynetnews.com adresinde yeralan habere göre Ürdün'de gerçekleştirilen gizli görüşmede, ılımlı Arap ülkelerinin temsilcileri Abbas'dan Hamas'ı kilit mevkilerden uzak tutması ve hükümetten düşürmesi çağrısında bulundu.

Hamas içindeki ılımlılarla radikallerin arasındaki dengelerin de ele alındığı ve Ürdün'ün İsrail'i tanımayı reddetmesi durumunda Abbas'a HAMAS'ı devirmek için yasal destek vermeyi taahhüt ettiği görüşme aynı zamanda;

AKP'nin arabuluculuk insiyatifinin İsrail merkezli olduğu yolundaki tezleri güçlendirecek doneleri de içeriyor.

Filistin Devleti Başkanı Abbas'ın İsrail'i Türkiye'yi arabulucu olarak devreye soktuğu için kızdığı belirtilen

Haberin İngilizce tam metnini okumak için tıklayın.

Açık İstihbarat Haber



 


#14 From: "Açık İstihbarat Haber" <invictus2572@...>
Date: Tue Oct 3, 2006 6:51 am
Subject: Yabancı Medyadan Seçme Sinyaller - Salı
invictus2572
Send Email Send Email
 
www.acikistihbarat.com

02 Ekim 2006 Pazartesi


YABANCI MEDYADAN SEÇME SİNYALLER

Açık İstihbarat Haber
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
  • Lübnan'i güneyini isgal eden ve isgalini BM Güçleri üzerinden mesrulastirmaya çalisan Israil'in son vakasi Wazzani nehrinden çaldigi su.

  • Bush'u iktidara getiren ilk seçimde saibeleri ile ses getiren Florida'nin ardindan ikinci seçimde de benzer skandallar Ohio'da yasandi. ABD Seçimlerini dünyanin maskarasi haline getiren skandallar, oylari belli bir süre saklamasi gereken eyaletlerin; bu yasal süreyi beklemeden oylari imha etmeye baslamasi ile iyice derinlesti. O kadar ki ABD'liler artik "Oyumuzu Koruyalim" slogani altinda en temel haklarinin bile gaspedilmesine karsi mücadele ediyorlar. Buyrun "demokrasiyi" buradan yakin!

  • ABD'nin iskenceyi taseronlastiran sistemine dair ayrintili bir makaleyi The New Yorker da okuyabilirsiniz. ABD'nin deniz gücünü; "Özgürlük" gibi ulvi isimlerle süsledigi, yeni savas konseptlerine dayali özel gemiler üreterek, nasil sahillere yanastirmaya planladigini ise, donanmanin resmi sayfasindan okuyun. Gözleriniz yasaracak.

  • Henry Kissinger'la "arkadas" olan ve "Büyük Güçlerin Yükselisi ve Çöküsü" adli eserinde dile getirdigi "emperyalin asiri yayilmasi" (Imperial Overstrech) tanimlamasi ile "neo-conlarin" elestirilerine maruz kalan Paul Kennedy; Al-Ahram'a verdigi röportajda; tarihin çarklarinin ABD'nin aleyhine döndügünü ve dünyadaki gelir dengesizligi ile birlesen nüfus artisinin insanligi bekleyen en büyük tehdit oldugunu vurguluyor.

  • ABD'yi yönetenler Kennedy ile ayni fikirde olmadiklari için emperyal erisimlerini yaymak için girisimlerini; Iran'in silah programlari için mal veya hizmet üreten kisi ve kurumlara otomatikman yaptirimlar uygulayan bir yasayi yürürlüge sokarak ve Belçikali SWIFT firmasini Belçika yasalarini ihlal etmeye "ikna edip", 7800 uluslararasi finans kurumunun üye oldugu sisteme, "terörle mücadele" bahanesi ile sinirsiz erisim saglayarak devam ettiriyor. Bu haber; "Terörle Mücadelede ABD ile Isbirligi" meraklilarina, Türkiye'nin baska hizmete sunulmadik veri altyapilari varsa yeni fikirler sunabilir.

  • Ve son olarak; Hindistan Polis Teskilati'ndan yapilan açiklama 11 Temmuz'da Mumbay'da gerçeklestirilen patlamalarin ardinda Pakistan Askeri Istihbarat Servisi ISI ve bu servisin taseron olarak kullandigi Lashkar-E-Taiba örgütün oldugunun tespit edildigi açiklandi. Tahmin edeceginiz üzere bu haberi Pakistan hemen yalanladi. ISI'nin MI6 ve CIA ile isbirligi tarihi ele alindiginda, CIA ve MI6'in de yalanlamasi gereken bir haber olarak okumaya deger.



 


#15 From: Selahattin VARDAR <vardar_s@...>
Date: Tue Oct 3, 2006 8:29 pm
Subject: PKK ile pazarlık skandalı..
vardar_s
Send Email Send Email
 
PKK ile pazarlık skandalı..
 
Orhan ERDİL
Anayurt gazetesi/3 Ekim 2006
orhanerdil@yahoo. com
 
Irak’ın sözde cumhurbaşkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı, peşmerge lideri
Celal Talabanei, geçtiğimiz hafta başında yaptığı açıklamada, PKK’yı ateşkes ilan etmesi konusunda ikna ettiklerini, durumun kısa sürede örgüt tarafından ilan edileceğini ifade etmişti.
 
Talabani’nin ilerleyen günlerde Türkiye’yi hedef alan bazı açıklamaları ise, bazı Türk yetkililerin tepkisine maruz  kalmıştı.
 
Anlaşılan Talabani tarafı Türk tarafından gelen bu tepkilerden ciddi ölçüde rahatsız olmuş. Talabani'nin Ankara Temsilcisi Behruz Galali gazeteci-yazar Cengiz Çandar’ı arayarak Türk yetkililerin tepkilerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş.
 
Galali’nin Çandar’a yaptığı açıklamada, sadece Türk yetkililere duyulan tepkinin izleri yok; aynı zamanda kapalı kapılar ardında yapılan görüşme ve pazarlıklara ilişkin ipuçları da var.
 
İsterseniz Çandar’ın köşe yazısında yer alan ilgili bölüme bir göz atalım:
 
“Sabahın erken saatinde Celal Talabani'nin Ankara Temsilcisi Behruz Galali aradı. O kadar öfkeli ve öylesine hızlı konuşuyordu ki, bana konuşacak zaman da pek tanımadı.

‘Günaydın’ bile demeden ‘İyilik yapmak istedik; kötülük bulduk’ diye bağırarak makineli tüfek hızıyla konuşmasına başladı. Liderine Türkiye'den yönelen saldırılara çok öfkelenmişti ve ‘Bizden bunu yapmamızı isteyenler şimdi ağızlarını açmıyorlar. Hatta dahası Sayın Talabani'ye saldırıyorlar. Çıkıp, her şeyi ve herkesi isim isim açıklayacağım böyle devam ederse. Biz, bu işi kendi başımıza yapmadık. Türk yetkililerin isteği üzerine yaptık. Ben, işin içindeydim. Bütün bildiklerimi anlatacağım bu durumda.
 
 PKK, bugün toplanıyor; ateşkes kararını ilan edecek. İş, Türk yetkililerle kararlaştırıldığı gibi aynen ve adım adım ilerliyor. Bu durumda, Talabani'ye yönelik saldırılar neyin nesi oluyor?..’
 
 O noktada lafa girebildim. ‘Ateşkes ilan etti zaten’ diyecek oldum. ‘Hayır’ dedi, ‘O, Abdullah Öcalan'ın çağrısıydı.
 
 PKK yönetimi, Kandil'de toplanıyor ve Öcalan'ın çağrısını karara bağlayarak, ateşkes kararı alıyor. Bütün bunlar, adım adım önceden tasarlandı. Her şey önceden kararlaştırılan takvime doğru ilerliyor. Biz, Türk yetkililerin bizden istediklerini yaptık. Bu işe kendi başımıza girmedik. Dolayısıyla, bizden bunu isteyenlerin, tüm aşamalarından haberdar olanların ne susmaya ne Talabani'ye bu saldırıları yöneltmeye hakları yok.’
 
 Behruz Galali bağıra çağıra konuşmaya devam ediyordu. ‘Bunlar yüz yüze konuşulacak şeyler’ diyerek telefon görüşmesini kestim. Bu yazıyı yazdığım sırada da, Galali'nin kimi, neyi, nasıl kastettiğini bilmiyordum. Ama dünkü yazımda Abdullah Öcalan'ın yazılı ‘ateşkes çağrısı’ndaki ‘dil’ ve ‘üslup’un dikkat çekici olduğunu yazdığımda, o ‘dil’ ve ‘üslup’un Abdullah Öcalan'ın bildiğimiz alıştığımız dil ve üslubuna uymadığının farkında olarak öyle yazmıştım. Bu işin bir ‘arka planı’ olmalıydı ve Behruz Galali'den dinlediğim ve anladığım kadar, sadece Talabani'nin, kendi başına, girişimiyle ‘sınırlı olmayan’ bir ‘arka planı’ vardı.”
 
Çandar görüşmeyi özetledikten sonra kendi tesbitini de şöyle aktarıyor:
 
“Konu giderek bir ‘müphemiyet’ perdesine bürünüyor. Tümüyle açığa çıktığı takdirde bir ‘siyasal skandal’ olmasından korkulur.”
 
Çandar’ın kendi müktesebatı uyarınca “korktuğu” şey esasında Türkiye için kimi pazarlıkların ortaya çıkması açısından “hayırlara vesile olacak” bir gelişme şeklinde değerlendirilebilir.
 
Popüler medyada yer almayan bu iddia ve pazarlıkların peşinin bırakılmaması gerekiyor. Türkiye’de bazı çevrelerin ABD’nin telkin ve teşvikleri ile PKK ile pazarlıklara oturma konusunda teşne olduklarını yakından biliyoruz.
 
Görünen o ki, son günlerde meydana gelen gelişmeler bu pazarlıkların sonucu.
 
Şimdi akıllara gelen en önemli iki soru şu:
 
Talabani aracılığıyla PKK ile bu pazarlıkları kim veya kimler yürüttü?
 
Bu pazarlıklarda PKK’ya neler vaat edildi?
 
Bu skandalın mutlaka aydınlatılması gerekiyor..


Do you Yahoo!?
Get on board. You're invited to try the new Yahoo! Mail.

#16 From: Selahattin VARDAR <vardar_s@...>
Date: Thu Oct 5, 2006 9:00 pm
Subject: Türkleri salak yerine koymak!
vardar_s
Send Email Send Email
 
 
Türkleri salak yerine koymak!
 
Orhan ERDİL
Anayurt gazetesi/6 Ekim 2006
orhanerdil@...
 
 
PKK’nın ABD marifetiyle “ateşkes ilan etmesiyle” birlikte, Türk kamuoyunda bu ülkeye karşı olumsuz kanaatin değişeceğinin hesaplandığı dile getiriliyor.
 
Doğrusu bu hesabı yapanlar kendilerini fazla “uyanık”, Türk kamuoyunu da aleni olarak “salak” yerine koymuşlar.
 
Karşısındakini “salak” yerine koydukları için bir-iki “fırça darbesi” ile önlerindeki bütün sorunların çözüleceğini düşünüyorlar. En azından böyle rüyalar görüyorlar.
 
Belli ki; bölücü terör örgütüne “ateşkes ilan ettirerek”, Türk kamuoyunun ABD açısından “dikensiz gül bahçesi” olacağını tavsiye eden “yerli danışmanlar” olmalı. ABD’nin hesapları dışında, “yerli danışmanların” da Türk iç siyasetine ilişkin hesaplarının olduğu anlaşılıyor.
 
Durum böyle olunca “içeriden” ve dışarıdan Türk kamuoyu üzerine hesapların olduğu ortaya çıkıyor.
 
Peki “içeriden” kimlerin hesabı olabilir?
 
Bu sorunun cevabı ancak, Talabani'nin Ankara Temsilcisi Behruz Galali’nin iddiaları çerçevesinde, Talabani’yi aracı kılarak PKK ile pazarlık yapanların deşifresiyle ortaya çıkarılabilir.
 
Her şeyden evvel ortada bir gerçek var: Bölücü örgütün sözde “ateşkes” ilan etmesinden siyasi fayda uman çevreler var. Ve bu çevreler Talabani üzerinden PKK ile pazarlık yapmışlar.
 
Ama bu noktada temel belirleyici sadece Talabani değil. Talabani her zaman olduğu gibi yine bir piyon.
 
Sürece top yekun irade koyan ve “temel belirleyici” konumunda olan güç ABD.
 
ABD hem Türk iç siyasetine ilişkin “düzenleyici” hedeflerine ulaşmak açısından hem de kamuoyu baskısı sonucu Türkiye’nin Kuzey Irak’a düzenlemesi muhtemel bir sınır ötesi operasyonu engellemek için böyle bir “ateşkes”e ihtiyaç duydu.
 
Eğer ABD istediği anda PKK’ya “ateşkes ilan ettirebilecek” ölçüde söz konusu terör örgütü ile “iletişim” ve “ilişki” içinde ise, ABD-Türkiye ilişkilerinin önünde yeni bir “ipotek” var demektir.
 
Daha önceleri Kıbrıs, AB üyelik süreci, serbest ticaret bölgeleri sorunu, İran, Irak, Filistin vs. gibi sorunlar ve ipotekler ağında şekillenen ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni karın ağrısı PKK olacaktır. PKK, yakın ve orta vadede ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir siyasi enstrümana dönüşecektir ve dönüşmüştür de.
 
Bu ülke ile çıkar çelişkisine düştüğümüz anda PKK hem “havuç” hem de  “sopa” işlevine dönüşecektir.
 
Türkiye’de sözde “ateşkes”e teşne olanların bu gerçeğin farkında olmamaları mümkün değildir.
 
Ama, “ülke çıkarları bir yana, kendi siyasi gelecekleri bir yana” anlayışının egemen olmasından dolayı bu ülkenin 50 sene sonra doğacak çocuklarının geleceklerini de şimdiden ipotek altına sokmuşlardır.
 
“Ateşkes” tuzağı Talabani aracı kılınarak PKK ile yapılan pazarlıklar sonucu bölücülüğe verilecek tavizler bir yana, Türkiye’nin geleceğinin yeni bir ipoteğe bağlanmasını niteleyebilecek kavram bulmakta güçlük çekiyoruz.
 
Daha iğrenç ve tehlikeli olan ise, ABD iradesi ile, bir pazarlık sonucu gerçekleşmesi sağlanan sözde “ateşkes”in kamuoyuna terörle mücadele açısından “başarı” olarak lanse edilmesi, bu paralelde propaganda yapılmasıdır.
 
Görünen o ki, Türkleri sadece ABD değil, “başkaları” da “salak” yerine koyuyor!


Talk is cheap. Use Yahoo! Messenger to make PC-to-Phone calls. Great rates starting at 1¢/min.

#17 From: Selahattin VARDAR <vardar_s@...>
Date: Fri Oct 6, 2006 9:14 pm
Subject: Ağacı değil, ormanı görebilmek..
vardar_s
Send Email Send Email
 
Ağacı değil, ormanı görebilmek..
 
Orhan ERDİL
Anayurt gazetesi/7 Ekim 2006
orhanerdil@...
 
Önce temel göstergelere dikkat çekmek gerek: Türkiye bugün ciddi bir kuşatılmışlıkla karşı karşıyadır. Bütün kale ve tersaneleri ele geçirilmek üzeredir. Bin seneden fazla bir süredir anavatanımız olan Türkiye’nin milli kimliği tartışılır hale gelmektedir. 1071 yılında Malazgirt Zaferi’nden sonra millete hitap eden Sultan Alparslan’ın, “Size öyle bir yer aldım ki, sonsuza dek Türk vatanı kalacaktır” ifadesini geçersizleştirecek tarihi gelişmeler yaşanmaktadır.
 
Türkiye’de yaşanan sorunun özü budur.
 
Hiç kimse ağaçlara bakıp, ormanı görmezlikten gelmemelidir.
 
Bir sorunlar sarmalı halinde geldiğimiz noktanın bu ülkenin milli kimliğinin tasfiyesine dönüşmesinde pek çok faktörün etkisi vardır. Eğer siz “milli kimliğin tasfiyesi” gibi bir sonucu algılamayıp, bunu ön plana çıkarmayıp, süreçte etkili kimi faktörlerden bazılarını sürekli pelesenk ederseniz, milletin karşı karşıya bulunduğu tehlikenin bütün boyutları ile kavranılmasının da önüne geçmiş olursunuz.
 
Millete açıkça söylemek gerekiyor: Ey millet, sen ilelebet bu coğrafyada, bu vatanda kendi milli kimliğin ile mi, yoksa milli kimliği tasfiye edilmiş yığınlar halinde nereye yönlendirilirsen öyle mi yaşamak istiyorsun?
 
Bugün itibariyle yol alınan süreç ikinci şıktır, buna razı mısın?
 
Bunun açıkça sorulması lazım. Sorulduktan sonra da varolan tehlikenin bütün ayrıntıları ile ortaya konulması lazım.
 
Süreçte belirleyici bir role sahip Soros destekli TEVES kalkıp, “Şehitlik ve gazilik kaldırılmalıdır” diyorsa, sorunun kaynağını başka yerlerde aramak gerekiyor. Böyle bir manzara karşısında her yeri çekilebilecek bir kavram olan “irtica”yı gereğinden fazla dillendirmenin, sorunun özünün kavranılması açısından marjinal bir faydası olmayacağı gibi, olumsuz etkileri de olabilecektir.
 
Nitekim; Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu’nun Deniz Harp Okulu’nun açılış töreninde yaptığı konuşma mevcut sorunların özünün anlaşılması bakımından olumlu bir fayda sağlamamıştır. Oramiral Karahanoğlu’nun hiç gündemde yokken, durup dururken Türkçe ezandan bahsetmesi, milli güçlerin mevcut soruna karşı mücadelesinde zaaflar meydana getirmiştir.
 
Hiç kuşkusuz ülkemizde “irtica” tehlikesinin olmadığını iddia etmiyoruz. Aksine siyasi İslamcı çevrelerin büyük bir kısmının başlangıçta dile getirdiğimiz sorunun şekillenmesi  ve büyümesinde önemli rol ve katkıları söz konusudur.
 
Bu çevrelerin amaçlarının, Sorosçu, bölücü, AB’ci cenahla örtüştüğünü de söyleyebiliriz. Bu teşhise varabilmek için Türkiye’yi ele geçirme gayretindeki bir cemaatin gazete ve televizyonlarının yayınlarına bakmak yeterlidir.
 
“İrticai göstergeleri” mevcut sorunun özüyle somut irtibatlandırmalar yapmadan sürekli gündemde tutarsanız, meramınızı anlatmakta güçlüklerle karşı karşıya kalabilirsiniz.
 
Çünkü; Türkiye’de bazı kavramlar çoğu kez özünden saptırılabilmektedir. İrtica da bunların başında gelmektedir. Genellikle bu kavram etrafında yapılan tartışma ve suçlamalardan, dini bütün insanlarımız rahatsız olabilmektedir.
 
Bu ülkede Mesut Barzani yanlısı gazeteler çıkarılabilirken, televizyonların hazırlıkları yapılabilirken; bunu dillendirmeyip iki de bir dini bütün insanları rencide edebilecek ifadeleri gündeme getirseniz, halkın desteğini sağlama konusunda zaafa düşebilirsiniz.
 
Bu ülkede halen iktidar partisinden milletvekili olan bir şahsın yakın geçmişinde “Kürdistan masalları” varken, bunu ön plana çıkarmayıp, milletin ezanını dilinize dolarsanız milletin tamamını yanınızda bulamayabilirsiniz.
 
Daha verilecek çok örnek var.
 
Ama dediğimiz gibi mesele ağaçlara takılmayıp, ormanı görebilmek.
 
 


Yahoo! Messenger with Voice. Make PC-to-Phone Calls to the US (and 30+ countries) for 2¢/min or less.

#18 From: Selahattin VARDAR <vardar_s@...>
Date: Sat Oct 7, 2006 8:35 pm
Subject: Beka sorunu!
vardar_s
Send Email Send Email
 
 
 
Beka sorunu!
 
Orhan ERDİL
Anayurt gazetesi 8 Ekim 2006
orhanerdil@...
 
Dünkü yazımızda dile getirmiştik: 1071 yılında Malazgirt Zaferi’nden sonra millete hitap eden Sultan Alparslan, “Size öyle bir yer aldım ki, sonsuza dek Türk vatanı kalacaktır” der.
 
1071’den bu yana Türklerin Anadolu’daki macerasında çok kritik dönemeçler yaşandı. Moğol istilası sonrası yaşanan gelişmeler, Fetret dönemi ve Birinci Dünya Savaşı sonrası milletimiz açısından tarihi dönüm noktalarıdır.
 
Ama değindiğimiz söz konusu gelişmelerin hiç birisi, bugün için karşı karşıya kaldığımız sorunlar kadar kritik değildi.
 
Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki Sevr sürecini kısmen istisna tutarsak, daha önceki gelişmeler; tarihi şartlardan dolayı coğrafi hareketliliğe dayanıyordu. Hareketli bir millet olan Türkler, eğer bir coğrafyada tutunamazlarsa, başka bir coğrafyayı yurt edinme ve orada devlet kurma kabiliyetine sahipti.
 
Çünkü, o dönemin tarihi şartları gereği böyle bir hareketlilik ve coğrafi dolaşım mümkündü.
 
Bugünü geçmişten ayıran en önemli nokta, günümüzdeki sorunun doğrudan doğruya “Beka sorunu” olmasıdır.
 
Sadece devletin ve vatanın elden çıkarılması değil, milletin varlığının tehlikede olmasıdır.
 
Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlardan dolayı endişe duyanlar, arayış içinde olanlar, çözüm arayanlar “Beka sorunu”nun farkında olmadıkları sürece, dün de bahsettiğimiz gibi, “ağaçlara takılıp, ormanı görememe” gibi bir yanılsama yaşayacaklardır.
 
Böyle bir yanılsama sürecinde de ne teşhisleri ne de önerilerinde hiçbir isabet ve tutarlılık  olmayacaktır.
 
Bugün için vatanın ve milletin selametinden endişe edenlerin büyük bir çoğunluğunun içine düştükleri hata budur. Ortada ciddi bir “Beka sorunu” varken, görünürdeki tartışmaların “irtica, Türkçe ezan, başörtüsü, vs.” olması, sorunun tam olarak anlaşılmadığını, kavranılmadığını ortaya koyarken, vehametin boyutlarının geniş kitleler tarafından algılanmasını da engellemektedir.
 
Tehlike “Beka sorunu” boyutuna gelmişken, yukarıda sözünü ettiğimiz kavramlar etrafındaki tartışmalara kilitlenmek, İstanbul’un fethinden önce papazların Ayasofya’da meleklerin cinsiyetini tartışmalarına benziyor.
 
Zaten bu ülkede yıllardan beri “geliyorum diyen tehlike”nin ulaşacağı sürecin “Beka sorunu” olduğu hesap edilebilseydi; bugünkü canhıraş feryatlara gerek kalmayacaktı.
 
Ortada bir “Şark Meselesi”nin olduğuna ilişkin tarihi birikim ve bilinç varolsaydı ne 28 Şubat yaşanırdı ne de devlet ile millet arasındaki makas yapay bir şekilde açılmazdı.
 
Son 150 senedir yaşadıklarımızdan ülke yönetimi ve siyaset felsefesine ilişkin dersler çıkarılabilseydi; bugün ülkenin önemli kurumları “Ne AB ile oluyor, ne AB’siz oluyor” gibi bir ikilem yaşamazlardı.
 
Hülasa küresel kapitalizmin bu denli kuşatmasında kalmazdık.
 
Tekrar başa dönecek olursak; milletçe bir “Beka sorunu” yaşıyoruz. Sorunun varlığı ve tehlikenin boyutlarını kavrayabilmemiz için “ezber bozma” ve “zihin temizliğine” ihtiyaç vardır.
 
Bunun için;
 
Birincisi; “Şark Meselesi” uyarınca milletin varlığını hedefleyen küresel bir planının varlığının varlığı,
 
İkincisi; bu planın “içeride” uzantıları olduğu ve dışarıya paralel olarak milleti “mankurtlaştırmaya” yönelik uygulamaların el birliği ile hızla yürürlüğe sokulduğu
 
veri olarak kabul edilmelidir.
 
Önce ormanı bir görebilelim, vaktimiz kalırsa ağaçlarla da ilgilenebiliriz!
 
 
 
 
 
 


Talk is cheap. Use Yahoo! Messenger to make PC-to-Phone calls. Great rates starting at 1¢/min.

#19 From: iklil konyalilar <driklilbal@...>
Date: Sat Oct 7, 2006 8:32 am
Subject: Ateist Bir İsrailli'nin Uri Avnery''nin Papa'ya Yanıtı
driklilbal
Send Email Send Email
 
Uri Avnery ; 1948 Arap-israil savasina asker olarak katildi. 1950'den 1990'a kadar sahibi ve basyazari oldugu Haolam Haseh'i cikardi. israil parlamentosu Knesset'te uc donem (on yil) milletvekilligi yapti. Gencligindeki siyonist fikirleri birakti, "Siyonizmsiz israil" sloganini ortaya atti. 1993'te Gush Shalom ( Baris Bloku ) adli israil baris inisiyatifini kuran. Avnery, yorulmak bilmez bir baris eylemcisi olarak mucadelesine devam etmektedir..............
(Kitaplari da mail sonunda var...Bir tanesinin adi ilgimi cekti : 1'e karsi 119 (Knesset'teki konusmalarindan derlenmis)


Note: forwarded message attached.

Why keep checking for Mail? The all-new Yahoo! Mail shows you when there are new messages.


All-new Yahoo! Mail - Fire up a more powerful email and get things done faster.

 Ateist bir Yahudinin Papa'ya yanıtı

Kendini ateist bir Yahudi olarak tanımlayan İsrailli aydın Avnery, Papa'nın İslamiyet'i hedefleyen sözleri üzerine, 'Muhammed'in kılıcı' makalesini yazdı. İşte o yazı:

  Uri Avnery'nin makalesi

MUHAMMED'İN KILICI

Roma İmparatorlarının Hıristiyanları aslanlara attığı günlerden bu yana hükümdarlarla kilise ileri gelenleri arasındaki ilşikiler bir çok değişikliğe uğramıştır.

M.S. 306'da, yani bundan tam 1700 sene önce tahta çıkan Büyük Konstantin Filistin dahil olmak üzere İmparatorluk sınırlari içinde Hıristiyanlık ibadeti yapılmasını cesaretlendirecek bir tutum izledi. Derken, aradan yüzyıllar geçti, kilise Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) olmak üzere ikiye bölündü. Papa ünvanını alan Batıdaki Roma Piskoposu İmparatordan kendi üstünlüğünü tanımasını istedi.
İmparatorlarla Papa arasındaki mücadele Avrupa tarihinde önemli bir rol oynamış ve halkları bölmüştür. Bu mücadelede iniş çıkışlar olmuştur, bazan Hükümdarlar Papayı azletmiş, bazan Papa bir hükümdarı afaroz etmiş ya da görevden almıştır. Bu hükümdarlardan birisi olan IV. Henry [Fransa Kralı] Papa'nın kendisini bağışlaması için onun bulunduğu Canossa tepesine kadar giderek, şatosu önünde karda çıplak ayakla tam üç gün beklemiş, sonuçta Papa afaroz kararını kaldırmıştır.
Ama hükümdarların ve Papaların birbirleriyle barış içinde yaÅŸadıkları zamanlar da olmuÅŸtur. Bugün iÅŸte böyle bir dönem yaÅŸamaktayız. Åimdiki Papa XVI. Benedict ile günümüz İmparatoru II. George Bush harikûlade bir uyum içindeler. Geçen hafta Papa dünya çapında yankılanan, büyük bir fırtına yaratacak sözler sarfetti, bu sözler "Medeniyetler Çatışması" savını doÄŸru çıkarırcasına Bush'un "İslam faÅŸizmine" karşı Haçlı Seferi ilan etmesiyle tam tamına örtüşüyordu. 265. Papa bir Alman üniversitesinde yaptığı konuÅŸmada Hıristiyanlık ile İslam arasında büyük fark bulunduÄŸunu, Hıristiyanlığın akla dayandığını, İslamın ise aklı yadsıdığını söyledi: Hıristiyanlar Tanrının yaptıklarında mantık bulurlarken, Müslümanlar böyle bir mantığın varlığını reddediyorlardı.
Ben ateist bir Yahudi olarak, tartışmanın polemiğine girmek niyetinde değilim. Zaten Papanın mantığını anlayacak kadar yeteneğim de yok. Gelgelelim, "medeniyetler çatışması" fayının çok yakınında yaşayan bir İsrailli olduğum için beni ilgilendiren bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim.
Papa İslamın kusurunu kanıtlamak için Muhammed Peygamberin taraftarlarına dini kılıçla yaymalarını emrettiğini, böyle bir şeyin akıl dışı olduğunu, çünkü dinin bedenden değil, ruhtan doğduğunu, bu nedenle kılıcın ruhu etkileyemeyeceğini söylüyor.
Savlamasını güçlendirmek için –onca insan arasından— Roma'ya rakip Doğu Kilisesi'ne mensup bir Bizans İmparatorunu tanık seçiyor ve ondan alıntı yapıyor. 14. yy. sonlarında İmparator II. Manuel Paleologos'un ( adını bilmediğimiz ) İranlı bir İslam aydınıyla yazışma yoluyla yaptığı tartışmada kaleme aldığı –veya şifahen söylediği ( bu nokta pek belli değildir )- bir sözü aktarıyor: İmparator tartışmanın harareti içinde muhatabına şöyle demiş:
"Muhammed'in hangi yeniliği getirdiğini bana söyleyin, eğer ararsanız, va'zettiği dini kılıçla yaymayı emretmek gibi kötü ve gayrı insani şeyden başkasını bulamayacaksınız."

Bu sözlere yakından baktığımızda üç soru akla geliyor:
» a) İmparator niçin öyle demiştir?
» b) Söyledikleri gerçeğe uygun mudur?
» c) Åimdiki Papa durup dururken o sözleri neden tekrarlamıştır?

II. Manuel yukarıda andığımız sözleri yazdığında can çekişmekte olan bir imparatorluğun başındaki kişiydi. 1391'de tahta çıtığında Bizans'ın elinde sadece bir-iki bölge kalmıştı ve onlar da Türklerin eline geçmek üzereydi.
O sıralarda Osmanlı Türkleri Tuna kıyılarına varmış, Bulgaristan'ı, Yunanistan'ın kuzeyini almış ve Avrupa'nın Doğu Roma İmparatorluğunu kurtarmak için yolladığı orduları iki kez yenilgiye uğratmıştı. 29 Mayıs 1453'te, yani Manuel'in ölümünden sadece bir kaç yıl sonra Türkler başkent Konstantinopolis'i ( şimdiki İstanbul'u ) aldılar ve bin yıl kadar süren imparatorluğa son verdiler.
Manuel hükümdarlığı sırasında Avrupa başkentlerini gezdi, onlardan destek istedi. Kiliseleri yeniden birleştireceğine söz verdi. Burada bahsedilern dinsel içerikli mektupların Hıristiyan ülkelerini Türklere karşı kışkırtmak için yazıldığı kesindir. Amaç gayet pratikti; teoloji politikanın hizmetine koşuluyordu.
Bu nedenle, Papanın yaptığı alıntı tam da günümüzün İmparatoru II. George Bush'un ihtiyacına cevap veriyor. Bush Hıristiyan âlemini Müslüman ağırlıklı "Åeytan Üçgeni"ne karşı birleÅŸtirme peÅŸinde. Ayrıca, Türkler bir kez daha –ama ÅŸimdi barışçı yoldan—Avrupa kapılarına dayanmışlar. Ve herkes Papa'nın Avrupa BirliÄŸine Türkiye'nin girmesine karşı çıkan güçleri desteklediÄŸini biliyor.

MANUEL'in söylediklerinde gerçek payı var mı?
Papa o sözü söylerken kendisini güvenceye almış. Ciddi ve kendini yenileyen bir ilahiyatçı olarak yazılı metinleri tahrif edemeyeceğini elbette biliyordu. Bu nedenle, Kur'anın dini zor yoluyla yaymayı özellikle yasakladığını da konuşmasında belirtmekten geri kalmıyor ve 2. surenin "dinde zorlama olmaz" diyen 256. ayetinden söz ediyor ( bir papanın yapmaması gereken maddi bir yanlış olarak, 257 yerine 256 demiştir. )
Anlamı bu denli açık bir ifadeyi görmezlikten gelmek tabii ki, mümkün olamazdı. Papa, Peygamberin "dinde zorlama olmaz" emrini ilk başlarda, yani henüz güçsüz ve zayıf olduğu yıllarda verdiğini, ama sonra kılıcı dinin emrinde kullanmayı emrettiğini ileri sürüyor. Oysa, Kur'anda böyle bir emir yok. Evet doğrudur, Muhammed devletini kurarken Arabistan'da kendisine karşı olan Hıristiyan ve Yahudi kabilelere karşı kılıca başvurma çağrısında bulunmuştur. Ama Muhammed'in o yaptığı siyasi bir davranıştı, toprak kazanmak içindi, dini yaymak için değil...
İsa "başkalarını ne yaptıklarından tanıyacaksınız" demişti. Biz de öyle yapalım ve İslamı şu soruyu yanıtlayarak değerlendirelim: Müslümanlar bin yıldan fazla hüküm sürdükleri topraklarda dini kılıçla yayacak kadar güçlüyken, başka dinlere öyle mi yaptılar?
Hayır, yapmadılar.
Örneğin, Müslümanlar Yunanlılara yüzyıllarca hükmettiler, Yunanlılar [Rumlar] Müslüman oldular mı? Onları kimse İslamlaştırmaya çalıştı mı?
Hayır çalışmadı.
Tam tersine, Rumlar Hıristiyan oldukları halde Osmanlı yönetiminin en üst kademelerinde görevler aldılar. Bulgarlar, Sırplar, Romenler, Macarlar ve Avrupalı diğer bazı milletler şu veya bu zaman kesitinde Osmanlı idaresi altında yaşadılar, ama Hıristiyan inançlarına bağlı kaldılar.
Arnavutların Müslümanlaştıkları doğrudur, Bosnalıların da. Ama onlar İslamiyeti devletin gözüne girmek ve nimetlerinden yararlanmak için kabul etmişlerdir.
1099'da Haçlılar Kudüs'ü işgal ettiklerinde şehirdeki bütün Müslümanları ve Yahudileri sevecen İsa adına öldürdüler. Filistin 400 yıldır Müslüman egemenliği altındaydı ve Hıristiyanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturyorlardı.
Bunca uzun zaman zarfında onları İslamiyeti kabule zorlayan hiç bir teşebbüs olmamıştı. Ancak Haçlıların ülkeden atılmalarından sonra çoğunluk Arapçayı ve Müslümanlığı kabule başladılar, bugünkü Filistinlilerin pek çoğunun ataları onlardır.
YAHUDİLERE gelince, Müslümanların dinlerini onlara empoze ettiklerine dair hiç bir kanıt yoktur. Çok iyi bilindiÄŸi gibi, İspanya Yahudileri Müslüman idaresi altında o güne deÄŸin, hatta nerdeyse bugüne deÄŸin, hiç bir yerde olmadığı kadar serpilip geliÅŸtiler. Åair Yehuda Halevy ÅŸiirlerini Arapça yazdı, büyük Maimonides de öyle. Müslüman İspanya'da Yahudiler bakan oldular, ÅŸair oldular, bilimci oldular. Müslüman Toledo'da Hıristiyan,Yahudi ve Müslüman aydınlar el ele vererek eski Yunan'ın felsefe ve fen metinlerini çevirdiler. O yaÅŸanılan dönem gerçekten de tam bir "Altın ÇaÄŸ"dı. Bütün bunlar Peygamber'in "dini kılıçla yayın" buyruÄŸuyla acaba nasıl baÄŸdaÅŸtırılabilir?
Sonra neler olduğuna bakmak yukarıda anlattıklarımızdan daha önemli. Katolikler İspanya'yı geri aldıklarında Yahudiler ve Müslümanlar dinsel bir terörle karşılaştılar: ya Hıristiyanlığı kabul edeceklerdi, ya da kitle halinde yok edileceklerdi yahut da İspanya'yı terkedeceklerdi. Hıristiyanlığı kabul etmeyip ülkeden ayrılmak isteyen Yahudiler kendilerine nerede vatan buldular dersiniz? Hemen hemen hepsine Müslüman ülkeler kucak açtı. Sefarad ( "İspanyol" ) Yahudileri doğuda Fas'tan batıda Irak'a, kuzeyde ( o sırada Osmanlı toprağı olan ) Bulgaristan'dan güneyde Sudan'a kadar İslam dünyasının dört bir yanına yerleştiler, gittikleri hiç bir yerde suçlanmadılar, kovuşturulmadılar. Engizisyon eziyeti çekmediler. Yahudiler pogramlara, kitle halinde korkunç tehcirlere ve Holocoust'a Hıristiyan ülkelerinde maruz kalmışlardır.

NİÇİN BÖYLE?

Çünkü İslamiyet "kitapta yazılı kavimlere" her hangi bir şekilde baskı yapılmasını yasaklamıştı. İslam toplumunda Yahudilere ve Hıristiyanlara özel yer vardı. Gerçi Müslümanlarla tamamen eşit haklara sahip değildiler, ama onlarla eşite yakın haklardan yararlanabiliyorlardı. Kendilerine kişi başına vergi [kelle vergisi] konulmuştu, ama bunun mukabilinde askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı ki, Yahudilerin hepsi bu alış-verişten gayet memnundular. Müslüman yönetimler Yahudilerin –güzellikle ve ikna yoluyla bile olsa—İslamlaştırılmasına çok kızıyorlardı, çünkü o durumda devlet vergi kaybına uğruyordu.
Halkının tarihini bilen her dürüst Yahudi kendilerini asıp kesmiş veya "kılıçla" Hıristiyanlaştırmaya çalışmış Hıristiyan dünyası yanında, Yahudileri elli kuşak boyunca himaye etmiş İslam'a şükranden başka bir şey duyamaz.

"DİNİ kılıçla yaymak" hikayesi kötü bir tevatürdür, İspanyanın Hıristiyanlarca tekrar fethedilmesi, Haçlı Seferleri ve Türklerin Viyana'yı almalarına ramak kalmışken püskürtülmeleri gibi Müslümanlara karşı yapılmış büyük savaşlar
sırasında Avrupa'da yaygınlaştırılmış bir efsanedir. Papanın o masallara inandığını hiç zannetmiyorum. Eskaza inanıyorsa, Katolik âleminin başındaki bu zat başka dinlerin tarihini öğrenmeye hiç çaba sarfetmemiş demektir.
Peki, şu halde Papa neden kamu oyu önünde öyle konuştu? Bush'un ve evanjelist destekçilerinin yeni Haçlı Seferinin ardındaki nedenleri anlamadan bu soruya cevap veremeyiz. Bush ve yandaşlarının sloganı "İslam faşizmi" ve "Terörizme Karşı Dünya Çapında Savaş" tır ki, burada "terörizm" den kasıt Müslümanlardır.
Bush ve hempalarının bu utanmazlıkları dünyanın petrol kaynaklarına hakim olmanın kılıfıdır. Tarihte bir kez daha din kisvesi ekonomik çıkarların üstünü örtmek için kullanılıyor, bir kez daha haydutların seferi bir Haçlı Seferi oluyor.
Papanın konuşması işte bu gayretlere uygun düşüyor. Doğacak korkunç sonuçları ise kimse tahmin edemez.

URI AVNERY KİMDİR?

1923'te Beckum'da doğdu. 1933'te Filistin'e giderek Helmut Ostermann olan adını Uri Avnery olarak değiştirdi, siyasi faaliyete girdi. 1938-42 yılları arasında sağcı-siyonist akeri örgüt Irgun'da yeraltı çalışmasında bulundu. 1948 Arap-İsrail savaşına asker olarak katıldı. 1950'den 1990'a kadar sahibi ve başyazarı olduğu Haolam Haseh'i çıkardı. Israil parlamentosu Knesset'te üç dönem (on yıl) milletvekilliği yaptı. Gençliğindeki siyonist fikirleri bıraktı, "Siyonizmsiz Israil" sloganını ortaya attı. 1993'te Gush Shalom ( Barış Bloku ) adlı İsrail barış inisiyatifini kuran. Avnery, yorulmak bilmez bir barış eylemcisi olarak mücadelesine devam etmektedir.

» Aldığı ödüller: Osnabrück Erich-Maria Remarque Barış Ödülü (1995), Aachen Barış Ödülü (Gush Shalom inisiyatifiyle birlikte—1997), Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü (1997), Nobel Barış Ödülü adaylığı (2001), Carl-Ossietzky Ödülü (2002), Lew-Kopelew Ödülü (Filistinli Sari Nusseibeh'le birlikte—2003).

» Başlıca yapıtları: İbrani Devriminin Çocukluk Hastalığı Terörizm (1945), Sami Bölgesinde Savaş mı,Barış mı? (1947), Madalyanın Öteki Yüzü (1950), Gamalı Haç (1961), Siyonistsiz İsrail (1968), 1'e Karşı119 (Avnery'nin Knesset'teki konuşmaları), Dostum Olan Düşman ( FKÖ ile görüşme--1988), Lenin Artık Burada Oturmuyor (eski SSCB ve eski sosyalist ülkelere gezi notları—1991), İki Halk, İki Devlet (Averny'yle söyleşi--1995), Kudüs Sorunu (Uri Averny ve Azmi Bişara'nın Israilli ve Filistinli 11 tanınmış şahsiyetle söyleşileri –1995), Barışa Adanmış Bir Yaşam (İsrail ve Filistin üzerine dobra dobra yazılar—2003)

--
Lütfen bu e-postayı mümkün olduğunca çok kişiyle paylaşıp, mümkün olduğunca çok kişinin "haberdâr" olmasını sağlayın. Bu iletiyi paylaştığınızda üzerinizden bir lanet kalkmaz, zengin de olmazsınız ama belki bir kişiyi daha haberdâr edersiniz. Diğer yazılar için lütfen ziyaret ediniz: http://www.blogcu.com/turkekini


#20 From: "Açık İstihbarat Haber" <invictus2572@...>
Date: Mon Oct 9, 2006 6:01 am
Subject: Türk Devletini Zan Altında Bırakan Siyonist-Küresel Şebekeler
invictus2572
Send Email Send Email
 
www.acikistihbarat.com

09 Ekim Pazartesi


DEVLETİ ZAN ALTINDA BIRAKAN SİYONİST-NÜKLEER ŞEBEKELER

Açık İstihbarat Haber
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun


Sayın Okurlar;

Aşağıda California Courier'da yayınlanan bir makalenin çevirisini sizlere sunuyoruz. Makale bünyesinde; gözbebeğimiz olan kurumları zan altında bırakan hayli ciddi iddiaları okurken rahatsız olacaksınız.

Türk Devleti'nin kurumlarına sızan küresel-siyonist şebekelerin, İsrail-Pakistan-ABD-İran çokgeninde kurdukları silah ve nükleer ticaret-kaçakçılık piyasasının; Devletimizi ve kurumlarımızı nasıl zan altında bıraktığını ve Millet'in kaynaklarının "lobi" maskesi altında askeri ve sivil kurumlara sızmış şebekeler tarafından nasıl sömürüldüğünü görmek için, rahatsız olsanız da, aşağıdaki makaleyi dikkatlice okumanızı tavsiye ediyoruz.

İhlas'tan Beyaz Enerji'ye; Marc Grossman'dan Richard Perle'e; NATO'dan, JİNSA'ya kadar kapsamlı bir şebekenin, resmi soruşturmalara konu alan faaliyetlerinin; Devletimizi nasıl zan altında bıraktığını okurken şaşıracaksınız.

Saygılar
Açık İstihbarat

****************************************************************

Geçen sene Vanity Fair dergisinde yayınlanan bir makale;

Amerikan-Türk Konseyinin (ATC - American Turkish Council) ve Türk Amerikan Dernekleri Assamblesi'nin (ATAA - Assembly of Turkish American Associations) bir komploya imza atarak, sözde ermeni soykırımı ile ilgili bir kongre kararını bloke etmesi için Temsilciler Meclisi Sözcüsü Dennis Hastert'a yasadışı seçim kampanyası yardımları yaptıkları iddiasında bulundu.

Makale aynı zamanda Türk ajanların ABD hükümetinin en tepelerine
sızdığını da belirtiyordu.

Vanity Fair'de yayınlananların ana kaynağı; zamanında FBI için tercüman olarak çalışmış Sibel Edmonds isimli bir Türk'tü. Ne yazık ki; işi süresince FBI için çevirisini
yaptığı gizli FBI belgelerini kamuoyuna açıklamaktan yasal olarak men edildiği için, bu hassas konu hakkında bildiklerini açığa vuramadı. ABD mahkemeleri ve Kongre üyeleri tarafından gerçeklerin ortaya çıkması için yapılan bütün çabalar, Milli Güvenlik bahanesi ile, Bush hükümeti tarafından bertaraf edildi.

Son aylarda, çoğu isimsiz kaynaklardan, konuya yeni ışık saçan çeşitli açıklamalar gerçekleşti.

Bir kaç gün önce; araştırmacı gazeteci Wayne Madsen,
web sitesinde, ABD'deki Türk grupların yasadışı faaliyetlerin boyutları  ile ilgili iddiaları da içeren, özel bir rapor yayınladı. Bu rapor, gizli istihbari kaynaklara dayandığı
için, içeriğini bağımsız olarak teyit etme imkanı yok. Bu rapordan bazı alıntıları sunmak gerekirse :

"2001 yılında, FBI İKK (istihbarata karşı koyma) birimi; baba Bush'un güvenlik danışmanı emekli general Brent Scowcroft'un başkanlığını yaptığı Amerikan-Türk
Konseyi (ATC)'nin faaliyetlerinin merkezinde yeralan bir silah kaçakçılığı ve nüfuz oluşturma şebekesine
dair bir araştırma yürütüyordu.

"ABD istihbaratından kaynaklara göre, bu şebekenin ana oyuncularından biri, 1994-1997 yıllarında arasında ABD'nin Türkiye Büyükelçiliğini yapan ve
Washintong'a dönmesine müteakip Avrupa İşlerinden sorumlu Dış İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Marc Grossman 'dı."

"2001 Haziranında, o sıralarda Politik İşlerden Sorumlu Müsteşarlık görevini yürüten Grossmann, Washington,DC. 'deki iki yabancı ajana telefon açtı.Bu telefon konuşmaları FBI'ın dinlemesine takıldı.

2001 Haziranı sonunda, FBI bu şebekeye yönelik dinlemeleri sonucunda, Beyaz Enerji isimli Türk enerji firmasının, ATC'deki bağlantılarına, Türkiye'nin
nükleer programına yönelik nükleer malzeme temini ile ilgili olarak ABD'ye üst düzey bir ekibi yollayacağını bildirdiğini öğrendi.


Bunun üzerine;
ATC, Tennessee'deki Oak Ridge Ulusal Laboratuvarları ve New Mexico'daki Los Alamos Ulusal Laboratuvarlarına erişimi olan dört kişiyle bağlantıya
geçerek, Türkiye'nin gereksinimlerini belirlemek üzere, Türk nükleer uzmanlar için üç aylık (Ekim-Aralık 2001) bir gezi programı ayarlanmasını istedi.

Beyaz Enerji Grubu aynı zamanda; Oak Ridge, Los Alamos ve Kaliforniya'daki Lawrence Livermore'a erişimi olan ABD'li nükleer enerji danışmanlık
firmalarını satın alma isteğini de belirtti.

Ne var ki; Beyaz Enerji'nin ABD nükleer laboratuvarlarına erişim için elini oynadığı günlerde;
Valerie Plame Wilson 'ın adı ile anılan ve CIA paravan şirketi olan Brewster Jennings firması da;

CIA tarafından, Türkiye-Pakistan-İran-İsrail ve eski Sovyet Orta Asya cumhuriyetlerinden kilit oyuncuları içeren bir nükleer karaborsa faaliyeti olarak bilinen Beyaz Enerji çetesine sızmak üzereydi.

CIA kaynaklarına göre; bu çete aynı zamanda Washington'da ATC'nin diğer bir kilit müttefikini de içeriyordu : Türk askeri ve endüstriyel şeflerine, tepe ABD'li yöneticilere
nitelikli erişim sağlayan Amerika-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi
(AIPAC - America-Israel Public Affairs Committee).

Beyaz Enerji; Brewster Jennings'den danışmanlarla görüşmelere başladıktan sonra, ATC'deki bağlantılarına, diğer enerji danışmanlık firmaları ile birlikte Brewster Jennings'i de satın alma isteklerini ilettiler.

FBI'ın dinlemesine takılan iki telefon görüşmesinde, Grossman ilgili taraflara,

"Brewster Jennings'den uzak durun..onlar hükümet..paravandan başka bir
şey değil"


dedi.

Grossman'ın FBI dinlemesine takılan konuşmalarından bir tanesi Pakistan Birimler Arası İstihbarat Birimi (ISI) 'nin tepe ajanı ile yapılan konuşmaydı. 
Neredeyse birebir aynı mesajı taşıyan ikinci telefon konuşması ise, ATC içinde kilit bir oyuncu olan bir Northrop Grumman yetkilisine idi.


Northrop Grumman daha sonra ATC'deki bağlantısına telefon ederek, "Adamımız bizi Brewster Jennings ile ilgili uyardı" dedi. 

ABD'li bir istihbarat kaynağına göre, "Grossman'ın ismi 2001'de FBI'ın bütün telefon dinlemelerinde geçiyordu"

ABD'li istihbari kaynaklara göre, şu anda eski Savunma Bakanı William Cohen'in kurduğu Cohen Gruba çalışan Grossman; Ankara'daki günlerinden
beri İKK ajanlarının ilgi odağındaydı.

Grossman'ın büyükelçilik görevlilerinden bir tanesi, Türk ordusu ile lojistik konuları koordine etmekten sorumlu, büyükelçiliğin akseri ataşe ofisinde
çalışan ABD Hava Kuvvetleri Binbaşı Douglas Dickerson
idi. Ankara'dayken Dickerson; daha sonra evleneceği Melek Can Harputlu ile tanıştı.

ABD istihbarat kaynakları;

Grosmann'ın Dickerson'a;

1989 yılında, Richard Perle'in(eski Savuma Bakanı Yardımcısı)  himayesinde, Douglas Feith (eski Savunma Bakanlığı müsteşarı) tarafından kurulan lobi firması International Advisors,Inc. (IAI) firmasına yardımcı olması yolunda emir verdiğini doğruladılar.

IAI'nin ana görevi Türk Hükümetini ABD'de temsil etmek ve "ABD-Türkiye Savunma ve Endüstriyel işbirliğinin çıkarlarını kollamak"tı.

Feith'in CEO'su ve tek hissedarı olduğu IAI aynı zamanda Feith'sin hukuk firması Feith and Zell (FANZ)'e de yüzbinlerce dolar yönlendirdi.

Kısa sürede, Dickerson, Grossman'ın koruması altında, ABD'nin Türkiye, Azerbaycan (Richard Armitage o sırada ABD-Azerbaycan Ticaret
Komitesinin başkanlığını yürütüyordu)
, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan nezdindeki bütün silah satışlarından sorumlu bir konuma getirildi.

1996 yılında; Savunma Bakanlığı Denetim Ofisi; MİT ajanlarından rüşvet alırken yakalanan, Ankara büyükelçiliğinde görevli bir ABD'li askeri görevli ile ilgili bir soruşturma başlattı. Soruşturmanın başlamasından kısa bir süre sonra; Dickerson Almanya'daki ABD Hava Kuvvetleri üssüne transfer edildi.

2001 yılında George W. Bush'un başkan olmasından sonra, Dickerson, Washington Bolling Hava Kuvvetleri'nde ki Savunma İstihbarat Teşkilatı'nda (DIA); Türkiye, Özbekistan, Azerbaycan Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'a silah satışlarından sorumlu bir konuma getirildi. Karısı Melek Can ise ATC ve ATAA bünyesinde görevler edindi.

11 Eylül saldırıları sonrasında Melek Can; FBI'ın Washington Saha Ofisi'ne tercümanlık için başvurdu. Adalet Bakanlığı Denetim Ofisi'nin konu ile ilgili soruşturma raporuna göre, Melek Can bu iş için doldurduğu başvuru formunda ATC, ATAA ve Alman-Türk İş ve Kültür Vakfı'ndaki görevlerini belirtmedi. FBI tercümanı Sibel Edmonds (Melek Can'la birlikte çalışan Türkçe, Farsca ve Azeri tercümanı) MİT'in FBI'a sızmasından kamuya açık bir
şekilde şikayet ettiğinde, Senatörler Patrick Leahy ve Charless Grassley ısrarla FBI'a neden Melek Can hakkında Özel Arkaplan Araştırması (SBI) yapılmadığını sordular.

FBI; Melek Can'ın FBI'a, kocasının Çok Gizli/SBI 'ının sağladığı gizli FBI bilgilerine erişim hakkı üzerinden, "arka kapıdan" alındığını belirtti. ABD İstihbarat kaynaklarına göre, Dickerson'ların bu sırada ATC ile yakın mesai içindeydiler.

Edmonds'ın Dickerson'larla ilgili suçlamaları 2002 Haziranında bir Washington Post haberinde yeraldı. Dickersonlar; Washington'u, Binbaşı Dickerson'un
ABD Hava Kuvvetleri NATO Ofisindeki yeni görevi için 9 Eylül 2002'de terketti. Kısa sürede; Dickersons'larla ilgili üç tane ayrı soruşturma başlatıldı : Adalet Bakanlığı,
Savunma Bakanlığı'nde Joseph Schmitz tarafından yürütülen soruşturma  ve ABD Senatosu Adalet Komitesi'nin Leahy ve Grassley tarafından yürütülen soruşturmalar.

Dickerson'ların Belçika'ya varmasından iki hafta sonra Schmitz bir mektup yollayarak; Binbaşı Dickerson'ın DIA'de görev yaparken ATC ile ilişkisinin; "görevi
kapsamında"
olduğunu belirtti. Savunma Bakanlığı soruşturmayı sona erdirdi.

Daha sonra ABD Adalet Bakanı John Ashcroft; Dickerson'lar hakkında endişelerini dile getirmesi yüzünden işinden çıkarılan Edmonds'ın açtığı dava hakkında
kamuoyuna yeni açıklamalar yapmasını, "Devlet Sırları Ayrıcalığı"'na dayanan bir "Sus Emri" ile engelledi. Ashcroft'a, "Devlet Sırları Ayrıcalığı" üzerinden bir
"Sus Emri" yayınlaması talebi Savunma ve Dışişleri Bakanlığından gelmişti.

2005 Ağustosunda Vanity Fair dergisinde; Edmonds davası ve ulusal güvenlik adına "düdüğü çalan" (whistleblower terimi; kurumlarındaki yanlışları
kamuoyuna duyuran kişiler anlamında kullanılmaktadır)
diğerleri üzerinde yayınlanan makale sonrasında, Savunma Bakanlığı ve ABD Hava Kuvvetleri;
hala güvenli bir şekilde Belçika'daki NATO ofisinde görevini sürdüren Binbaşı Dickerson ve Edmonds'ın suçlamaları ile ilgili ortak bir soruşturma başlattı.


Savunma Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri ortak soruşturması çerçevesinde, Binbaşı Dickerson'a yeniden hakkındaki iddialar sorulduğunda, ABD istihbari
kaynakları, Dickerson'un soruşturmanın devam etmesi durumunda, "konuşmaya başlayacağı" tehdidinde bulunduğunu belirtiyorlar.
Ortak soruşturma eskisinde olduğu gibi hızlı bir şekilde sonlandırıldı.

Dickerson; 2006 Ocak ayında Yarbaylığa terfi ettirildi ve Yokota, Japonya'daki ABD Hava Kuvvetleri üssüne transfer edilerek, burada 374. Lojistik Kıtasının komutasına vekaleten atandı.

ABD istihbari kaynakları; 1980'lerden bu yana Perle ve Feith'i sürekli koruyanların aynı zamanda Dickerson ve Grossman'ı korumakta olduğunu belirtiyorlar.

1980'lerin sonunda, nükleer kaçakçılığı takip etmek üzere İstanbul'da faaliyette bulunanlar dahil olmak üzere CIA kaynakları; Türkiye-ABD nükleer karaborsa piyasası şebekesinin; İran-Kuzey Kore ve Libya'ya hassas nükleer teknoloji satan, Pakistan'daki Abdül Kadir Han nükleer kaçakçılık şebekesine doğrudan bağlı olduğunu belirtiyorlar.

Bir ABD İKK (İstihbarata Karşı Koyma) kaynağı; ATC ve ATAA'nın; doğrudan
AIPAC ve Ulusal Güvenlik Konuları İçin Yahudi Enstitüsü (JINSA-Jewish Institute for National Security Affairs)'ne bağlantılı olduğunu ve buralardan desteklendiğini belirtti.


(Editörün Notu:
JINSA'nın  ödül verdikleri arasında Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Çevik Bir ve Tayyip Erdoğan olduğunu lütfen unutmayınız)

Kaynak; Valeri Plame Wilson'ın

(Editörün Notu : Wilson'un CIA ajanı olduğunun
bizzat Beyaz Saray kaynaklı olarak deşifre edilmesi, ABD'de ciddi bir skandala yolaçmış ve Bush yönetiminin, Irak'ta nükleer silah olduğu yolunda istediği raporları üretmeyen CIA'den intikam aldığı belirtilmişti
)


2001 yılında nükleer silahların yayılmasını engellemeye yönelik
çalışmalarının zirvesindeyken;

Türkiye ve ATC'ye odaklandığını fakat ATC'yi kontrol ettiği öne sürülen AIPAC ve JINSA bağlantılı özel çıkar odaklarının, Brewster Jennings'in bir CIA paravan şirketi olduğunu deşifre ederek Plame Wilson'un operasyonlarını sekteye uğrattıklarını öne sürüyor.

CIA'in narkotik bölümü de ATC ve NATO ile bağlantıları ile yakınen ilgileniyor.

Şu anda Hollanda'da, uyuşturucu kaçakçılığı suçlaması ile
bulunan Türk uyuşturucu lordu, Hüseyin Baybaşin'e göre Türk ordusu içindeki bazı odaklar ve

(Editörün Notu : Yazının orijinalinde,
bizzat Türk Ordusu ifadesi geçtiği halde, bizler, Ordusu ve istihbarat teşkilatları  dahil Türk Devleti ve Milleti'nin her kurumuna sızmış şebekeler yüzünden, TSK ve MİT gibi kurumlarımızın lekelenmesine gönlümüz elvermediğinden, vücuddaki kanseri vücudla özdeşleştirmeme politikamızı sürdürme ve karşı psikolojik harbe zemin hazırlamama adına çeviride gerekli düzeltmeleri yapıyoruz
)

NATO'daki bağlantıları Türkiye üzerinden gerçekleştirilen uyuşturucu ticaretinin içinde yeralıyor.

Baybaşin; sözkonusu odakların, MİT'i , Türk Büyükelçiliklerini, konsoloslukları ve askeri misyonları kullandığını (özellikle Londra ve Amsterdam'a dikkat çekiliyor) belirtiyor. Sözkonusu odakların; PKK'yı da, özellikle
Afganistan'da rekor seviyede üretilen eroinin Batı Asya'dan transferi için PKK'yı kullandıkları da belirtiliyor.


Grossman'ın 2005 Ocak ayında Başkan Yardımcısı olarak Cohen Grubu'na katılmasından bu yana; bu firma ATC'nin en büyük müşterisi haline geldi. 2005 Ekim ayında; Grossman, son olarak TGRT Televizyonunu Rupert Murdoch NewsCorp'a satan İhlas Holding'in yönetim kuruluna atandı.

ABD'deki yasal kaynaklar, Feith'in hala , Kuzey Karolayna Cumhuriyetçi Milletvekili Walter Jones tarafından teşvik edilen bir Savunma Bakanlığı soruşturması altında olduğunu belirtiyorlar.

Bu çok önemli meselenin bütün gerçeklerini ortaya çıkarmak için bir kongre soruşturmasına ihtiyaç duyulduğu ortada. Fakat; Beyaz Saray ve Kongre; sadece Temsilciler Meclisindeki liderliklerini değil aynı zamanda bu yasadışı faaliyetlere karıştığı iddia edilen
Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkililerine korumaya hevesli Cumhuriyetçiler tarafından kontrol edildiği sürece, böyle bir soruşturmayı gerçekleştirmek imkansız olacaktır.

Ayrıca; Bush hükümeti Kore ve İran nükleer programlarına karşı agresif bir şekilde mücadele ederken; Amerikan kamuoyu; bu çerçevede, Türkiye'nin çabaları için kaygı ifade etmemeli mi? Özellikle; eski ve mevcut üst düzey yönetim yetkililerinin gizlice Türkiye'nin nükleer'e
geçmesine yardımcı oldukları iddiaları ele alındığında?

Kaynak : The California Courier

 



 


#21 From: Ümit Özgüngör <umitozgungor@...>
Date: Mon Oct 9, 2006 5:25 pm
Subject: Yanıt: Ateist Bir İsrailli'nin Uri Avnery''nin Papa'ya Yanıtı
umitozgungor
Send Email Send Email
 
Hocam hepsini anladık ama bu "atesist bir yahudi" olayı nasıl oluyor bana acıklarmısınız





iklil konyalilar <driklilbal@...> yazdı:
Uri Avnery ; 1948 Arap-israil savasina asker olarak katildi. 1950'den 1990'a kadar sahibi ve basyazari oldugu Haolam Haseh'i cikardi. israil parlamentosu Knesset'te uc donem (on yil) milletvekilligi yapti. Gencligindeki siyonist fikirleri birakti, "Siyonizmsiz israil" sloganini ortaya atti. 1993'te Gush Shalom ( Baris Bloku ) adli israil baris inisiyatifini kuran. Avnery, yorulmak bilmez bir baris eylemcisi olarak mucadelesine devam etmektedir..............
(Kitaplari da mail sonunda var...Bir tanesinin adi ilgimi cekti : 1'e karsi 119 (Knesset'teki konusmalarindan derlenmis)


Note: forwarded message attached.

Why keep checking for Mail? The all-new Yahoo! Mail shows you when there are new messages.

All-new Yahoo! Mail - Fire up a more powerful email and get things done faster.
Kimden: "Türk Ekini" <turkekini@...>
Tarihi: Tue, 3 Oct 2006 23:03:25 +0300
Konu: <<[oktaysinanoglu]>> Ateist Bir İsrailli'nin Uri Avnery''nin Papa'ya Yanıtı

 Ateist bir Yahudinin Papa'ya yanıtı
Kendini ateist bir Yahudi olarak tanımlayan İsrailli aydın Avnery, Papa'nın İslamiyet'i hedefleyen sözleri üzerine, 'Muhammed'in kılıcı' makalesini yazdı. İşte o yazı:
  Uri Avnery'nin makalesi
MUHAMMED'İN KILICI

Roma İmparatorlarının Hıristiyanları aslanlara attığı günlerden bu yana hükümdarlarla kilise ileri gelenleri arasındaki ilşikiler bir çok değişikliğe uğramıştır.
M.S. 306'da, yani bundan tam 1700 sene önce tahta çıkan Büyük Konstantin Filistin dahil olmak üzere İmparatorluk sınırlari içinde Hıristiyanlık ibadeti yapılmasını cesaretlendirecek bir tutum izledi. Derken, aradan yüzyıllar geçti, kilise Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) olmak üzere ikiye bölündü. Papa ünvanını alan Batıdaki Roma Piskoposu İmparatordan kendi üstünlüğünü tanımasını istedi.
İmparatorlarla Papa arasındaki mücadele Avrupa tarihinde önemli bir rol oynamış ve halkları bölmüştür. Bu mücadelede iniş çıkışlar olmuştur, bazan Hükümdarlar Papayı azletmiş, bazan Papa bir hükümdarı afaroz etmiş ya da görevden almıştır. Bu hükümdarlardan birisi olan IV. Henry [Fransa Kralı] Papa'nın kendisini bağışlaması için onun bulunduğu Canossa tepesine kadar giderek, şatosu önünde karda çıplak ayakla tam üç gün beklemiş, sonuçta Papa afaroz kararını kaldırmıştır.
Ama hükümdarların ve Papaların birbirleriyle barış içinde yaÅŸadıkları zamanlar da olmuÅŸtur. Bugün iÅŸte böyle bir dönem yaÅŸamaktayız. Åimdiki Papa XVI. Benedict ile günümüz İmparatoru II. George Bush harikûlade bir uyum içindeler. Geçen hafta Papa dünya çapında yankılanan, büyük bir fırtına yaratacak sözler sarfetti, bu sözler "Medeniyetler Çatışması" savını doÄŸru çıkarırcasına Bush'un "İslam faÅŸizmine" karşı Haçlı Seferi ilan etmesiyle tam tamına örtüşüyordu. 265. Papa bir Alman üniversitesinde yaptığı konuÅŸmada Hıristiyanlık ile İslam arasında büyük fark bulunduÄŸunu, Hıristiyanlığın akla dayandığını, İslamın ise aklı yadsıdığını söyledi: Hıristiyanlar Tanrının yaptıklarında mantık bulurlarken, Müslümanlar böyle bir mantığın varlığını reddediyorlardı.
Ben ateist bir Yahudi olarak, tartışmanın polemiğine girmek niyetinde değilim. Zaten Papanın mantığını anlayacak kadar yeteneğim de yok. Gelgelelim, "medeniyetler çatışması" fayının çok yakınında yaşayan bir İsrailli olduğum için beni ilgilendiren bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim.
Papa İslamın kusurunu kanıtlamak için Muhammed Peygamberin taraftarlarına dini kılıçla yaymalarını emrettiğini, böyle bir şeyin akıl dışı olduğunu, çünkü dinin bedenden değil, ruhtan doğduğunu, bu nedenle kılıcın ruhu etkileyemeyeceğini söylüyor.
Savlamasını güçlendirmek için –onca insan arasından— Roma'ya rakip Doğu Kilisesi'ne mensup bir Bizans İmparatorunu tanık seçiyor ve ondan alıntı yapıyor. 14. yy. sonlarında İmparator II. Manuel Paleologos'un ( adını bilmediğimiz ) İranlı bir İslam aydınıyla yazışma yoluyla yaptığı tartışmada kaleme aldığı –veya şifahen söylediği ( bu nokta pek belli değildir )- bir sözü aktarıyor: İmparator tartışmanın harareti içinde muhatabına şöyle demiş:
"Muhammed'in hangi yeniliği getirdiğini bana söyleyin, eğer ararsanız, va'zettiği dini kılıçla yaymayı emretmek gibi kötü ve gayrı insani şeyden başkasını bulamayacaksınız."

Bu sözlere yakından baktığımızda üç soru akla geliyor:
» a) İmparator niçin öyle demiştir?
» b) Söyledikleri gerçeğe uygun mudur?
» c) Åimdiki Papa durup dururken o sözleri neden tekrarlamıştır?

II. Manuel yukarıda andığımız sözleri yazdığında can çekişmekte olan bir imparatorluğun başındaki kişiydi. 1391'de tahta çıtığında Bizans'ın elinde sadece bir-iki bölge kalmıştı ve onlar da Türklerin eline geçmek üzereydi.
O sıralarda Osmanlı Türkleri Tuna kıyılarına varmış, Bulgaristan'ı, Yunanistan'ın kuzeyini almış ve Avrupa'nın Doğu Roma İmparatorluğunu kurtarmak için yolladığı orduları iki kez yenilgiye uğratmıştı. 29 Mayıs 1453'te, yani Manuel'in ölümünden sadece bir kaç yıl sonra Türkler başkent Konstantinopolis'i ( şimdiki İstanbul'u ) aldılar ve bin yıl kadar süren imparatorluğa son verdiler.
Manuel hükümdarlığı sırasında Avrupa başkentlerini gezdi, onlardan destek istedi. Kiliseleri yeniden birleştireceğine söz verdi. Burada bahsedilern dinsel içerikli mektupların Hıristiyan ülkelerini Türklere karşı kışkırtmak için yazıldığı kesindir. Amaç gayet pratikti; teoloji politikanın hizmetine koşuluyordu.
Bu nedenle, Papanın yaptığı alıntı tam da günümüzün İmparatoru II. George Bush'un ihtiyacına cevap veriyor. Bush Hıristiyan âlemini Müslüman ağırlıklı "Åeytan Üçgeni"ne karşı birleÅŸtirme peÅŸinde. Ayrıca, Türkler bir kez daha –ama ÅŸimdi barışçı yoldan—Avrupa kapılarına dayanmışlar. Ve herkes Papa'nın Avrupa BirliÄŸine Türkiye'nin girmesine karşı çıkan güçleri desteklediÄŸini biliyor.

MANUEL'in söylediklerinde gerçek payı var mı?
Papa o sözü söylerken kendisini güvenceye almış. Ciddi ve kendini yenileyen bir ilahiyatçı olarak yazılı metinleri tahrif edemeyeceğini elbette biliyordu. Bu nedenle, Kur'anın dini zor yoluyla yaymayı özellikle yasakladığını da konuşmasında belirtmekten geri kalmıyor ve 2. surenin "dinde zorlama olmaz" diyen 256. ayetinden söz ediyor ( bir papanın yapmaması gereken maddi bir yanlış olarak, 257 yerine 256 demiştir. )
Anlamı bu denli açık bir ifadeyi görmezlikten gelmek tabii ki, mümkün olamazdı. Papa, Peygamberin "dinde zorlama olmaz" emrini ilk başlarda, yani henüz güçsüz ve zayıf olduğu yıllarda verdiğini, ama sonra kılıcı dinin emrinde kullanmayı emrettiğini ileri sürüyor. Oysa, Kur'anda böyle bir emir yok. Evet doğrudur, Muhammed devletini kurarken Arabistan'da kendisine karşı olan Hıristiyan ve Yahudi kabilelere karşı kılıca başvurma çağrısında bulunmuştur. Ama Muhammed'in o yaptığı siyasi bir davranıştı, toprak kazanmak içindi, dini yaymak için değil...
İsa "başkalarını ne yaptıklarından tanıyacaksınız" demişti. Biz de öyle yapalım ve İslamı şu soruyu yanıtlayarak değerlendirelim: Müslümanlar bin yıldan fazla hüküm sürdükleri topraklarda dini kılıçla yayacak kadar güçlüyken, başka dinlere öyle mi yaptılar?
Hayır, yapmadılar.
Örneğin, Müslümanlar Yunanlılara yüzyıllarca hükmettiler, Yunanlılar [Rumlar] Müslüman oldular mı? Onları kimse İslamlaştırmaya çalıştı mı?
Hayır çalışmadı.
Tam tersine, Rumlar Hıristiyan oldukları halde Osmanlı yönetiminin en üst kademelerinde görevler aldılar. Bulgarlar, Sırplar, Romenler, Macarlar ve Avrupalı diğer bazı milletler şu veya bu zaman kesitinde Osmanlı idaresi altında yaşadılar, ama Hıristiyan inançlarına bağlı kaldılar.
Arnavutların Müslümanlaştıkları doğrudur, Bosnalıların da. Ama onlar İslamiyeti devletin gözüne girmek ve nimetlerinden yararlanmak için kabul etmişlerdir.
1099'da Haçlılar Kudüs'ü işgal ettiklerinde şehirdeki bütün Müslümanları ve Yahudileri sevecen İsa adına öldürdüler. Filistin 400 yıldır Müslüman egemenliği altındaydı ve Hıristiyanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturyorlardı.
Bunca uzun zaman zarfında onları İslamiyeti kabule zorlayan hiç bir teşebbüs olmamıştı. Ancak Haçlıların ülkeden atılmalarından sonra çoğunluk Arapçayı ve Müslümanlığı kabule başladılar, bugünkü Filistinlilerin pek çoğunun ataları onlardır.
YAHUDİLERE gelince, Müslümanların dinlerini onlara empoze ettiklerine dair hiç bir kanıt yoktur. Çok iyi bilindiÄŸi gibi, İspanya Yahudileri Müslüman idaresi altında o güne deÄŸin, hatta nerdeyse bugüne deÄŸin, hiç bir yerde olmadığı kadar serpilip geliÅŸtiler. Åair Yehuda Halevy ÅŸiirlerini Arapça yazdı, büyük Maimonides de öyle. Müslüman İspanya'da Yahudiler bakan oldular, ÅŸair oldular, bilimci oldular. Müslüman Toledo'da Hıristiyan,Yahudi ve Müslüman aydınlar el ele vererek eski Yunan'ın felsefe ve fen metinlerini çevirdiler. O yaÅŸanılan dönem gerçekten de tam bir "Altın ÇaÄŸ"dı. Bütün bunlar Peygamber'in "dini kılıçla yayın" buyruÄŸuyla acaba nasıl baÄŸdaÅŸtırılabilir?
Sonra neler olduğuna bakmak yukarıda anlattıklarımızdan daha önemli. Katolikler İspanya'yı geri aldıklarında Yahudiler ve Müslümanlar dinsel bir terörle karşılaştılar: ya Hıristiyanlığı kabul edeceklerdi, ya da kitle halinde yok edileceklerdi yahut da İspanya'yı terkedeceklerdi. Hıristiyanlığı kabul etmeyip ülkeden ayrılmak isteyen Yahudiler kendilerine nerede vatan buldular dersiniz? Hemen hemen hepsine Müslüman ülkeler kucak açtı. Sefarad ( "İspanyol" ) Yahudileri doğuda Fas'tan batıda Irak'a, kuzeyde ( o sırada Osmanlı toprağı olan ) Bulgaristan'dan güneyde Sudan'a kadar İslam dünyasının dört bir yanına yerleştiler, gittikleri hiç bir yerde suçlanmadılar, kovuşturulmadılar. Engizisyon eziyeti çekmediler. Yahudiler pogramlara, kitle halinde korkunç tehcirlere ve Holocoust'a Hıristiyan ülkelerinde maruz kalmışlardır.

NİÇİN BÖYLE?

Çünkü İslamiyet "kitapta yazılı kavimlere" her hangi bir şekilde baskı yapılmasını yasaklamıştı. İslam toplumunda Yahudilere ve Hıristiyanlara özel yer vardı. Gerçi Müslümanlarla tamamen eşit haklara sahip değildiler, ama onlarla eşite yakın haklardan yararlanabiliyorlardı. Kendilerine kişi başına vergi [kelle vergisi] konulmuştu, ama bunun mukabilinde askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı ki, Yahudilerin hepsi bu alış-verişten gayet memnundular. Müslüman yönetimler Yahudilerin –güzellikle ve ikna yoluyla bile olsa—İslamlaştırılmasına çok kızıyorlardı, çünkü o durumda devlet vergi kaybına uğruyordu.
Halkının tarihini bilen her dürüst Yahudi kendilerini asıp kesmiş veya "kılıçla" Hıristiyanlaştırmaya çalışmış Hıristiyan dünyası yanında, Yahudileri elli kuşak boyunca himaye etmiş İslam'a şükranden başka bir şey duyamaz.

"DİNİ kılıçla yaymak" hikayesi kötü bir tevatürdür, İspanyanın Hıristiyanlarca tekrar fethedilmesi, Haçlı Seferleri ve Türklerin Viyana'yı almalarına ramak kalmışken püskürtülmeleri gibi Müslümanlara karşı yapılmış büyük savaşlar
sırasında Avrupa'da yaygınlaştırılmış bir efsanedir. Papanın o masallara inandığını hiç zannetmiyorum. Eskaza inanıyorsa, Katolik âleminin başındaki bu zat başka dinlerin tarihini öğrenmeye hiç çaba sarfetmemiş demektir.
Peki, şu halde Papa neden kamu oyu önünde öyle konuştu? Bush'un ve evanjelist destekçilerinin yeni Haçlı Seferinin ardındaki nedenleri anlamadan bu soruya cevap veremeyiz. Bush ve yandaşlarının sloganı "İslam faşizmi" ve "Terörizme Karşı Dünya Çapında Savaş" tır ki, burada "terörizm" den kasıt Müslümanlardır.
Bush ve hempalarının bu utanmazlıkları dünyanın petrol kaynaklarına hakim olmanın kılıfıdır. Tarihte bir kez daha din kisvesi ekonomik çıkarların üstünü örtmek için kullanılıyor, bir kez daha haydutların seferi bir Haçlı Seferi oluyor.
Papanın konuşması işte bu gayretlere uygun düşüyor. Doğacak korkunç sonuçları ise kimse tahmin edemez.

URI AVNERY KİMDİR?

1923'te Beckum'da doğdu. 1933'te Filistin'e giderek Helmut Ostermann olan adını Uri Avnery olarak değiştirdi, siyasi faaliyete girdi. 1938-42 yılları arasında sağcı-siyonist akeri örgüt Irgun'da yeraltı çalışmasında bulundu. 1948 Arap-İsrail savaşına asker olarak katıldı. 1950'den 1990'a kadar sahibi ve başyazarı olduğu Haolam Haseh'i çıkardı. Israil parlamentosu Knesset'te üç dönem (on yıl) milletvekilliği yaptı. Gençliğindeki siyonist fikirleri bıraktı, "Siyonizmsiz Israil" sloganını ortaya attı. 1993'te Gush Shalom ( Barış Bloku ) adlı İsrail barış inisiyatifini kuran. Avnery, yorulmak bilmez bir barış eylemcisi olarak mücadelesine devam etmektedir.

» Aldığı ödüller: Osnabrück Erich-Maria Remarque Barış Ödülü (1995), Aachen Barış Ödülü (Gush Shalom inisiyatifiyle birlikte—1997), Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü (1997), Nobel Barış Ödülü adaylığı (2001), Carl-Ossietzky Ödülü (2002), Lew-Kopelew Ödülü (Filistinli Sari Nusseibeh'le birlikte—2003).

» Başlıca yapıtları: İbrani Devriminin Çocukluk Hastalığı Terörizm (1945), Sami Bölgesinde Savaş mı,Barış mı? (1947), Madalyanın Öteki Yüzü (1950), Gamalı Haç (1961), Siyonistsiz İsrail (1968), 1'e Karşı119 (Avnery'nin Knesset'teki konuşmaları), Dostum Olan Düşman ( FKÖ ile görüşme--1988), Lenin Artık Burada Oturmuyor (eski SSCB ve eski sosyalist ülkelere gezi notları—1991), İki Halk, İki Devlet (Averny'yle söyleşi--1995), Kudüs Sorunu (Uri Averny ve Azmi Bişara'nın Israilli ve Filistinli 11 tanınmış şahsiyetle söyleşileri –1995), Barışa Adanmış Bir Yaşam (İsrail ve Filistin üzerine dobra dobra yazılar—2003)

--
Lütfen bu e-postayı mümkün olduğunca çok kişiyle paylaşıp, mümkün olduğunca çok kişinin "haberdâr" olmasını sağlayın. Bu iletiyi paylaştığınızda üzerinizden bir lanet kalkmaz, zengin de olmazsınız ama belki bir kişiyi daha haberdâr edersiniz. Diğer yazılar için lütfen ziyaret ediniz: http://www.blogcu.com/turkekini


Yahoo! kullaniyor musunuz?
Istenmeyen postadan biktiniz mi? Istenmeyen postadan en iyi korunma Yahoo! Posta’da
http://tr.mail.yahoo.com

#22 From: aston martin <yeniseyyy@...>
Date: Mon Oct 9, 2006 7:00 pm
Subject: TC zan altina sokan Zionistas
yeniseyyy
Send Email Send Email
 

sayin Editor,
 
bu California Courier yazdiklarina baktigimizda olaylarin  okadar gerceklerle alakasi olabilecegi biraz suphelidir .
MIT in FBI sizmasi ve ankarada elcilik gorevlisini yemlemesi gibi konular biraz 911 in araplar tarafindan yapilacagini iddia etmek gibi bir goruntu tasimaktadir .
 
oyle bile olsa o sizmalar kesinlikle Turk istihbarati eliyle olabilecegi yani iradenin Turkiyeden kaynaklanabilecegi ve bu operasyonlarin tek basina Turk devleti yararina yurutulecegi - nekadar istesekde - filin ucmasi gibi bir temenni ile dolu bir uydurmadan ibarettir .
 
olsa olsa bu mssadin adina yapilmis sonrada cok buyuk bir olasilikla mssadin beyaz sarayda ki camurlu ayak izlerini ortmek icin cifte dolap seklinde sahnelenmistir
 
sibel hanima gelince onun icinde cok yerde cok seyler yazildi neresine inanabileceginizi siz karar verin ama kusura bakmayin bu hem ABD hem Turkiye ekseninde mssadin cevirdigi oyundur her iki tarafida doyurmak uzere ki aslinda ucgenin tepesindekiler isin aslini her iki taraftada gayet iyi bilmektedirler .
 
bu yazilanlara ancak Vouge okuyanlar inanir kusura bakmayin
 
saygilar
 
 
Yenisey

Açık İstihbarat Haber <invictus2572@...> wrote:
www.acikistihbarat.com
09 Ekim Pazartesi

DEVLETİ ZAN ALTINDA BIRAKAN SİYONİST-NÜKLEER ŞEBEKELER

Açık İstihbarat Haber
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

Sayın Okurlar;

Aşağıda California Courier'da yayınlanan bir makalenin çevirisini sizlere sunuyoruz. Makale bünyesinde; gözbebeğimiz olan kurumları zan altında bırakan hayli ciddi iddiaları okurken rahatsız olacaksınız.

Türk Devleti'nin kurumlarına sızan küresel-siyonist şebekelerin, İsrail-Pakistan-ABD-İran çokgeninde kurdukları silah ve nükleer ticaret-kaçakçılık piyasasının; Devletimizi ve kurumlarımızı nasıl zan altında bıraktığını ve Millet'in kaynaklarının "lobi" maskesi altında askeri ve sivil kurumlara sızmış şebekeler tarafından nasıl sömürüldüğünü görmek için, rahatsız olsanız da, aşağıdaki makaleyi dikkatlice okumanızı tavsiye ediyoruz.

İhlas'tan Beyaz Enerji'ye; Marc Grossman'dan Richard Perle'e; NATO'dan, JİNSA'ya kadar kapsamlı bir şebekenin, resmi soruşturmalara konu alan faaliyetlerinin; Devletimizi nasıl zan altında bıraktığını okurken şaşıracaksınız.

Saygılar
Açık İstihbarat

****************************************************************

Geçen sene Vanity Fair dergisinde yayınlanan bir makale;

Amerikan-Türk Konseyinin (ATC - American Turkish Council) ve Türk Amerikan Dernekleri Assamblesi'nin (ATAA - Assembly of Turkish American Associations) bir komploya imza atarak, sözde ermeni soykırımı ile ilgili bir kongre kararını bloke etmesi için Temsilciler Meclisi Sözcüsü Dennis Hastert'a yasadışı seçim kampanyası yardımları yaptıkları iddiasında bulundu.

Makale aynı zamanda Türk ajanların ABD hükümetinin en tepelerine
sızdığını da belirtiyordu.

Vanity Fair'de yayınlananların ana kaynağı; zamanında FBI için tercüman olarak çalışmış Sibel Edmonds isimli bir Türk'tü. Ne yazık ki; işi süresince FBI için çevirisini
yaptığı gizli FBI belgelerini kamuoyuna açıklamaktan yasal olarak men edildiği için, bu hassas konu hakkında bildiklerini açığa vuramadı. ABD mahkemeleri ve Kongre üyeleri tarafından gerçeklerin ortaya çıkması için yapılan bütün çabalar, Milli Güvenlik bahanesi ile, Bush hükümeti tarafından bertaraf edildi.

Son aylarda, çoğu isimsiz kaynaklardan, konuya yeni ışık saçan çeşitli açıklamalar gerçekleşti.

Bir kaç gün önce; araştırmacı gazeteci Wayne Madsen,
web sitesinde, ABD'deki Türk grupların yasadışı faaliyetlerin boyutları  ile ilgili iddiaları da içeren, özel bir rapor yayınladı. Bu rapor, gizli istihbari kaynaklara dayandığı
için, içeriğini bağımsız olarak teyit etme imkanı yok. Bu rapordan bazı alıntıları sunmak gerekirse :

"2001 yılında, FBI İKK (istihbarata karşı koyma) birimi; baba Bush'un güvenlik danışmanı emekli general Brent Scowcroft'un başkanlığını yaptığı Amerikan-Türk
Konseyi (ATC)'nin faaliyetlerinin merkezinde yeralan bir silah kaçakçılığı ve nüfuz oluşturma şebekesine
dair bir araştırma yürütüyordu.

"ABD istihbaratından kaynaklara göre, bu şebekenin ana oyuncularından biri, 1994-1997 yıllarında arasında ABD'nin Türkiye Büyükelçiliğini yapan ve
Washintong'a dönmesine müteakip Avrupa İşlerinden sorumlu Dış İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Marc Grossman 'dı."

"2001 Haziranında, o sıralarda Politik İşlerden Sorumlu Müsteşarlık görevini yürüten Grossmann, Washington,DC. 'deki iki yabancı ajana telefon açtı.Bu telefon konuşmaları FBI'ın dinlemesine takıldı.

2001 Haziranı sonunda, FBI bu şebekeye yönelik dinlemeleri sonucunda, Beyaz Enerji isimli Türk enerji firmasının, ATC'deki bağlantılarına, Türkiye'nin
nükleer programına yönelik nükleer malzeme temini ile ilgili olarak ABD'ye üst düzey bir ekibi yollayacağını bildirdiğini öğrendi.


Bunun üzerine;
ATC, Tennessee'deki Oak Ridge Ulusal Laboratuvarları ve New Mexico'daki Los Alamos Ulusal Laboratuvarlarına erişimi olan dört kişiyle bağlantıya
geçerek, Türkiye'nin gereksinimlerini belirlemek üzere, Türk nükleer uzmanlar için üç aylık (Ekim-Aralık 2001) bir gezi programı ayarlanmasını istedi.

Beyaz Enerji Grubu aynı zamanda; Oak Ridge, Los Alamos ve Kaliforniya'daki Lawrence Livermore'a erişimi olan ABD'li nükleer enerji danışmanlık
firmalarını satın alma isteğini de belirtti.

Ne var ki; Beyaz Enerji'nin ABD nükleer laboratuvarlarına erişim için elini oynadığı günlerde;
Valerie Plame Wilson 'ın adı ile anılan ve CIA paravan şirketi olan Brewster Jennings firması da;

CIA tarafından, Türkiye-Pakistan-İran-İsrail ve eski Sovyet Orta Asya cumhuriyetlerinden kilit oyuncuları içeren bir nükleer karaborsa faaliyeti olarak bilinen Beyaz Enerji çetesine sızmak üzereydi.

CIA kaynaklarına göre; bu çete aynı zamanda Washington'da ATC'nin diğer bir kilit müttefikini de içeriyordu : Türk askeri ve endüstriyel şeflerine, tepe ABD'li yöneticilere
nitelikli erişim sağlayan Amerika-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi
(AIPAC - America-Israel Public Affairs Committee).

Beyaz Enerji; Brewster Jennings'den danışmanlarla görüşmelere başladıktan sonra, ATC'deki bağlantılarına, diğer enerji danışmanlık firmaları ile birlikte Brewster Jennings'i de satın alma isteklerini ilettiler.

FBI'ın dinlemesine takılan iki telefon görüşmesinde, Grossman ilgili taraflara,

"Brewster Jennings'den uzak durun..onlar hükümet..paravandan başka bir
şey değil"


dedi.

Grossman'ın FBI dinlemesine takılan konuşmalarından bir tanesi Pakistan Birimler Arası İstihbarat Birimi (ISI) 'nin tepe ajanı ile yapılan konuşmaydı. 
Neredeyse birebir aynı mesajı taşıyan ikinci telefon konuşması ise, ATC içinde kilit bir oyuncu olan bir Northrop Grumman yetkilisine idi.


Northrop Grumman daha sonra ATC'deki bağlantısına telefon ederek, "Adamımız bizi Brewster Jennings ile ilgili uyardı" dedi. 

ABD'li bir istihbarat kaynağına göre, "Grossman'ın ismi 2001'de FBI'ın bütün telefon dinlemelerinde geçiyordu"

ABD'li istihbari kaynaklara göre, şu anda eski Savunma Bakanı William Cohen'in kurduğu Cohen Gruba çalışan Grossman; Ankara'daki günlerinden
beri İKK ajanlarının ilgi odağındaydı.

Grossman'ın büyükelçilik görevlilerinden bir tanesi, Türk ordusu ile lojistik konuları koordine etmekten sorumlu, büyükelçiliğin akseri ataşe ofisinde
çalışan ABD Hava Kuvvetleri Binbaşı Douglas Dickerson
idi. Ankara'dayken Dickerson; daha sonra evleneceği Melek Can Harputlu ile tanıştı.

ABD istihbarat kaynakları;

Grosmann'ın Dickerson'a;

1989 yılında, Richard Perle'in(eski Savuma Bakanı Yardımcısı)  himayesinde, Douglas Feith (eski Savunma Bakanlığı müsteşarı) tarafından kurulan lobi firması International Advisors,Inc. (IAI) firmasına yardımcı olması yolunda emir verdiğini doğruladılar.

IAI'nin ana görevi Türk Hükümetini ABD'de temsil etmek ve "ABD-Türkiye Savunma ve Endüstriyel işbirliğinin çıkarlarını kollamak"tı.

Feith'in CEO'su ve tek hissedarı olduğu IAI aynı zamanda Feith'sin hukuk firması Feith and Zell (FANZ)'e de yüzbinlerce dolar yönlendirdi.

Kısa sürede, Dickerson, Grossman'ın koruması altında, ABD'nin Türkiye, Azerbaycan (Richard Armitage o sırada ABD-Azerbaycan Ticaret
Komitesinin başkanlığını yürütüyordu)
, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan nezdindeki bütün silah satışlarından sorumlu bir konuma getirildi.

1996 yılında; Savunma Bakanlığı Denetim Ofisi; MİT ajanlarından rüşvet alırken yakalanan, Ankara büyükelçiliğinde görevli bir ABD'li askeri görevli ile ilgili bir soruşturma başlattı. Soruşturmanın başlamasından kısa bir süre sonra; Dickerson Almanya'daki ABD Hava Kuvvetleri üssüne transfer edildi.

2001 yılında George W. Bush'un başkan olmasından sonra, Dickerson, Washington Bolling Hava Kuvvetleri'nde ki Savunma İstihbarat Teşkilatı'nda (DIA); Türkiye, Özbekistan, Azerbaycan Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'a silah satışlarından sorumlu bir konuma getirildi. Karısı Melek Can ise ATC ve ATAA bünyesinde görevler edindi.

11 Eylül saldırıları sonrasında Melek Can; FBI'ın Washington Saha Ofisi'ne tercümanlık için başvurdu. Adalet Bakanlığı Denetim Ofisi'nin konu ile ilgili soruşturma raporuna göre, Melek Can bu iş için doldurduğu başvuru formunda ATC, ATAA ve Alman-Türk İş ve Kültür Vakfı'ndaki görevlerini belirtmedi. FBI tercümanı Sibel Edmonds (Melek Can'la birlikte çalışan Türkçe, Farsca ve Azeri tercümanı) MİT'in FBI'a sızmasından kamuya açık bir
şekilde şikayet ettiğinde, Senatörler Patrick Leahy ve Charless Grassley ısrarla FBI'a neden Melek Can hakkında Özel Arkaplan Araştırması (SBI) yapılmadığını sordular.

FBI; Melek Can'ın FBI'a, kocasının Çok Gizli/SBI 'ının sağladığı gizli FBI bilgilerine erişim hakkı üzerinden, "arka kapıdan" alındığını belirtti. ABD İstihbarat kaynaklarına göre, Dickerson'ların bu sırada ATC ile yakın mesai içindeydiler.

Edmonds'ın Dickerson'larla ilgili suçlamaları 2002 Haziranında bir Washington Post haberinde yeraldı. Dickersonlar; Washington'u, Binbaşı Dickerson'un
ABD Hava Kuvvetleri NATO Ofisindeki yeni görevi için 9 Eylül 2002'de terketti. Kısa sürede; Dickersons'larla ilgili üç tane ayrı soruşturma başlatıldı : Adalet Bakanlığı,
Savunma Bakanlığı'nde Joseph Schmitz tarafından yürütülen soruşturma  ve ABD Senatosu Adalet Komitesi'nin Leahy ve Grassley tarafından yürütülen soruşturmalar.

Dickerson'ların Belçika'ya varmasından iki hafta sonra Schmitz bir mektup yollayarak; Binbaşı Dickerson'ın DIA'de görev yaparken ATC ile ilişkisinin; "görevi
kapsamında"
olduğunu belirtti. Savunma Bakanlığı soruşturmayı sona erdirdi.

Daha sonra ABD Adalet Bakanı John Ashcroft; Dickerson'lar hakkında endişelerini dile getirmesi yüzünden işinden çıkarılan Edmonds'ın açtığı dava hakkında
kamuoyuna yeni açıklamalar yapmasını, "Devlet Sırları Ayrıcalığı"'na dayanan bir "Sus Emri" ile engelledi. Ashcroft'a, "Devlet Sırları Ayrıcalığı" üzerinden bir
"Sus Emri" yayınlaması talebi Savunma ve Dışişleri Bakanlığından gelmişti.

2005 Ağustosunda Vanity Fair dergisinde; Edmonds davası ve ulusal güvenlik adına "düdüğü çalan" (whistleblower terimi; kurumlarındaki yanlışları
kamuoyuna duyuran kişiler anlamında kullanılmaktadır)
diğerleri üzerinde yayınlanan makale sonrasında, Savunma Bakanlığı ve ABD Hava Kuvvetleri;
hala güvenli bir şekilde Belçika'daki NATO ofisinde görevini sürdüren Binbaşı Dickerson ve Edmonds'ın suçlamaları ile ilgili ortak bir soruşturma başlattı.

Savunma Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri ortak soruşturması çerçevesinde, Binbaşı Dickerson'a yeniden hakkındaki iddialar sorulduğunda, ABD istihbari
kaynakları, Dickerson'un soruşturmanın devam etmesi durumunda, "konuşmaya başlayacağı" tehdidinde bulunduğunu belirtiyorlar.
Ortak soruşturma eskisinde olduğu gibi hızlı bir şekilde sonlandırıldı.

Dickerson; 2006 Ocak ayında Yarbaylığa terfi ettirildi ve Yokota, Japonya'daki ABD Hava Kuvvetleri üssüne transfer edilerek, burada 374. Lojistik Kıtasının komutasına vekaleten atandı.

ABD istihbari kaynakları; 1980'lerden bu yana Perle ve Feith'i sürekli koruyanların aynı zamanda Dickerson ve Grossman'ı korumakta olduğunu belirtiyorlar.

1980'lerin sonunda, nükleer kaçakçılığı takip etmek üzere İstanbul'da faaliyette bulunanlar dahil olmak üzere CIA kaynakları; Türkiye-ABD nükleer karaborsa piyasası şebekesinin; İran-Kuzey Kore ve Libya'ya hassas nükleer teknoloji satan, Pakistan'daki Abdül Kadir Han nükleer kaçakçılık şebekesine doğrudan bağlı olduğunu belirtiyorlar.

Bir ABD İKK (İstihbarata Karşı Koyma) kaynağı; ATC ve ATAA'nın; doğrudan
AIPAC ve Ulusal Güvenlik Konuları İçin Yahudi Enstitüsü (JINSA-Jewish Institute for National Security Affairs)'ne bağlantılı olduğunu ve buralardan desteklendiğini belirtti.


(Editörün Notu:
JINSA'nın  ödül verdikleri arasında Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Çevik Bir ve Tayyip Erdoğan olduğunu lütfen unutmayınız)

Kaynak; Valeri Plame Wilson'ın

(Editörün Notu : Wilson'un CIA ajanı olduğunun
bizzat Beyaz Saray kaynaklı olarak deşifre edilmesi, ABD'de ciddi bir skandala yolaçmış ve Bush yönetiminin, Irak'ta nükleer silah olduğu yolunda istediği raporları üretmeyen CIA'den intikam aldığı belirtilmişti
)


2001 yılında nükleer silahların yayılmasını engellemeye yönelik
çalışmalarının zirvesindeyken;

Türkiye ve ATC'ye odaklandığını fakat ATC'yi kontrol ettiği öne sürülen AIPAC ve JINSA bağlantılı özel çıkar odaklarının, Brewster Jennings'in bir CIA paravan şirketi olduğunu deşifre ederek Plame Wilson'un operasyonlarını sekteye uğrattıklarını öne sürüyor.

CIA'in narkotik bölümü de ATC ve NATO ile bağlantıları ile yakınen ilgileniyor.

Şu anda Hollanda'da, uyuşturucu kaçakçılığı suçlaması ile
bulunan Türk uyuşturucu lordu, Hüseyin Baybaşin'e göre Türk ordusu içindeki bazı odaklar ve

(Editörün Notu : Yazının orijinalinde,
bizzat Türk Ordusu ifadesi geçtiği halde, bizler, Ordusu ve istihbarat teşkilatları  dahil Türk Devleti ve Milleti'nin her kurumuna sızmış şebekeler yüzünden, TSK ve MİT gibi kurumlarımızın lekelenmesine gönlümüz elvermediğinden, vücuddaki kanseri vücudla özdeşleştirmeme politikamızı sürdürme ve karşı psikolojik harbe zemin hazırlamama adına çeviride gerekli düzeltmeleri yapıyoruz
)

NATO'daki bağlantıları Türkiye üzerinden gerçekleştirilen uyuşturucu ticaretinin içinde yeralıyor.

Baybaşin; sözkonusu odakların, MİT'i , Türk Büyükelçiliklerini, konsoloslukları ve askeri misyonları kullandığını (özellikle Londra ve Amsterdam'a dikkat çekiliyor) belirtiyor. Sözkonusu odakların; PKK'yı da, özellikle
Afganistan'da rekor seviyede üretilen eroinin Batı Asya'dan transferi için PKK'yı kullandıkları da belirtiliyor.


Grossman'ın 2005 Ocak ayında Başkan Yardımcısı olarak Cohen Grubu'na katılmasından bu yana; bu firma ATC'nin en büyük müşterisi haline geldi. 2005 Ekim ayında; Grossman, son olarak TGRT Televizyonunu Rupert Murdoch NewsCorp'a satan İhlas Holding'in yönetim kuruluna atandı.

ABD'deki yasal kaynaklar, Feith'in hala , Kuzey Karolayna Cumhuriyetçi Milletvekili Walter Jones tarafından teşvik edilen bir Savunma Bakanlığı soruşturması altında olduğunu belirtiyorlar.

Bu çok önemli meselenin bütün gerçeklerini ortaya çıkarmak için bir kongre soruşturmasına ihtiyaç duyulduğu ortada. Fakat; Beyaz Saray ve Kongre; sadece Temsilciler Meclisindeki liderliklerini değil aynı zamanda bu yasadışı faaliyetlere karıştığı iddia edilen
Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkililerine korumaya hevesli Cumhuriyetçiler tarafından kontrol edildiği sürece, böyle bir soruşturmayı gerçekleştirmek imkansız olacaktır.

Ayrıca; Bush hükümeti Kore ve İran nükleer programlarına karşı agresif bir şekilde mücadele ederken; Amerikan kamuoyu; bu çerçevede, Türkiye'nin çabaları için kaygı ifade etmemeli mi? Özellikle; eski ve mevcut üst düzey yönetim yetkililerinin gizlice Türkiye'nin nükleer'e
geçmesine yardımcı oldukları iddiaları ele alındığında?
Kaynak : The California Courier
 


 


Now you can scan emails quickly with a reading pane. Get the new Yahoo! Mail.

#23 From: "Açık İstihbarat Haber" <invictus2572@...>
Date: Mon Oct 9, 2006 8:42 pm
Subject: "Bölünmüş ABD" Haritaları Gelmeye Devam Ediyor...
invictus2572
Send Email Send Email
 
,
www.acikistihbarat.com

09 Ekim Pazartesi



"BÖLÜNMÜŞ ABD" HARİTALARI
GELMEYE DEVAM EDİYOR


Divided States of America (DSA) "İN";
United States of America (USA) "OUT"!


Sayın Okuyucu;

Ağustos'da sitemizden duyurmaya başladığımız "Gönlümüzdeki ABD" çağrısı ile ilgili olarak sizlerden "Bölünmüş ABD Haritaları" gelmeye devam ediyor.

Kimi zaman esprili, kimi zaman tarihi ve sosyolojik gerçeklere dayanan bu haritalar; Türk Milleti'nin espri anlayışı ile stratejik düşünce yeteneğini ortayan koyan nadide örnekler olarak karşımızda duruyor.

Aşağıda şu ana kadar elimize ulaşan haritalardan sizin için seçtiklerimizi bulabilirsiniz.

Aşağıdaki amaçlar doğrultusunda; Türk Milleti'nin vatanını kağıt üzerinde de olsa yeniden çizme cüretini bulanlara, kendi zeminlerinin ne kadar kaygan olduğunu hatırlatan "Bölünmüş ABD" haritalarını çizmeye ve yaymaya devam edeceğiz.

1) AB-D merkezli saldırıya en azından psikolojik boyutta karşı bir hamle ile cevap vermek; kısacası nefs-i müdafaa.

2) ABD ve ortaklarının dünya milletlerinin aleyhine bünyesinde biriktirdiği gücün; dünya milletlerinin yararına işleyecek şekilde yeniden nasıl kurgulanabileceğini Türk Halkının ve Dünya Milletlerinin düşünce portföyüne sokmak; kısacası yaratıcı jeopolitik düşünceyi teşvik.

3) Bu konuda düzenlenecek bir konferansla; ABD'nin bölünme sürecini ve dinamiklerini akademik olarak masaya yatırmak; kısacası Wilson ilkelerinin ABD'ye akademik boyutta uygulanışı.

4) Faşizan bir polis devletine dönüşen ABD'nin kapladığı coğrafyanın, ABD'yi oluşturan alt unsurlar için yeniden daha demokratik ve adilane bir şekilde nasıl düzenlenebileceğini ABD halklarının beynine düşünce tohumu olarak ekmek; kısacası ABD'ye demokrasi gelmesine katkıda bulunmak!

Bu çabaya vatandaş olarak;

a) Bu iletiyi (Türkçe ve İngilizce versiyonlarını) mümkün olduğu kadar çok adrese yayarak

b) Bizzat elinize kağıt kalem alıp, siz de gönlünüzdeki ABD'nin haritasını çizip, gerekçeleri ile birlikte bize yollayarak (ileti adresi : bilgi@... )

c) Bu iletiyi Türkçe ve İngilizce dışında dillere çevirerek yardımcı olabilirsiniz.

Kanımızın son damlasına kadar savunmaya kararlı olduğumuz vatanımız adına;

beynimizin son hücresine kadar yapacağımız mücadelede hep birlikte yol almak ümidi ile.

Saygılar
Açık İstihbarat
www.acikistihbarat.com

( bilgi@... )

(Haritaları tam boyutu ile görmek için resimlerin üzerine tıklayın)

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Mete Caklı

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Serdar Yıldırım

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Yasin3349

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Erol Baba

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Mete Özlem

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Ferhan

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : NighfallSerenade

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : EmrahB

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Behiç Gürcihan

Gönderen : Doç.Dr. Ümit Sayın

Gönderen : Internetajans - Vedat Yenerer

Gönderen : Cengiz Cengiz

Gönderen : Abdullah Karasu

Sizlerin de gönlünüzdeki ABD haritasını bekliyoruz... !





 


#24 From: Selahattin VARDAR <vardar_s@...>
Date: Mon Oct 9, 2006 8:44 pm
Subject: Asker konuşunca..
vardar_s
Send Email Send Email
 
Asker konuşunca..
 
Orhan ERDİL
Anayurt gazetesi/9 Ekim 2006
orhanerdil@...
 
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin, ülkenin genel gidişatına ilişkin tepkilerini iletmesiyle birlikte; “mevcut statükodan” memnun olan çevreler rahatsızlıklarını gizleyemez hale geldiler.
 
Son iki günkü yazımızda Türkiye’nin içinde bulunduğu “statükonun” mecrasına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve halihazırda millet için bir “beka sorunu” olduğunu kaydetmiştik. Ayrıca her iki yazımızda da sorunun teşhisi ve çözüm yollarına ilişkin yanılsamalara da işaret ederek, “ağaçlara takılıp, ormanı görememek” gibi bir hata içine düşülmemesini tavsiye etmiştik.
 
Tabiatıyla bizim eleştirilerimiz, mevcut “statükonun bozulmasını istemeyenler” ile aynı dinamiklere dayanmıyor. Bizim son gelişmelere ilişkin endişelerimizin temelinde, “gidişatı önleyecek” etkin desteğin sağlanamayacağına ilişkin gözlemlerimiz bulunmaktadır.
 
Kuvvet komutanları, Cumhurbaşkanı ve son olarak Genelkurmay Başkanı’nın konuşmalarıyla birlikte Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehlikelerin dile getirilmesinin neden olduğu rahatsızlıklar bir ölçüde “rahatsız olanların gizli ajandaları” hakkında da ipuçları vermektedir.
 
Hatırlanacağı gibi bu güruh, son bir seneden beri Orgeneral Yaşan Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmasını engelleyebilmek için belki de yeryüzünde başvurulabilecek en iğrenç yöntemleri kullanmaktan kaçınmamışlardı.
 
Şemdinli provokasyonu, arkasından Şemdinli iddianamesi, Sauna ve Atabeyler çeteleri ile hatta Danıştay saldırısı ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en geniş çaplı dezenformasyon kampanyası başlatılarak, sadece Org. Büyükanıt’ın önünün kesilmesi değil, ülkedeki milli reflekslerin köreltilmesi hedeflenmişti.
 
Ülkenin temel kurumları arasında çatışma çıkararak, bazı kurumlara kendi yandaşlarını yerleştiren ve Türkiye’yi ele geçirme amacında olan bir cemaatin yayın organlarının başlattığı bu dezenformasyon kampanyası ile diğer karalama çabaları Org. Büyükanıt’ın önünü kesemediği gibi, milli reflekslerin körelmesini de sağlayamadı.
 
Tamamen dış istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi sonucu gerçekleşen bu kampanyalara alet olan kiralık kalem ve beyinler Türk devlet ve milletini tanıyabilecek donanıma sahip değillerdi.
 
Ama yol açtıkları tahribatın varlığı da ortadadır.
 
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanlığı devir teslim töreninde yaptığı konuşmada dile getirdiği “Türkiye’nin çevresinde oluşan bu belirsizlikler ve risklere ilave olarak, silahlı bölücü terörün dışında, silahsız terör diyebileceğim iç ve dış oluşum ve girişimlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına hiç bu kadar saldırılmamıştır” ifadeleriyle ülkenin karşı karşıya olduğu soruna ilişkin en yalın tesbitlerini kamuoyu ile paylaşmıştı.
 
Şimdi “askerler konuşamaz” diye cıyaklayanlar, esasında üniter yapıya ilişkin tehlikelere yönelik tesbitlerden rahatsızlar. Eğer Org. Büyükanıt ve diğer kuvvet komutanları Orhan Pamuk, Hrant Dink ve Elif Şafak’a destek verselerdi yada “sözde Ermeni soykırımının kabul edilmesi gerektiğini” dile getirselerdi, emin olunuz ki manşetlerde ne denli “demokrat olduklarından” sitayişle bahsedilirdi.
 
Bunlar için mesele, askerin konuşup-konuşmaması değil, ne konuştuğudur.
 
Eğer asker millet ve devletin binlerce yıllık geleneği ve varoluş içgüdüsü paralelinde bir tavır alıyorsa demokrasi tehlikededir. Ama, AB’nin komutlarına paralel bir söylem içindeyse dünyanın en demokrat komutanları Türkiye’dedir!
 
Daha önce dile getirdiğimiz gibi ortada bir “Beka sorunu” vardır ve bu sorunun boyutlarından en önemlisi ise “güvenlik”tir. Milletin güvenliği mevzu bahis ise sorunun doğrudan muhataplarından birisi de, anayasal görevleri ve yeminleri gereği doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri’dir.
 
Eğer TSK ortada böyle bir sorun olup da, bunu kendisine dert edinmiyorsa anayasal görev ve yemininin gereğini yerine getirmiyor demektir.
 
Mesele bu kadar basittir ve birilerinin de artık Türkiye’nin “boş arazi” olmadığını anlaması gerekmektedir!
 
 
 


Stay in the know. Pulse on the new Yahoo.com. Check it out.

#25 From: "ertan selimoglu" <eselimoglu@...>
Date: Mon Oct 9, 2006 9:42 pm
Subject: Re: "Bölünmüþ ABD" Haritalarý Gelmeye Devam Ediyor...
istanbuloguzhan
Send Email Send Email
 
Merhaba,maalesef tıklamaya rağmen haritalar gözükmedi.

09.10.2006 tarihinde Açýk Ãstihbarat Haber <invictus2572@... > yazmış:

,


www.acikistihbarat.com

09 Ekim Pazartesi



"BÖLÜNMÜŠABD" HARİTALARI
GELMEYE DEVAM EDİYOR


Divided States of America (DSA) "İN";
United States of America (USA) "OUT"!


Sayın Okuyucu;

Ağustos'da sitemizden duyurmaya başladığımız "Gönlümüzdeki ABD" çağrısı ile ilgili olarak sizlerden "Bölünmüş ABD Haritaları" gelmeye devam ediyor.

Kimi zaman esprili, kimi zaman tarihi ve sosyolojik gerçeklere dayanan bu haritalar; Türk Milleti'nin espri anlayışı ile stratejik düşünce yeteneğini ortayan koyan nadide örnekler olarak karşımızda duruyor.

Aşağıda şu ana kadar elimize ulaşan haritalardan sizin için seçtiklerimizi bulabilirsiniz.

Aşağıdaki amaçlar doğrultusunda; Türk Milleti'nin vatanını kağıt üzerinde de olsa yeniden çizme cüretini bulanlara, kendi zeminlerinin ne kadar kaygan olduğunu hatırlatan "Bölünmüş ABD" haritalarını çizmeye ve yaymaya devam edeceğiz.

1) AB-D merkezli saldırıya en azından psikolojik boyutta karşı bir hamle ile cevap vermek; kısacası nefs-i müdafaa.

2) ABD ve ortaklarının dünya milletlerinin aleyhine bünyesinde biriktirdiği gücün; dünya milletlerinin yararına işleyecek şekilde yeniden nasıl kurgulanabileceğini Türk Halkının ve Dünya Milletlerinin düşünce portföyüne sokmak; kısacası yaratıcı jeopolitik düşünceyi teşvik.

3) Bu konuda düzenlenecek bir konferansla; ABD'nin bölünme sürecini ve dinamiklerini akademik olarak masaya yatırmak; kısacası Wilson ilkelerinin ABD'ye akademik boyutta uygulanışı.

4) Faşizan bir polis devletine dönüşen ABD'nin kapladığı coğrafyanın, ABD'yi oluşturan alt unsurlar için yeniden daha demokratik ve adilane bir şekilde nasıl düzenlenebileceğini ABD halklarının beynine düşünce tohumu olarak ekmek; kısacası ABD'ye demokrasi gelmesine katkıda bulunmak!

Bu çabaya vatandaş olarak;

a) Bu iletiyi (Türkçe ve İngilizce versiyonlarını) mümkün olduğu kadar çok adrese yayarak

b) Bizzat elinize kağıt kalem alıp, siz de gönlünüzdeki ABD'nin haritasını çizip, gerekçeleri ile birlikte bize yollayarak (ileti adresi : bilgi@... )

c) Bu iletiyi Türkçe ve İngilizce dışında dillere çevirerek yardımcı olabilirsiniz.

Kanımızın son damlasına kadar savunmaya kararlı olduğumuz vatanımız adına;

beynimizin son hücresine kadar yapacağımız mücadelede hep birlikte yol almak ümidi ile.

Saygılar
Açık İstihbarat
www.acikistihbarat.com

( bilgi@... )

(Haritaları tam boyutu ile görmek için resimlerin üzerine tıklayın)

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Mete Caklı

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Serdar Yıldırım

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Yasin3349

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Erol Baba

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Mete Özlem

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Ferhan

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : NighfallSerenade

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : EmrahB

Bölünmüş ABD - Behiç Gürcihan
Gönderen : Behiç Gürcihan

Gönderen : Doç.Dr. Ümit Sayın

Gönderen : Internetajans - Vedat Yenerer

Gönderen : Cengiz Cengiz

Gönderen : Abdullah Karasu

Sizlerin de gönlünüzdeki ABD haritasını bekliyoruz... !






 




--
ESELİM

#26 From: aston martin <yeniseyyy@...>
Date: Mon Oct 9, 2006 10:01 pm
Subject: Asker konuşunca<< acaba???
yeniseyyy
Send Email Send Email
 
sayin S. Vardar ,
 
yazdiklarinizin bircogu dogru olmakla birlikte bazi dama taslarina ruyalar gercek olsa hesabi gibi fazla guvenip dereyi gormeden pacalari sivamayiniz - bircoklari daha  kendilerini ispatlamak durumundadirlar .
 
keske hersey gormek istediginiz gibi olaylar siyah beyaz olsa ama malesef oyle degil - arka planda aslinda sizin ve bircoklarinin  gorupte gormemek istediginiz bircok baska olaylarda soz konusudur .
 
oyuzden nacizane olarak soylenmesi gereken 2x2 = 4 diyerek - ozellikle bu durumda - sonuclara varmaniz dogru olmayacaktir .
 
 
saygilar
 
 
Yenisey


Selahattin VARDAR <vardar_s@...> wrote:
Asker konuşunca..
Orhan ERDİL
Anayurt gazetesi/9 Ekim 2006
orhanerdil@yahoo.com
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin, ülkenin genel gidişatına ilişkin tepkilerini iletmesiyle birlikte; “mevcut statükodan” memnun olan çevreler rahatsızlıklarını gizleyemez hale geldiler.
Son iki günkü yazımızda Türkiye’nin içinde bulunduğu “statükonun” mecrasına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve halihazırda millet için bir “beka sorunu” olduğunu kaydetmiştik. Ayrıca her iki yazımızda da sorunun teşhisi ve çözüm yollarına ilişkin yanılsamalara da işaret ederek, “ağaçlara takılıp, ormanı görememek” gibi bir hata içine düşülmemesini tavsiye etmiştik.
Tabiatıyla bizim eleştirilerimiz, mevcut “statükonun bozulmasını istemeyenler” ile aynı dinamiklere dayanmıyor. Bizim son gelişmelere ilişkin endişelerimizin temelinde, “gidişatı önleyecek” etkin desteğin sağlanamayacağına ilişkin gözlemlerimiz bulunmaktadır.
Kuvvet komutanları, Cumhurbaşkanı ve son olarak Genelkurmay Başkanı’nın konuşmalarıyla birlikte Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehlikelerin dile getirilmesinin neden olduğu rahatsızlıklar bir ölçüde “rahatsız olanların gizli ajandaları” hakkında da ipuçları vermektedir.
Hatırlanacağı gibi bu güruh, son bir seneden beri Orgeneral Yaşan Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmasını engelleyebilmek için belki de yeryüzünde başvurulabilecek en iğrenç yöntemleri kullanmaktan kaçınmamışlardı.
Şemdinli provokasyonu, arkasından Şemdinli iddianamesi, Sauna ve Atabeyler çeteleri ile hatta Danıştay saldırısı ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en geniş çaplı dezenformasyon kampanyası başlatılarak, sadece Org. Büyükanıt’ın önünün kesilmesi değil, ülkedeki milli reflekslerin köreltilmesi hedeflenmişti.
Ülkenin temel kurumları arasında çatışma çıkararak, bazı kurumlara kendi yandaşlarını yerleştiren ve Türkiye’yi ele geçirme amacında olan bir cemaatin yayın organlarının başlattığı bu dezenformasyon kampanyası ile diğer karalama çabaları Org. Büyükanıt’ın önünü kesemediği gibi, milli reflekslerin körelmesini de sağlayamadı.
Tamamen dış istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi sonucu gerçekleşen bu kampanyalara alet olan kiralık kalem ve beyinler Türk devlet ve milletini tanıyabilecek donanıma sahip değillerdi.
Ama yol açtıkları tahribatın varlığı da ortadadır.
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanlığı devir teslim töreninde yaptığı konuşmada dile getirdiği “Türkiye’nin çevresinde oluşan bu belirsizlikler ve risklere ilave olarak, silahlı bölücü terörün dışında, silahsız terör diyebileceğim iç ve dış oluşum ve girişimlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına hiç bu kadar saldırılmamıştır” ifadeleriyle ülkenin karşı karşıya olduğu soruna ilişkin en yalın tesbitlerini kamuoyu ile paylaşmıştı.
Şimdi “askerler konuşamaz” diye cıyaklayanlar, esasında üniter yapıya ilişkin tehlikelere yönelik tesbitlerden rahatsızlar. Eğer Org. Büyükanıt ve diğer kuvvet komutanları Orhan Pamuk, Hrant Dink ve Elif Şafak’a destek verselerdi yada “sözde Ermeni soykırımının kabul edilmesi gerektiğini” dile getirselerdi, emin olunuz ki manşetlerde ne denli “demokrat olduklarından” sitayişle bahsedilirdi.
Bunlar için mesele, askerin konuşup-konuşmaması değil, ne konuştuğudur.
Eğer asker millet ve devletin binlerce yıllık geleneği ve varoluş içgüdüsü paralelinde bir tavır alıyorsa demokrasi tehlikededir. Ama, AB’nin komutlarına paralel bir söylem içindeyse dünyanın en demokrat komutanları Türkiye’dedir!
Daha önce dile getirdiğimiz gibi ortada bir “Beka sorunu” vardır ve bu sorunun boyutlarından en önemlisi ise “güvenlik”tir. Milletin güvenliği mevzu bahis ise sorunun doğrudan muhataplarından birisi de, anayasal görevleri ve yeminleri gereği doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri’dir.
Eğer TSK ortada böyle bir sorun olup da, bunu kendisine dert edinmiyorsa anayasal görev ve yemininin gereğini yerine getirmiyor demektir.
Mesele bu kadar basittir ve birilerinin de artık Türkiye’nin “boş arazi” olmadığını anlaması gerekmektedir!

Stay in the know. Pulse on the new Yahoo.com. Check it out.


All new Yahoo! Mail "The new Interface is stunning in its simplicity and ease of use." - PC Magazine

#27 From: "Emin ORPEN" <eminorpen@...>
Date: Tue Oct 10, 2006 6:32 pm
Subject: Re: Yanıt: Ateist Bir İsrailli'nin Uri Avnery''nin Papa'ya Yanıtı
eminorpen@...
Send Email Send Email
 


2006/10/9, Ümit Özgüngör <umitozgungor@...>:
Hocam hepsini anladık ama bu "atesist bir yahudi" olayı nasıl oluyor bana acıklarmısınız





iklil konyalilar < driklilbal@...> yazdı:
Uri Avnery ; 1948 Arap-israil savasina asker olarak katildi. 1950'den 1990'a kadar sahibi ve basyazari oldugu Haolam Haseh'i cikardi. israil parlamentosu Knesset'te uc donem (on yil) milletvekilligi yapti. Gencligindeki siyonist fikirleri birakti, "Siyonizmsiz israil" sloganini ortaya atti. 1993'te Gush Shalom ( Baris Bloku ) adli israil baris inisiyatifini kuran. Avnery, yorulmak bilmez bir baris eylemcisi olarak mucadelesine devam etmektedir..............
(Kitaplari da mail sonunda var...Bir tanesinin adi ilgimi cekti : 1'e karsi 119 (Knesset'teki konusmalarindan derlenmis)


Note: forwarded message attached.

Why keep checking for Mail? The all-new Yahoo! Mail shows you when there are new messages.

All-new Yahoo! Mail - Fire up a more powerful email and get things done faster.
Kimden: "Türk Ekini" < turkekini@...>
Tarihi: Tue, 3 Oct 2006 23:03:25 +0300
Konu: <<[oktaysinanoglu]>> Ateist Bir İsrailli'nin Uri Avnery''nin Papa'ya Yanıtı

 Ateist bir Yahudinin Papa'ya yanıtı
Kendini ateist bir Yahudi olarak tanımlayan İsrailli aydın Avnery, Papa'nın İslamiyet'i hedefleyen sözleri üzerine, 'Muhammed'in kılıcı' makalesini yazdı. İşte o yazı:
  Uri Avnery'nin makalesi
MUHAMMED'İN KILICI

Roma İmparatorlarının Hıristiyanları aslanlara attığı günlerden bu yana hükümdarlarla kilise ileri gelenleri arasındaki ilşikiler bir çok değişikliğe uğramıştır.
M.S. 306'da, yani bundan tam 1700 sene önce tahta çıkan Büyük Konstantin Filistin dahil olmak üzere İmparatorluk sınırlari içinde Hıristiyanlık ibadeti yapılmasını cesaretlendirecek bir tutum izledi. Derken, aradan yüzyıllar geçti, kilise Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) olmak üzere ikiye bölündü. Papa ünvanını alan Batıdaki Roma Piskoposu İmparatordan kendi üstünlüğünü tanımasını istedi.
İmparatorlarla Papa arasındaki mücadele Avrupa tarihinde önemli bir rol oynamış ve halkları bölmüştür. Bu mücadelede iniş çıkışlar olmuştur, bazan Hükümdarlar Papayı azletmiş, bazan Papa bir hükümdarı afaroz etmiş ya da görevden almıştır. Bu hükümdarlardan birisi olan IV. Henry [Fransa Kralı] Papa'nın kendisini bağışlaması için onun bulunduğu Canossa tepesine kadar giderek, şatosu önünde karda çıplak ayakla tam üç gün beklemiş, sonuçta Papa afaroz kararını kaldırmıştır.
Ama hükümdarların ve Papaların birbirleriyle barış içinde yaÅŸadıkları zamanlar da olmuÅŸtur. Bugün iÅŸte böyle bir dönem yaÅŸamaktayız. Åimdiki Papa XVI. Benedict ile günümüz İmparatoru II. George Bush harikûlade bir uyum içindeler. Geçen hafta Papa dünya çapında yankılanan, büyük bir fırtına yaratacak sözler sarfetti, bu sözler "Medeniyetler Çatışması" savını doÄŸru çıkarırcasına Bush'un "İslam faÅŸizmine" karşı Haçlı Seferi ilan etmesiyle tam tamına örtüşüyordu. 265. Papa bir Alman üniversitesinde yaptığı konuÅŸmada Hıristiyanlık ile İslam arasında büyük fark bulunduÄŸunu, Hıristiyanlığın akla dayandığını, İslamın ise aklı yadsıdığını söyledi: Hıristiyanlar Tanrının yaptıklarında mantık bulurlarken, Müslümanlar böyle bir mantığın varlığını reddediyorlardı.
Ben ateist bir Yahudi olarak, tartışmanın polemiğine girmek niyetinde değilim. Zaten Papanın mantığını anlayacak kadar yeteneğim de yok. Gelgelelim, "medeniyetler çatışması" fayının çok yakınında yaşayan bir İsrailli olduğum için beni ilgilendiren bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim.
Papa İslamın kusurunu kanıtlamak için Muhammed Peygamberin taraftarlarına dini kılıçla yaymalarını emrettiğini, böyle bir şeyin akıl dışı olduğunu, çünkü dinin bedenden değil, ruhtan doğduğunu, bu nedenle kılıcın ruhu etkileyemeyeceğini söylüyor.
Savlamasını güçlendirmek için –onca insan arasından— Roma'ya rakip Doğu Kilisesi'ne mensup bir Bizans İmparatorunu tanık seçiyor ve ondan alıntı yapıyor. 14. yy. sonlarında İmparator II. Manuel Paleologos'un ( adını bilmediğimiz ) İranlı bir İslam aydınıyla yazışma yoluyla yaptığı tartışmada kaleme aldığı –veya şifahen söylediği ( bu nokta pek belli değildir )- bir sözü aktarıyor: İmparator tartışmanın harareti içinde muhatabına şöyle demiş:
"Muhammed'in hangi yeniliği getirdiğini bana söyleyin, eğer ararsanız, va'zettiği dini kılıçla yaymayı emretmek gibi kötü ve gayrı insani şeyden başkasını bulamayacaksınız."

Bu sözlere yakından baktığımızda üç soru akla geliyor:
» a) İmparator niçin öyle demiştir?
» b) Söyledikleri gerçeğe uygun mudur?
» c) Åimdiki Papa durup dururken o sözleri neden tekrarlamıştır?

II. Manuel yukarıda andığımız sözleri yazdığında can çekişmekte olan bir imparatorluğun başındaki kişiydi. 1391'de tahta çıtığında Bizans'ın elinde sadece bir-iki bölge kalmıştı ve onlar da Türklerin eline geçmek üzereydi.
O sıralarda Osmanlı Türkleri Tuna kıyılarına varmış, Bulgaristan'ı, Yunanistan'ın kuzeyini almış ve Avrupa'nın Doğu Roma İmparatorluğunu kurtarmak için yolladığı orduları iki kez yenilgiye uğratmıştı. 29 Mayıs 1453'te, yani Manuel'in ölümünden sadece bir kaç yıl sonra Türkler başkent Konstantinopolis'i ( şimdiki İstanbul'u ) aldılar ve bin yıl kadar süren imparatorluğa son verdiler.
Manuel hükümdarlığı sırasında Avrupa başkentlerini gezdi, onlardan destek istedi. Kiliseleri yeniden birleştireceğine söz verdi. Burada bahsedilern dinsel içerikli mektupların Hıristiyan ülkelerini Türklere karşı kışkırtmak için yazıldığı kesindir. Amaç gayet pratikti; teoloji politikanın hizmetine koşuluyordu.
Bu nedenle, Papanın yaptığı alıntı tam da günümüzün İmparatoru II. George Bush'un ihtiyacına cevap veriyor. Bush Hıristiyan âlemini Müslüman ağırlıklı "Åeytan Üçgeni"ne karşı birleÅŸtirme peÅŸinde. Ayrıca, Türkler bir kez daha –ama ÅŸimdi barışçı yoldan—Avrupa kapılarına dayanmışlar. Ve herkes Papa'nın Avrupa BirliÄŸine Türkiye'nin girmesine karşı çıkan güçleri desteklediÄŸini biliyor.

MANUEL'in söylediklerinde gerçek payı var mı?
Papa o sözü söylerken kendisini güvenceye almış. Ciddi ve kendini yenileyen bir ilahiyatçı olarak yazılı metinleri tahrif edemeyeceğini elbette biliyordu. Bu nedenle, Kur'anın dini zor yoluyla yaymayı özellikle yasakladığını da konuşmasında belirtmekten geri kalmıyor ve 2. surenin "dinde zorlama olmaz" diyen 256. ayetinden söz ediyor ( bir papanın yapmaması gereken maddi bir yanlış olarak, 257 yerine 256 demiştir. )
Anlamı bu denli açık bir ifadeyi görmezlikten gelmek tabii ki, mümkün olamazdı. Papa, Peygamberin "dinde zorlama olmaz" emrini ilk başlarda, yani henüz güçsüz ve zayıf olduğu yıllarda verdiğini, ama sonra kılıcı dinin emrinde kullanmayı emrettiğini ileri sürüyor. Oysa, Kur'anda böyle bir emir yok. Evet doğrudur, Muhammed devletini kurarken Arabistan'da kendisine karşı olan Hıristiyan ve Yahudi kabilelere karşı kılıca başvurma çağrısında bulunmuştur. Ama Muhammed'in o yaptığı siyasi bir davranıştı, toprak kazanmak içindi, dini yaymak için değil...
İsa "başkalarını ne yaptıklarından tanıyacaksınız" demişti. Biz de öyle yapalım ve İslamı şu soruyu yanıtlayarak değerlendirelim: Müslümanlar bin yıldan fazla hüküm sürdükleri topraklarda dini kılıçla yayacak kadar güçlüyken, başka dinlere öyle mi yaptılar?
Hayır, yapmadılar.
Örneğin, Müslümanlar Yunanlılara yüzyıllarca hükmettiler, Yunanlılar [Rumlar] Müslüman oldular mı? Onları kimse İslamlaştırmaya çalıştı mı?
Hayır çalışmadı.
Tam tersine, Rumlar Hıristiyan oldukları halde Osmanlı yönetiminin en üst kademelerinde görevler aldılar. Bulgarlar, Sırplar, Romenler, Macarlar ve Avrupalı diğer bazı milletler şu veya bu zaman kesitinde Osmanlı idaresi altında yaşadılar, ama Hıristiyan inançlarına bağlı kaldılar.
Arnavutların Müslümanlaştıkları doğrudur, Bosnalıların da. Ama onlar İslamiyeti devletin gözüne girmek ve nimetlerinden yararlanmak için kabul etmişlerdir.
1099'da Haçlılar Kudüs'ü işgal ettiklerinde şehirdeki bütün Müslümanları ve Yahudileri sevecen İsa adına öldürdüler. Filistin 400 yıldır Müslüman egemenliği altındaydı ve Hıristiyanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturyorlardı.
Bunca uzun zaman zarfında onları İslamiyeti kabule zorlayan hiç bir teşebbüs olmamıştı. Ancak Haçlıların ülkeden atılmalarından sonra çoğunluk Arapçayı ve Müslümanlığı kabule başladılar, bugünkü Filistinlilerin pek çoğunun ataları onlardır.
YAHUDİLERE gelince, Müslümanların dinlerini onlara empoze ettiklerine dair hiç bir kanıt yoktur. Çok iyi bilindiÄŸi gibi, İspanya Yahudileri Müslüman idaresi altında o güne deÄŸin, hatta nerdeyse bugüne deÄŸin, hiç bir yerde olmadığı kadar serpilip geliÅŸtiler. Åair Yehuda Halevy ÅŸiirlerini Arapça yazdı, büyük Maimonides de öyle. Müslüman İspanya'da Yahudiler bakan oldular, ÅŸair oldular, bilimci oldular. Müslüman Toledo'da Hıristiyan,Yahudi ve Müslüman aydınlar el ele vererek eski Yunan'ın felsefe ve fen metinlerini çevirdiler. O yaÅŸanılan dönem gerçekten de tam bir "Altın ÇaÄŸ"dı. Bütün bunlar Peygamber'in "dini kılıçla yayın" buyruÄŸuyla acaba nasıl baÄŸdaÅŸtırılabilir?
Sonra neler olduğuna bakmak yukarıda anlattıklarımızdan daha önemli. Katolikler İspanya'yı geri aldıklarında Yahudiler ve Müslümanlar dinsel bir terörle karşılaştılar: ya Hıristiyanlığı kabul edeceklerdi, ya da kitle halinde yok edileceklerdi yahut da İspanya'yı terkedeceklerdi. Hıristiyanlığı kabul etmeyip ülkeden ayrılmak isteyen Yahudiler kendilerine nerede vatan buldular dersiniz? Hemen hemen hepsine Müslüman ülkeler kucak açtı. Sefarad ( "İspanyol" ) Yahudileri doğuda Fas'tan batıda Irak'a, kuzeyde ( o sırada Osmanlı toprağı olan ) Bulgaristan'dan güneyde Sudan'a kadar İslam dünyasının dört bir yanına yerleştiler, gittikleri hiç bir yerde suçlanmadılar, kovuşturulmadılar. Engizisyon eziyeti çekmediler. Yahudiler pogramlara, kitle halinde korkunç tehcirlere ve Holocoust'a Hıristiyan ülkelerinde maruz kalmışlardır.

NİÇİN BÖYLE?

Çünkü İslamiyet "kitapta yazılı kavimlere" her hangi bir şekilde baskı yapılmasını yasaklamıştı. İslam toplumunda Yahudilere ve Hıristiyanlara özel yer vardı. Gerçi Müslümanlarla tamamen eşit haklara sahip değildiler, ama onlarla eşite yakın haklardan yararlanabiliyorlardı. Kendilerine kişi başına vergi [kelle vergisi] konulmuştu, ama bunun mukabilinde askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı ki, Yahudilerin hepsi bu alış-verişten gayet memnundular. Müslüman yönetimler Yahudilerin –güzellikle ve ikna yoluyla bile olsa—İslamlaştırılmasına çok kızıyorlardı, çünkü o durumda devlet vergi kaybına uğruyordu.
Halkının tarihini bilen her dürüst Yahudi kendilerini asıp kesmiş veya "kılıçla" Hıristiyanlaştırmaya çalışmış Hıristiyan dünyası yanında, Yahudileri elli kuşak boyunca himaye etmiş İslam'a şükranden başka bir şey duyamaz.

"DİNİ kılıçla yaymak" hikayesi kötü bir tevatürdür, İspanyanın Hıristiyanlarca tekrar fethedilmesi, Haçlı Seferleri ve Türklerin Viyana'yı almalarına ramak kalmışken püskürtülmeleri gibi Müslümanlara karşı yapılmış büyük savaşlar
sırasında Avrupa'da yaygınlaştırılmış bir efsanedir. Papanın o masallara inandığını hiç zannetmiyorum. Eskaza inanıyorsa, Katolik âleminin başındaki bu zat başka dinlerin tarihini öğrenmeye hiç çaba sarfetmemiş demektir.
Peki, şu halde Papa neden kamu oyu önünde öyle konuştu? Bush'un ve evanjelist destekçilerinin yeni Haçlı Seferinin ardındaki nedenleri anlamadan bu soruya cevap veremeyiz. Bush ve yandaşlarının sloganı "İslam faşizmi" ve "Terörizme Karşı Dünya Çapında Savaş" tır ki, burada "terörizm" den kasıt Müslümanlardır.
Bush ve hempalarının bu utanmazlıkları dünyanın petrol kaynaklarına hakim olmanın kılıfıdır. Tarihte bir kez daha din kisvesi ekonomik çıkarların üstünü örtmek için kullanılıyor, bir kez daha haydutların seferi bir Haçlı Seferi oluyor.
Papanın konuşması işte bu gayretlere uygun düşüyor. Doğacak korkunç sonuçları ise kimse tahmin edemez.

URI AVNERY KİMDİR?

1923'te Beckum'da doğdu. 1933'te Filistin'e giderek Helmut Ostermann olan adını Uri Avnery olarak değiştirdi, siyasi faaliyete girdi. 1938-42 yılları arasında sağcı-siyonist akeri örgüt Irgun'da yeraltı çalışmasında bulundu. 1948 Arap-İsrail savaşına asker olarak katıldı. 1950'den 1990'a kadar sahibi ve başyazarı olduğu Haolam Haseh'i çıkardı. Israil parlamentosu Knesset'te üç dönem (on yıl) milletvekilliği yaptı. Gençliğindeki siyonist fikirleri bıraktı, "Siyonizmsiz Israil" sloganını ortaya attı. 1993'te Gush Shalom ( Barış Bloku ) adlı İsrail barış inisiyatifini kuran. Avnery, yorulmak bilmez bir barış eylemcisi olarak mücadelesine devam etmektedir.

» Aldığı ödüller: Osnabrück Erich-Maria Remarque Barış Ödülü (1995), Aachen Barış Ödülü (Gush Shalom inisiyatifiyle birlikte—1997), Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü (1997), Nobel Barış Ödülü adaylığı (2001), Carl-Ossietzky Ödülü (2002), Lew-Kopelew Ödülü (Filistinli Sari Nusseibeh'le birlikte—2003).

» Başlıca yapıtları: İbrani Devriminin Çocukluk Hastalığı Terörizm (1945), Sami Bölgesinde Savaş mı,Barış mı? (1947), Madalyanın Öteki Yüzü (1950), Gamalı Haç (1961), Siyonistsiz İsrail (1968), 1'e Karşı119 (Avnery'nin Knesset'teki konuşmaları), Dostum Olan Düşman ( FKÖ ile görüşme--1988), Lenin Artık Burada Oturmuyor (eski SSCB ve eski sosyalist ülkelere gezi notları—1991), İki Halk, İki Devlet (Averny'yle söyleşi--1995), Kudüs Sorunu (Uri Averny ve Azmi Bişara'nın Israilli ve Filistinli 11 tanınmış şahsiyetle söyleşileri –1995), Barışa Adanmış Bir Yaşam (İsrail ve Filistin üzerine dobra dobra yazılar—2003)

--
Lütfen bu e-postayı mümkün olduğunca çok kişiyle paylaşıp, mümkün olduğunca çok kişinin "haberdâr" olmasını sağlayın. Bu iletiyi paylaştığınızda üzerinizden bir lanet kalkmaz, zengin de olmazsınız ama belki bir kişiyi daha haberdâr edersiniz. Diğer yazılar için lütfen ziyaret ediniz: http://www.blogcu.com/turkekini


Yahoo! kullaniyor musunuz?
Istenmeyen postadan biktiniz mi? Istenmeyen postadan en iyi korunma Yahoo! Posta'da
http://tr.mail.yahoo.com



#28 From: "Açık İstihbarat" <invictus2572@...>
Date: Tue Oct 10, 2006 10:18 pm
Subject: PKK'yı Ovaya, Ağar'ı İktidara Taşımak - Behiç Gürcihan (Oyun Bozan)
invictus2572
Send Email Send Email
 
www.acikistihbarat.com

11 Ekim 2006 Çarşamba





OYUN
BOZAN

PKK'YI OVAYA; AĞAR'I İKTİDARA TAŞIMAK

Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)



100. Yıl Mutabakatı


Irak Tuzağı Yazıları


Diğer Seçme Yazı ve Raporlar

Yazarın Yazı Arşivi

Yazarın Rapor Arşivi


Antitezin değeri bir kez daha kanıtladı...

Ağır Ağır Dönen Ağır Abi Ağar

aracılığı ile.

Bu topraklara musallat olanların;

Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kuyruklarını sıkıştırıp uzaklaşmalarından bu yana düşünmeye vakit bulduklarının kanıtıdır;

Anti-tezin Reklam Değeri.

Düşünün ve hatırlayın...

Bu ülkede İliştirilmiş Terörist (İ.T.) 'in asılmaması gerektiği tezini toplumun gözüne kimin cümlesi ile soktular...

PKK'nın mı...

DEHAP'ın mı...

yoksa...

her konuya taraf olmaktan imtina etmeyen ama nedense sözkonusu onbinlerce evladının ölümüne neden olan Öcalan olunca...

"biz bu konuda duygusalız, karar veremeyiz"

diyen Genelkurmay'ın cümlesi ile mi?

Ya da;

İ.T.'e "siyasi lider, teolog" muamelesi yapanlar arasında kim şaşırttı sizi...

Osman Öcalan mı...

Leyla Zana mı...

yoksa Radikal'e yazdığı yazıda...

"Öcalan'ın tezlerinden yararlanmalıyız"

cümlesini kuran MİT İkinci Başkanı mı?

Düşünmeye devam...

Vatan hainine adam, yıldız muamelesi yapıldığı bu ülkede...

Çeşitli kılıflar altında vatanı satmayı savunanların sözlerine mi şaşırdınız daha çok...

Yoksa Harp Akademileri'nde yüzlerce kurmayın önünde...

"Farklı düşüncelere vatan haini damgası yapıştırmayın"

öğüdünü veren Genelkurmay Başkanı'na mı?

Az kaldı en traji-komik olanını unutuyorduk...


Talat söylese neyse...

Papadopulos söylese başımızın üzerinde yeri var...

Bu ülkede donanmayı teslim ettiğimiz Oramiral söylerse...

"Süveyş'i mi işgal edeceğiz. Kıbrıs'ın bir stratejik önemi yok"

diye...

İşte o zaman çakılıp kalırsınız.

O yüzden bu ülkeye musallat olanlar açısından...

Antitez'in Reklam Değeri'ne kimse paha biçemez.


O yüzden birileri bu topraklarda;

Öcalan'ın yatağını MHP'ye...

Hristiyanlığın yatağını da AKP'ye

hazırlatmaya bayılır
.

Kitlenin kaderidir;

bilinçsiz bir kütle olarak savrulmak...

İçine kama gibi saplanmış; karizma kiralayan liderlerin görüntüsü eşliğinde.


Ağar bu sistematik içerisinde oltaya gelen son isimdir.

Anıldığı en hafif sıfatla ;

"Terörle Mücadelede Deneyimli" bir isim olarak sarfettiği

"Dağdan inip, ovada siyaset yapsınlar"


sözünün PKK açısından da, DEHAP açısından da, ABD-AB-İngiltere-İsrail, v.s. açısından da değerine paha biçilemez.

Mesut Yılmaz'ın; AB'nin yolunu Diyarbakır'dan geçiren;

Tayyip Erdoğan'ın; Diyarbakır'ı BOP'un başkenti yapan;

Hilmi Özkök'ün de "biz sizin DE ordunuzuz" sözü ile;

Türk Devletini ve Ordusunu; Türklerin ve Kürtlerin üstünde bir üst/koordinasyon kurumuna dönüştüren; kısacası Brükselleştiren sözlerinden sonra;

PKK'yı dağdan inip, ovada siyaset yapmaya davet eden bu sözler;

Kürtçülüğe verilen en nitelikli desteklerden biri olarak tarihe geçmiştir.

Ağar'ın bu lafı ederken;

bu ülkenin ne dağlarında, ne de ovalarında siyaset yapma fırsatı asla olmayacak şehitlerimizi düşünüp düşünmediği şüphe götürür.

Elbet; kanla tanışıklığı eskilere giden biri olarak vicdanı bunu düşünmeden edememiş ama bu vicdanı nasıl uyuşturucağının yolunu da bir şekilde bulmuştur.

Bu tür vicdani hesaplaşmalarını kolay atlatması açısından; NATO stajını tamamlamış, Hikmet Çetin gibi eski dostları vardır.

Ve eminiz;

Biri İngiltere'nin, biri Hollanda'nın gözetiminde ağırlanan Baybaşin'lere yönelik istihbari sondajların yoğunlaştığı bir dönemde artan tedirginliği söylemine yansımaktadır.

Ne olursa olsun;

AKP'nin tek başına yeniden seçilme şansının ufukta kaybolduğu şu günlerde;

birilerinin masalarındaki "ikili koalisyon modellerinde" yeralmanın bedeli;

federasyon tezine ışık yakmak değildir.

AKP iktidarı döneminde;

Hilmi Özkök'le birlikte paylaştığı,

"BOP'un en değerli sessizliği"

ödülünü

"BOP'un en değerli antitezi"

ödülü ile pekiştirerek iktidar olma hesabı yapan Ağar'ın;

PKK'yı ovaya...

Kendisini iktidara taşıyacağını zannettiği

bu siyasi denklemin aslında onu DYP'nin başından almak isteyenlerin işine geldiğini görmesi zaman alacaktır.

Bunun farkına vardığı bu yolun sonunda ise; PKK'ın da, Ağar'ın da bir ovada buluşacağı kesin.

O ovayı bu Millet'in Dağları arasında bulabilene ise aşkolsun.

B.G.

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun



 


#29 From: "Osman Akyuz" <oakyuz2002@...>
Date: Tue Oct 10, 2006 11:40 pm
Subject: YOLLARIN SONU
oakyuz2002
Send Email Send Email
 
Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kiÅŸi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize.

Türk Milleti son yıllarda başbuğ Alpaslan Türkeş'in vuslatıyla itibaren uçuruma sürüklenmekte, Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bize miras bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti ayaklarımızın altından kaymakta, Türk Milleti bu gelişmelere rağmen sessiz kalmaktadır. Bir yandan içerden, bir yandan dışardan Türkiye kıskaca alınmakta, çember iyice daralmakta bizler ise oryantal star gibi eğlence programlarla uyutulmaktayız.
Özellikle 1980 darbesi ile Türk insanın Milli refleksi kırılmış, bu tarihten itibaren dış mihrakların projeleri adım adım yürürlüğe girmiş, Özal ile başlayan Türk milletinde çözülme hareketi, bu günlerde Erdoğan'la beraber doruğa çıkmıştır.
Uygulamaya konulan projenin amacı olan Türk yurdunun emperyalist güçler tarafından paylaşımı olan Sevr'i hortlama projesinden başka bir şey değildir. Geçen yüzyıla bakıldığında Osmanlı-Türk devleti emperyalist ülkelerinin baskısıyla zorla imzalatılan Sevr antlaşmasına Türk Milletinin içindeki milli dinamikler neticesiyle Kuvayi Milliye doğmuş, Atatürk'ün önderliğinde emperyalist güçlerin bu projeleri dur denmiş, Anadolu'yu işgal eden emperyalist ülkeleri Türk Milliyetçileri tarafından Anadolu topraklarından sökülüp atılmıştır.
Türk Milliyetçilerin kazanımı olan Lozan'ı emperyalist ülkelerin önlerine Sevr'e karşı alternatif olarak koymuştur. Lakin Lozan kazanımını içine sindiremeyen batılı ülkeler, "bir gün Sevr'i önünüze getireceğiz" diyerek yeni Türk Devletine tacizde bile bulunmuşlardır. O günkü ABD yöneticileri tarafından kabul görülmeyen Lozan kazanımına karşı bugün ortaya atılan BOP'un tohumlarını belki o yıllarda atıldığını görmekteyiz.
Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk ölümünden itibaren devlet başkanı olan İsmet İnönü; Atatürk atak yönetim anlayışı yerine denge politikasını gütmüştür. 2. dünya savaşı yıllarında bu denge politikası devam etmiş, Batılı yöneticilerin isteği doğrultusunda Türkiye'nin kuruluş felsefesi olan Türk milliyetçiliği fikrinin devletin ideolojinden silinişi o tarihlerde başlar. 3 Mayıs 1944 olayları bu günlere rastlar, Nihat Atsız ve arkadaşları akla görülmeyen işkenceler görürler. Tek suçları Türk milliyetçiliği fikrinin devlet ideolojisinden çıkarılması üzerine karşı yapılan milli bir duruştur.
İsmet İnönü'nün CHP'si bu duruş neticesinde 1946'dan başlayan çok partili sisteme geçiş sırasında ağır bir yenilgi almaya başlayacak, 27 Mayıs 1960'sı darbesine kadar iktidar yüzü göremeyeceklerdir.
Demokrat partinin iktidar gelmesiyle de, Türk milliyetçiliğinin devlet ideolojinden silinişi devam edecek, o tarihlerde Türk milliyetçi dernekleri kapatılacak ve yöneticileri zindanlara gönderilecektir. Türkiye bu tarihlerde tam bağımsızlığını tartışır duruma gelecektir.
27 Mayıs 1960 günü Milli Komitesi tarafından ülke yönetimine el konulur. Milli Birlik Komitesinin asıl amacından çıkarıldığını hisseden sonradan 14'ler grubu anılan Alpaslan TÜRKEÅ ve arkadaÅŸları Milli Birlik Komitesine karşı çıkarlar, Bu duruÅŸ karşısında Alpaslan TÜRKEÅ ve arkadaÅŸları tutuklanır ve bir zaman sonra sürgüne gönderilirler. Türk MilliyetçiliÄŸin siyasal hayata geçiÅŸ sırasında en büyük katkıları olan Alpaslan TÜRKEÅ Hindistan'a, Muzaffer ÖZDAÄ Japonya'ya, AHMET ER Libya'ya, Dündar TAÅER de İsviçre'ye Milli Birlik komitesi tarafından o tarihlerde sürgüne gönderilir.
Sürgün dönüşü Türkiye'ye dönen Alpaslan TÜRKEŠve arkadaşları daha sonra MHP olacak Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine katılırlar. Başbuğ Türkeş bir süre sonra partinin genel başkanı olur.
Lakin Türkiye 1969 tarihinde dünyada esen rüzgârından etkilenir, üzerine düşen payı alır, Türk solu veya Ulusal solun yerine artık halkların eşitliği ve özgürlüğü hareketine dönüşen Türkiye'deki sol hareketi bir çıkılmaz hale varılır. Bunların karşısına kendilerine Ülkücü Gençlik diyen Türk Milliyetçileri karşılarına dikilirler, Çünkü Türkiye Türklerindir, Sovyet yönetimin eline geçmeyecektir diyerek mücadele yıllarını başlatacaklardır. İlk Kıvılcım Ruhi KILIÇKIRAN'ın şehit edilmesiyle başlar, buna müteakip yıllar sonucunda 12 Eylül 1980 darbesinin şartlarının oluşmasını sağlanacaktır.
12 Eylül 1980 darbesiyle Kenan Evren'in hala tartışılır kararları ile denge politikası ile "bir onlardan, bir bunlardan "diyerek, suçsuz yere Türk Milliyetçilerin asılarak şehit edilmesine zemin hazırlanmıştır. Ne yazık ki verdiği bu kararlar neticesinde milli bilincin ve refleksin zayıflamasına yol açacak, bugünkü Türk milletinin duyarsızlığını sağlayacaktır.
Alpaslan TÜRKEŠbu süre zarfında 4,5 yıl tutuklu kalır, 1987 yılında ise siyaset yapma özgürlüğü verilir. Lakin 1980 öncesindeki çoğu arkadaşı, şimdi başkaların yol arkadaşları olmuşlardır. O günlerde bütün zorluk ve imkânsızlıklara rağmen tüm Türk milliyetçilerini toparlamaya çalışır, sadece karşısında emperyalistler değil, ABD'nin o günlerde hazırladığı "Yeşil Kuşak Projesinden" etkilenen gençlerde vardır.
Türkiye için karanlık günler başlamıştır, Özal'ın "bir avuç çapulcu" dediği PKK'lı teröristler genç, ihtiyar, kadın, çocuk demeden Türk insanlarını katletmeye başlayacak, bunun mukabilinde her eve kör ateşin düşmesini sağlayacaklardır. Bu tarihlerde Türkiye'nin temel kanunları tartışılır duruma gelecek, "Türkiye mozaiktir" çıkışlarına karşı Alpaslan TÜRKEŠ"Ne mozaiği ulan" diye cevaplarını verecektir. Daha başbuğ Türkeş PKK'ya siyasi haktan bahseden ünlü işadamı Sakıp Sabancı'ya " Çizmeyi aşıyorsun sabancı" diyerek uyarılarda bulunacaktır..
Başbuğ Alpaslan Türkeş 1997 yılına kadar tüm tehditlere karşı uyarılarda ve eylemlerde bulunmuş, ölümünden sonra Türk - İslam dünyası sahipsiz kalmıştır.
S.S.C.B. yıkılmasıyla ABD tek kutuplu dünyada tek söz sahibi olmuş, bir gün Afganistan'da, bir gün Irakta at koşturur duruma gelmiş, tüm dünya buna karşı seyreder duruma gelmiştir.
Türkiye bunlardan farksız değildir, en büyük belası olan PKK'nın lideri Abdullah öcalan'ın yakalanması, nedeni hala belli olmayan Ecevit hükümeti tarafından beslenmeye başlanması, tahkim yasasının çıkması, ikiz yasların meclise gönderilmesi, AB uyum yasaların çıkarılması gibi Türkiye'nin altına dinamitleme bu dönemde başlayacak, buna mukabilinde bir ABD'nin bir operasyon neticesi sonucu bu günkü hükümet olan Erdoğan hükümeti kurulacaktır. RTE'nin AB, ABD'ye verdiği tavizler yüzünden yabancıların arazi satın alması, stratejik öneme sahip kurumların özelleştirilmesi, misyonerlerin cirit atması, özel idare yasası, bir kazanım olan KKTC'nin elden çıkması, patriğe ekümenlik verilmesi, heybeli ruhban okulu açılması gibi konularla Sevr yeniden önümüze konmaya başlanmıştır. Her türlü olumsuzluklara rağmen AB girmek için her türlü çabayı sarfetmekte ve Türk kimliği tartışması RTE hükümetinde başlamış, Türk devletinin kırmızı çizgilerinin yerine kırmızı kaldırımlı sokaklar almıştır.
Bu olumsuz şartlara rağmen hala Türk Milleti ve Türk Milliyetçileri sessizdir. Bozkurtların boşalttıkları sokakları bu gün travestilerin veya çakalların hâkimiyetine geçtiğini görmekteyiz. Sadece bunlardan mı ibaret bu gün Türk milleti Tülin-caner evliliğini, hülya avşar'ın kaçıncı aldatılmasını, Semra hanımın daha sonra para karşılında fuhuş yaparken yakalanan sineme yaptıklarını konuşa dursun Türkiye ayağımızın altından kaymaktadır. En ilginci olanı da modern jigololuk yerine devrimci ….. gibi saçma sapan unvanlar halkın gündemine oturmuştur.
Ama Türk halkı bunları konuşurken Kerkük'te Türkmen'in canı yanmakta, Diyarbakır'ın bir ilçesinde Kürtçe konuşmadığı için bir Türk öğretmenin istifaya zorlanılmakta, her gün bir şehit haberi, Kıbrıs'ın göz göre göre elden çıkması, gençlerimizin beyinlerine İsa'nın tanrılığı sokulmakta, Kuzey Irak'ta Yahudi – kürt devleti kurularak Türkiye'nin çöküşü ilerlemektedir.
Zaten daha sonra bir yazımla da ifade edeceğim, Türkiye gündemine laiklik-irtica tartışmaları başladığı andan itibaren, yani laiklik veya din elden gidiyor söylemlerinin altında muhakkak ki Türk milletinin kazanımlarının birinin elden gitmesi sağlanmaktadır. Bunun en güzel ispatı ise Türk tarihi bu olaya en güzel ışık tutacaktır. Sanki dış mihraklar bir parola oluşturmuş laiklik veya irtica gündemi belirlendiği andan itibaren bir gece vakti Türk devleti aleyhine bir operasyon yapılmaktadır. Aslında Türkiye'de ne laiklik, nerde din elden gideceğini sanmıyorum..
Bunların yani Türk milletinin bu duyarsızlığının altında bir diğeri de Türk – İslam Dünyasının bir liderinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Öne çıkarılan liderlerin kestane kabuğu olmasından dolayı bu sessizlik devam etmekte, inşallah diyorumki birileri bandırma vapuruna binerde Samsun'a yola çıkar, diyerek son söz olarak Nihal ATSIZ'ın mısralarıyla bitiriyorum.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na.
Hâlbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Değişilir topu da bir sokak kaltağına.


Osman AKYÜZ






--
Bir Gece Ay Yıldızlara Yıldızlar Aya,
MuÅŸtulayacak ki O Zaman,
Başkaları da Benim Dilimi Konuşacak.
Dizginlerini Çekerek Zamana Dur Diyeceğim,
Duracak.
Bir Sabah Tan Atarken Yüce Tanrı Dağından,
Kürşad'ın Gür Sesi Duyulacak:
Atlar Vey Irmağında Sulansın,
Güneş Doğduğu Yerde Karşılansın.
Emri Tekrar Edecek
Gök, Toprak, Deniz,
Bozkurtlar Uluyacak Bütün Anadolu'dan:
Biz de sizdeniz, Biz de Sizdeniz.

http://groups.yahoo.com/group/yenidenturkmilliyetciligi/

http://groups.yahoo.com/group/Turksozu/

http://groups.yahoo.com/group/umitozdag/

#30 From: "Açık İstihbarat" <invictus2572@...>
Date: Thu Oct 12, 2006 11:41 pm
Subject: Şark Kurnazı Pamuk ve Kurnazlığın Frenkçesi - Behiç Gürcihan (Oyun Bozan)
invictus2572
Send Email Send Email
 
 
www.acikistihbarat.com

13 Ekim 2006 Cuma





OYUN
BOZAN

ŞARK KURNAZI PAMUK ve
KURNAZLIĞIN FRENKÇESİ

Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)



100. Yıl Mutabakatı


Irak Tuzağı Yazıları


Diğer Seçme Yazı ve Raporlar

Yazarın Yazı Arşivi

Yazarın Rapor Arşivi


Tarih;bir çok açıdan, "Batı"'nın "Doğu"'yu çalıp, kendine maletme tarihidir. "Doğu"'nun tutsaklığı bu tarihi intihalin (aşırtma) bir uzantısı olarak sırıtır yüzümüze.

Descartes'tan 705 yıl önce cebir üzerine kitap yazan; "sıfır"ı matematiğe kazandırarak ondalık sistemi işlevsel kılan ve hesap metodunu konu eden ilk bilgin olan Harezmi; İ.S. 780-850 yılları arasında yaşamıştır.

Kendisi bir Türk-İslam Matematikçisidir.

El-Harezmi; Latince'de "Alkhorizmi"'ye, buradan "Algorisime" 'ye ve son olarak Fransız'ca Algorithme 'a dönüşmüş ve bildiğiniz Algorithma'yı "Batı" kendine maletmiştir.

"Doğu
"dan Batı'ya intihal olur da, "Batı"'dan Doğu'ya intihal olmaz mı...

16. yüzyılda bir İspanyol Napoli'den Cenova'ya giderken Türk korsanlarına esir düşer ve daha sonra bu esirlik sürecini hatıra olarak yayınlar. Fuad Carım, 1964 yılında bu adsız İspanyol yazarın anılarını Türkçe'ye çevirip, yayınlar.

Yıllar sonra bir yazar bu anıları alır, anılardaki İspanyol'u İtalyan olarak değiştirir ve neredeyse aynı hikayeyi, Beyaz Kale ismi ile piyasaya sürer. Kitabın son sözünde, romanı yazarken yararlandığı eserler arasında başka kitapların isimlerini verir ama bu İspanyol esirin anılarının adını bile anmaz.

Kendisi bir Türk-Sabetay edebiyatçısıdır.

Öyle bir edebiyatçı ki;

sadece Beyaz Kale'de değil; sonraki diğer romanlarında da sürekli intihal-aşırtmacılık suçlamaları ile karşılaşan biri.
(Bkz: Benim Adım Kırmızı İçin , Norman Mailer'ın Ancient Evenings; Kar için Dostoyevski Ecinniler veya J.M. Coetzee'nin Petersburglu Usta)

Öyle bir edebiyatçı ki;


Sıradan okuyucusundan da...

Kendini beğenmiş, yazarlığı sadece havadan ibaret olan herhangi bir adam böyle bir kitap yazabilirdi. İnanılmaz sıkıcı buldum, tavsiye etmiyorum.
(Kaynak: İdeefixe Okuyucu Yorumları)

Kıdemli edebiyatçıdan da...

Orhan Pamuk’un, ‘Sessiz Ev’inden sonra yazdığı romanların edebi değerinin vasatın çok üzerinde olmadığını; onun asıl şöhretini, yaptığı kaba ‘oryantalizm’e borçlu olduğunu birçok defa söyledim ve yazdım.

Hilmi Yavuz

sürekli "vasat", "can sıkıcı" , "okunmuyor" damgasını yiyen bir isim.

Milletlerin tarihlerini, küresel işgalin çıkarları doğrultusunda çarpıtma maksadı ile üretilen "tarihi roman" kategorisinin Türkiye'de görevlendirilen misyonerlerinden biri olmakla yetinmeyip;

tarih cehaletini; bizzat uluslararası kamuoyu önünde "Türkler katliam yaptı" senaryoları yazarak sergileyen bir şark kurnazıdır.

Frenkin kurnazlığına nasıl hizmet edeceğini çok iyi bilen bir şark kurnazı.

Doğu'dan çalıp kendine mal eden Batı...

Batı'dan çaldığını kendine maleden bu "Doğu"luyu işte bu yüzden ödüllendirir.


Şu tarihi tesadüfe bakın ki...

Harezmi'yi mutasyonla Algorithme'ye ve oradan Algorithma'ya çeviren Fransa...

aynı tarihte...

aralarında Yahudileri'nde bulunduğu bir baronlar konseyi tarafından finanse edilen Hitler'in gariban Yahudilere karşı uyguladığı soykırımı dönüştürür ve faşizan özünü bir sansür yasası ile sözde Ermeni soykırımına giydirir.

Ne diyelim...

Orhan Pamuk'tan bir edebiyatçı çıkaranın

Yahudi soykırımından Ermeni soykırımı çıkarmasına şaşmamak lazım.


Batı; her zamanki gibi, Doğu'dan çaldığının etrafında yaktı festival ateşini.

Frenkin kurnazı ile Şarkın kurnazının;

kendilerine ait olmayanın üzerinde tepinmesine ilk defa mı şahit oluyorsunuz?


B.G.

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun



 


#31 From: panzehir@...
Date: Thu Oct 12, 2006 8:57 pm
Subject: Kerkuk'te ic savas basladi
panzehir@...
Send Email Send Email
 
Kerkuk'te oz be oz kardeslerimiz kursunlanirken, Lubnan'a gitmek, emperyalizme hizmetten baska birsey degil. Turkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Turkiye Cumhuriyeti Mandasina donustugunun tescilidir.

Orhan Pamuk ile gundemi oyalayan medya, Turkmen katliamina hic deginmiyorsa, istedigi kadar "Turkiye Turklerindir" yazsin logosuna.

Turkiye, Turklerin degildir artik.





Türkmen kursun altinda HO Tercüman  11.10.2006

 
 

Kuzey Irak'ta PKK'ya karsi operasyona yanasmayan ABD, pesmergenin Kerkük'te Türkmenler'e yönelik baslattigi katliamlarda helikopter destegi verdi. 14 Türkmen'in öldürüldügü bölgenin dis dünyayla irtibati kesildi

PESMERGELERIN, Amerikan helikopterleri esliginde 'güvenligi saglama' bahanesiyle yaptigi baskinlarda 14 Türkmen'in katledildigi, 13'ünün de yaralandigi yolundaki haberler, Irak'in kuzeyinde gerginligi artirdi. Abluka altindaki bölgelerden saglikli bilgi alinamazken, karisikligin özellikle 2007 yilinda referandumun yapilacagi petrol kenti Kerkük'e siçramasi dikkat çekti.

Türkmen yetkililer, Kerkük çevresinde pesmergelerin yaptigi operasyonlarda 14 Türkmen'in öldügü, 13'ünün de yaralandigi bilgisinin kendilerine de çesitli kaynaklardan ulastigini bildirdi. Cumartesi günü baslayan operasyonlarda kentin kuzey bölgesinde rastgele ates açildigini belirten yetkililer, ölü sayisinin artmasindan endise ettiklerini bildirdi. Türkmenlerin yani sira, Araplarin da atese hedef olmasi, kente yönelik oyunlarin bir parçasi olarak yorumlandi. Operasyonlara ABD helikopterlerinin de destek verdigi bildirildi. Daha önce de Tel Afer'de benzer operasyonlar yapilmis ve çok sayida Türkmen katledilmisti.

Patlamalar bunun için miydi?

Kentte geçtigimiz günlerde 36 saat sokaga çikma yasagi ilan edildigini hatirlatan Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratli, söyle konustu:

'Bölge, pesmergeler tarafindan ablukaya alinmis durumda. Eskiden sadece kuzey kapisi pesmerge elindeydi, son dönemde her taraftan sarildi. Son 3 ayda Kerkük'teki patlamalar bahane edilerek genis çapli bir arama-tarama baslatildi. Bu faaliyetin sonunda 150 kisinin tutuklandigi, birçok silaha el konuldugu söyleniyor. Saglikli bilgi alamiyoruz. Tabii bu gelismeler akla su soruyu getiriyor; kentteki patlamalar acaba bunlar için mi yapildi ve Türkmenler hedef seçildi?'

Pesmergelerin kapilarda arama noktalari koydugunu belirten Muratli, 'Kerkük'e güneyden, batidan girenler çok siki kontrol ediliyor. Hatta özellikle Bagdat'ta güvenligin olmamasindan dolayi geri göç eden Türkmenler bile dönüste sorun yasiyor. Özellikle Kerkük Valisi, Türkmenlere çok zorluk çikartiyor. Buna karsin Süleymaniye ve Erbil yönündeki kuzey kapilari açik. Yani Kürt bölgesinden gelenlere karsi bir serbestlik var' dedi.


Hedef referandum

Irak'a müdahalenin ardindan nüfus hareketlerinin arttigi Kerkük'te hedefin gelecek yil yapilacak referandum oldugu belirtiliyor. Muratli da bu noktanin altini çiziyor. ITC Türkiye Temsilcisi, su tespitleri yapti:

'Önümüzdeki süreçte normallestirme, nüfus sayimi ve referandum için çalismalar yapilacak. Sehrin ablukaya alinmasi da istediklerini gerçeklestirme amaci tasiyor. Bölge tamamiyla pesmerge ablukasi altinda. Kerkük'te Kürt nüfus artirildi. Kerkük'ün nüfusu Saddam döneminde 850 bin civariydi, bugün 1.5 milyona ulasti. Çogu, tamamen tasinan insanlardan olusuyor.'


Hakki KURBAN /ANKARA










#32 From: panzehir@...
Date: Thu Oct 12, 2006 8:33 pm
Subject: Afiyet Olsun Turkiye
panzehir@...
Send Email Send Email
 
Logosunda "Turkiye Turklerindir" diyen Turk ve Turkiye dusmani, Turkce yayim yapan bir gazete, "Hak Etmisti" diye bir baslik atmis. Merak ettik okuduk. Tam da Fransa'nin Turkiye'ye savas ilan ettigi gun...

Orhan Pamuk, Turk ve Turkiye'ye yonelik ihaneti icin layik goruldugu Nobel odulunun, kendisine ait degil, Turkiye'ye ait oldugunu soylemis.

Cok dogru...

O odul, Turkiye'ye altin kasede sunulan zehirli Fransiz sarabidir.

Afiyet Olsun Turkiye... Serefsizlerin serefine...


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5250034.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=2
Hak etmisti

Tandogan UYSAL / STOCKHOLM

2006 Nobel Edebiyat Ödülü, ’kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbirleriyle çatismasi ve örülmesi için yeni simgeler bulan’ Orhan Pamuk’a verildi. Isveç Akademisi Sözcüsü Engdahl kararin siyasi olmadigi vurgulayarak, "Kendi ülkesinde tartismali bir kisilik, ama neredeyse ödülümüzü alanlarin hepsi böyle" dedi.

ISVEÇ Akademisi tarafindan her yil verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nün bu yilki sahibi, Akademi Sekreteri Horace Engdahl tarafindan TSI 14.00’te açiklandi. Akademi, ödülün kime verilecegini kararlastirdiktan sonra kapi açildi ve Akademi Sekreteri Engdahl, ödülün 54 yasindaki Türk yazar Orhan Pamuk’a verildigini bildirdi.

KARAR SIYASI DEGIL

Engdahl
açiklamasinda, Türkiye’deki siyasi durumun Pamuk’a ödül verilmesinde bir etkisi olmadigini belirterek, "Elbette ödül bazi siyasi dalgalanmalara yol açabilir, ama biz bununla ilgilenmiyoruz" dedi. Pamuk için de, "Kendi ülkesinde tartismali bir kisilik, ama neredeyse ödülümüzü alanlarin hepsi böyle" diye konustu. Ardindan Pamuk’un hem Dogu, hem de Bati kültürleriyle baglari sayesinde "çagdas romanin köklerini genislettigi için" ödüle layik görüldügünü vurguladi ve "Bunun anlami sudur: Kendisinin romani, bizim, Batililarin elinden aldigi ve bizim simdiye kadar gördügümüz romandan tamamen baska bir seye dönüstürdügü söylenebilir" dedi.

TARTISMACI FIKIR ADAMI

Pamuk’
a verilen ödül ile ilgili Akademi’den yapilan açiklamada ise söyle denildi: "Pamuk, kendisini siyasi hevesleri olmayan edebiyat yazari olarak görse de ülkesinde tartismaci bir fikir adami olarak taniniyor. Islam dünyasinda Salman Rüsdi’ye karsi çikarilan fetvayi kinayan ilk yazar o oldu. 1995’te Türk meslektasi Yasar Kemal mahkemeye çikarilinca ondan yana tavir koydu."

Ayrica Pamuk’un Ermeni soykirimi iddialariyla ilgili sözlerine de deginildi ve "hakkinda açilan davanin genis uluslararasi protestolara yol açtigi, davanin daha sonra düsürüldügü" kaydedildi.










#33 From: iklil konyalilar <driklilbal@...>
Date: Fri Oct 13, 2006 1:47 pm
Subject: EVIMDE YER YOK !...J.P.Sartre
driklilbal
Send Email Send Email
 
...................Uluslararasi isbirlikcilerin adami , bunlari diyebilir mi ?...............
                          DESIN BIYIKLARIMI KESERIM !!...
 

Note: forwarded message attached.


Yahoo! Messenger with Voice. Make PC-to-Phone Calls to the US (and 30+ countries) for 2¢/min or less.



 
 

Pamuk'un ödülü ret konuşması!

 

 

İtiraf ediyorum ki, ajanslar "Nobel Edebiyat Ödülü Orhan Pamuk'a verildi" haberini geçtiği andan beri hayal kuruyorum.

Neyin hayali mi?

Aynı ajansların "Orhan Pamuk ödülü reddetti" haberlerini geçişinin hayalini tabii.

Olmayacak şey belki, biliyorum.

Ama hayali bile güzel!

Hayalimdeki Orhan Pamuk jüri üyelerine hitaben aşağı yukarı şöyle bir açıklama yapıyor...

"Üzerinde kopan bütün tartışmalara rağmen hâlâ en büyük, en prestijli edebiyat ödülü olan Nobel'e beni layık gördüğünüz için teşekkür ederim fakat neden şimdi?

İki yıl önce Avusturya edebiyat çevrelerini bile hayrete düşüren ve jürinizin seçkin üyelerinden Knut Ahlund'a 'bu seçim ödül tarihinde onarılmaz bir yara açmıştır' dedirtip istifa etmesine yol açtıran bir tercih yapmıştınız.

Örnek bu ya, 2004'te ödülü edebi düzeyi tartışmalı Elfried Jelniek yerine bana verebilirdiniz. Zamanı değil miydi?

Neden iki yıl önce veya geçen yıl değil de şimdi?

Batı'nın Türklere hoyratça çeki düzen vermeye kalktığı, ülkemin insanlarının gururlarını kırmak için Avrupa parlamentolarının yarışa kalktığı bir dönemde beni seçmeniz, itiraf etmek zorundayım ki çok düşündürücü!

Ben asla kendi edebi değerimden kuşkuya düşmedim.

Düşsem yazamazdım. Ancak sözünü ettiğim durum sizin tercihlerinizde edebi kriterlerin önde geldiği konusunda beni de kuşkuya düşürüyor.

Üstelik, ülkemde sanatçının ve düşüncenin özgürlüğünü boğmaya çalışan, bu yüzden bana çok sıkıntı çektiren kesimlerin ekmeğine yağ sürecek kadar berbat, sinsi ve münasebetsiz bir zamanlama bu...

Nobel Edebiyat Ödülü hiç kuşkusuz çok değerli ve büyük bir ödül.

Ancak unutmayalım ki hiçbir ödül edebiyatın kendisinden daha büyük değildir.

Ben edebiyatçıyım.

Ve elbette insan ve aydın olarak siyasal görüşlerimi dile getirirken inandığım gibi konuşmayı sürdüreceğim.

Bundan sonra da ne popülizmden ne de resmi bir makamdan icazet almayı aklımdan geçireceğim.

Baskılar beni yıldıramayacak!

Ama karanlık bir tezgâh izlenimi verecek uluslararası desteklere de ihtiyacım yok!

Şimdi ister istemez Jean Paul Sartre'ın 1964'te Nobel'i reddedişi aklıma geliyor...

Ünlü filozof burnuna gelen samimiyetsizlik kokusundan uzun boylu söz etmek yerine kısaca 'evimde yer yok!' demişti.

Ben de 'kalbimde yer yok' diyorum.

Hem kişiliğimi hem de sanatımı baskı altına alıp kuşkular uyandıran zamanlaması ve kriterleri nedeniyle ödülünüze 'kalbimde yer yok' diyor, beni anlayacağınızı umuyorum..."

*****


HAŞMET BABAOĞLU

 

This message and attachments are confidential and intended solely for the individual(s) stated in this
message. If you received this message although you are not the addressee, you are responsible to keep the
message confidential. The sender has no responsibility for the accuracy or correctness of the
information in the message and its attachments. Our company shall have no liability for any changes
or late receiving, loss of integrity and confidentiality, viruses and any damages caused in
anyway to your computer system.

Bu mesaj ve ekleri, mesajda gonderildigi belirtilen kisi/kisilere ozeldir ve gizlidir. Bu mesajin muhatabi
olmamaniza ragmen tarafiniza ulasmis olmasi halinde mesaj iceriginin gizliligi ve bu gizlilik yukumlulugune
uyulmasi zorunlulugu tarafiniz icin de soz konusudur. Mesaj ve eklerinde yer alan bilgilerin dogrulugu ve
guncelligi konusunda gonderenin ya da sirketimizin herhangi bir sorumlulugu bulunmamaktadir. Sirketimiz
mesajin ve bilgilerinin size degisiklige ugrayarak veya gec ulasmasindan, butunlugunun ve gizliliginin
korunamamasindan, virus icermesinden ve bilgisayar sisteminize verebilecegi herhangi bir zarardan
sorumlu tutulamaz.

#34 From: "orkide venus" <orkide55@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 12:45 pm
Subject: Fwd: AB ve ABD kime niçin para verir. Sorularımızı yanıtlayamayan ADD ye hesap sormalıyız.
orkide55@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: orkide venus <orkide55@...>
Date: 14.Eki.2006 15:44
Subject: AB ve ABD kime niçin para verir. Sorularımızı yanıtlayamayan ADD ye hesap sormalıyız.


sorularımız ADD tarafından ısrarla yanıtlanmamaktadır. Yineliyorum. Yanıt almadıkça desteklemeyelim  
orkide venus 
yok, yenicevitrin, yengec55, yasar.nuri.ozt. ... adlı alıcılara
 Diğer seçenekler   13 Eki (17 saat önce)
AB VE ABD KİME NİÇİN PARA VERİR?*
>
>      Ülkemiz, emperyalistlerce nasıl ve kimlerin destekleri ile işgal
>ediliyor? Bizler neden yoksuluz? Terör örgütleri, evlatlarımızı niçin
>katlediyor da bizler bir şey yapamıyoruz? Bu soruların doğru yanıtları
>ayrıntılarda gizlidir. Ayrıntılarda gizlenen gerçekler de; bazı sivil
>toplum
>örgütlerince, Soros'tan veya AB fonlarından aldıkları paralarla, örümcek
>gibi ördükleri perdelerlerle örtülmektedir.
>
>       Bir deyim vardır. "Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar."
>
>       ABD ve AB sömürgecileri çok yönlü çalışmaktadırlar. Bir yandan
>ülkemizi kan gölüne çeviren terör örgütlerine silah, para ve lojistik
>destek
>sağlarken, diğer yandan bazı sivil toplum kuruluşlarına para veriyorlar.
>
>      Şimdi ön yargılı olmadan soralım. NEDEN!
>
>
>
>         Araştırmacı yazar, kimya yüksek mühendisi Yılmaz Dikbaş'ın yazdığı
>yazıyı birlikte okuyalım.
>
>*                                  PROTESTAN MİSYONERLERİ*
>
>*                                        SEV-ÇEV-ÇYDD*
>
>        Şu üç Sivil Toplum Örgütü, Avrupa Birliği'nden 'Hibe' almışlardır:
>
>        Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş
>Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD). Şimdi bunlardan SEV'i biraz yakından
>tanıyalım:1
>
>             *                                SEV Sağlık ve Eğitim
>Vakfı
>*
>
>       Fahri Başkan: Şevket Sabancı
>
>    Mütevelli Heyeti:
>
>    Başkan:Yaşar Yaşer
>
>    Başkan yardımcısı: Sema Gökçen
>
>    Mete Akyol, Josef Amado, Ceyda Aydede, Pof. Dr. Mustafa Aysan,
>ÖrsçelikBalkan, Tarık Bozbey, Gülsen Çapa, Şükran Çelebi, Candan
>Çilingiroğlu,K. Erhan Dumanlı, Muhteşem Ekenler, Dilek Erzik, Kenneth
>Frank,
>Hasan Güleşçi, Tülay Güngen, Mehmet Gür, İlter H. Gürel, Esin Hoyi, Oktay
>İşcen, Bülent Kalpaklıoğlu, Feyhan Kalpaklıoğlu, Hazım Kantarcı, Prof. Dr.
>Ahmet N. Koç, Prof. Dr.Sedefhan Oğuz, Prof. Dr. Zeynep İ. Önsan, İbrahim
>Paksoy, Yılmaz Poda, Demir Sabancı, Naci Sığın, Tamer Şahinbaş, Ejide
>Tanık,
>Prof. Dr.Aykut Toros, Sait Tosyalı, Prof. Dr.İlter Turan, Yard. Doç. Dr.
>Engin Ünsal, Füsun Üstün, Dr.Warren H. Winkler, Mehmet Yaltır.
>
>    Onursal mütevelliler: Zeliha Dural, Anna G. Edmonds, Burhan karaçam,
>Johannes Meyer,Sevindik Özev, Sevim Öztahtacı, Harold Schoup, İstemihan
>Talay, Müjde Tekil, Berrin Tümer
>
>    Yönetim Kurulu:* *Tamer Şahinbaş (Başkan), Prof. Dr. Serdar Küçükoğlu
>Sait Tosyalı, Ceyda Aydede, Şebnem Day, Esin Hoyi, İbrahim Paksoy, Prof.
>Dr.
>Sedefhan Oğuz, Prof. Dr. İlter Turan
>
>    Projenin Adı: İşten Eve Sağlık: Genç İşçiler ve Eşleri İçin Cinsel
>Sağlık Eğitim ve Bilgilendirme
>Merkezi
>
>
>     Tarih: 03.04.2006
>
>      *Açıklama:  *
>
>      AB'den aldığı para: 190 bin
>Avro
>
>
>
>      2005 yılının başında, Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş,
>gazetesinde, *'Bağlarbaşı'nda Misyoner Okulu' *ve *'Başbakan'a Misyoner
>Komşu' *başlıklı iki haber yazdı. Adnan Odabaş, bu haberlerinde şu
>bilgileri
>veriyordu:
>** *SEV (Sağlık ve Eğitim Vakfı) ile Prof. Dr. Türkan Saylan'ın
>başkanlığını
>yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYD) işbirliği
>içindedirler.
>                                                                 ** SEV,
>Dünya Kiliseler Birliği'ne bağlı Amerikan Board ile ilişkilidir*, aynı
>binada çalışmaktadırlar. Amerikan Board'un bünyesinde bulunan Protestan
>Kilisesi, 1830 yılından beri Türkiye'de faaliyet göstermekte ve emrindeki
>Bible House (İncil Evi) Şirketi ile misyonerlik faaliyeti
>yürütmektedir.
>
>                        ** SEV, Türkiye'de Protestan misyonerliği
>yapmaktadır*.                                                Adnan
>Odabaş'ın
>Üsküdar Gazetesi'nde çıkan bu haberleri üzerine SEV mahkemeye başvurdu ve
>Üsküdar 4. Hukuk Mahkemesi'nde dava açarak Adnan Odabaş'tan 30 milyar TL.
>manevi tazminat talep etti. Mahkeme, MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı)'den
>bilgi istedi. Olaylar şöyle
>gelişti:
>           *** *2 Mayıs 2005 tarihinde MİT, mahkemeye gönderdiği yanıtta,
>Amerikan Board'un İncil Evi (Bible House) Şirketi aracılığıyla Türkiye'de
>Protestanlığın yayılması için uğraş verdiğini doğruladı. MİT, Mahkemeye
>gönderdiği raporunda; Üsküdar SEV İlköğretim Okulu, Üsküdar Amerikan
>Lisesi,
>İzmir Amerikan Lisesi, İzmir SEV İlköğretim Okulu, Tarsus Amerikan Lisesi,
>Tarsus SEV İlköğretim Okulu ve Gaziantep Amerikan Hastanesi'nin Amerikan
>Board ile bağlantılı olarak çalıştığını da bildirdi. MİT'in Mahkemeye
>gönderdiği raporda, son yıllarda mülk edinmeyen Amerikan Board Heyeti'nin
>tasarrufu altındaki mülklerini de SEV'e devrettiği ve faaliyetlerini SEV
>aracılığıyla yürüttüğü bilgisi de yer
>almaktaydı.
>
>
>*** *MİT'ten gelen bilgileri değerlendiren Üsküdar 4. Asliye Hukuk
>Mahkemesi, 12 Aralık 2005 tarihinde verdiği kararda, SEV'in 30 milyar TL.
>Tazminat talebini
>reddetti.
>
>
>*** *Mahkeme kararını değerlendiren Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş
>şunları
>söyledi:
>
>
>*"Gazetemizde yer alan haberlerin hepsi MİT raporuna ve Tapu Kadastro
>Müdürlüğü'nden aldığımız belgelere dayanmaktaydı. SEV, bunların yalan
>olduğunu iddia ediyordu. Haklılığımız mahkeme kararıyla ortaya
>çıktı."
>                                                         *Adnan Odabaş,
>SEV'in, Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
>(ÇYDD)
>ile ilişkisi olduğunu da anlattı ve şu çarpıcı açıklamayı
>yaptı:
>
>
>*"Bunlar hep birlikte çalışıyor. Bunlar 20 Nisan 2001 tarihli MİT Raporunda
>sabittir."
>*
>
>**** Adnan Odabaş'ın Nisan 2005'de bir kitabı çıktı: 'Dikkat Misyoner
>Geliyor'. Bu kitapta şu bilgiler yer
>almaktaydı:
>
>*1. *Yaşar Yaşer'in başkanlığını yaptığı SEV (Sağlık ve Eğitim Vakfı) ile
>eşi *Gülseven Yaşer'in başkanlığını yaptığı ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı),
>birlikte çalışmaktadırlar.
>                                                            *
>*2. *Başkanlığını Gülseven Yaşer'in yaptığı *ÇEV*, deprem bölgesinde eğitim
>ve öğretim evi projesi hazırlayarak *Amerikan Board'dan parasal yardım
>talebinde
>bulunmuştur.
>*
>
>*3. *Başkanlığını Prof. Dr. Türkan Saylan'ın yaptığı ÇYDD, Atatürk ilke ve
>inkılâplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı
>altında para toplamış, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurt dışından
>parasal yardım almıştır.
>
>Şimdi, buraya kadar anlatılanları kısaca özetleyelim:
>
>   - SEV, Türkiye'de Hıristiyan Protestan misyonerliği yapmaktadır.
>   - ÇYDD, SEV ile birlikte çalışmaktadır.
>   - ÇEV de SEV ile birlikte çalışmaktadır.
>   - SEV ile birlikte Türkiye'de Hıristiyan Protestan misyonerliği yapan
>   ÇEV, aynı zamanda bir deprem projesi için de Amerikan Board'dan para
>yardımı
>   istemiştir.
>   - ÇEV'in para yardımı istediği Amerikan Board, Dünya Kiliseler
>   Birliği'ne bağlıdır. Amerikan Board'un bünyesinde bulunan Protestan
>   Kilisesi, 1830 yılından beri Türkiye'de faaliyet göstermektedir ve
>emrindeki
>   İncil Evi (Bible House) Şirketi aracılığıyla misyonerlik faaliyeti
>   yürütmektedir.
>
>
>
>         Şimdi, bir de ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı)'nın Yönetim Kuruluna bir
>göz atalım:
>
>*         ÇEV, Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim
>Kurulu:                                             *
>
>**       Yönetim Kurulu Başkanı: Gülseven
>Yaşer
>
>        2. Başkan: *(E) Org. Şener
>Eruygur                                                               *
>
>          Yönetim Kurulu Üyeleri: *Prof. Dr. Nur Serter, *Prof. Dr. Necla
>Arat, Pınar Tünenç, (E) Tuğgeneral İdris Koralp, Yusuf Güsar, Leyla Pekcan.
>
>         20 Nisan 2001 tarihli MİT raporunda *Protestan Misyonerliği
>*yaptığı
>kesinleşmiş Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)'in 2. Başkanı *(E) Org. Şener*
>*Eruygur,
>*25 Haziran 2006 tarihinden beri *Atatürkçü Düşünce Derneği ( ADD)'nin Genel
>Başkanıdır!*
>
>         Şimdi ADD üyelerine dönüp soruyoruz:
>
>         Siz bu durumu içinize sindirebiliyor musunuz?
>
>
>
>        Yılmaz DİKBAŞ


--
orkide

--
orkide

#35 From: "a..z a..z" <busehirde@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 2:24 am
Subject: Re: Şark Kurnazı Pamuk ve Kurnazlığın Frenkçesi - Behiç Gürcihan (Oyun Bozan)
busehirde
Send Email Send Email
 
Amerika'n¹n Irak'¹ iºgali s¹ras¹nda babas¹n¹ ve bacaklar¹n¹ kaybeden bir
çocu»un, sald¹r¹ya komuta eden ABD Orgenerali Tommy Franks'e yazd¹»¹
mektup...

Bu zulüm yerde kalmaz
Yemin olsun ki asra.
Önce mevtül insanl¹k
Sonra harabül Basra

Ben Basra&#8217;dan Ömer.
Belki haberin yoktur diye yaz¹yorum Franks;
Önce demokrasi ya»d¹ göklerden
Sonra özgürlük geçti üstümüzden
Palet..palet..

Ve insan haklar¹ namlular¹ndan
Yüzü maskeli adamlar¹n
Saniyede bilmem kaç bin adet.
Demokrasi bizim eve de isabet etti

Bir gün sonra anlad¹m ayaklar¹m¹n koptu»unu
Babam¹n vücudunda
Tam on sekiz adet
©nsan haklar¹ saym¹ºlar..

Annem zaten yoktu
Ben do»arken
©laç yoklu»undan ölmüº.
Ambargo falan dediler ya
Anlamad¹m Çocuk akl¹ iºte

Sen
Daha iyi bilirsin..
Sizde de bar¹º böyle midir Franks
©nsan haklar¹ çocuklar¹ yetim,
Ve ayaks¹z b¹rak¹r m¹ orda da

Ya demokrasi
Güpegündüz pazara düºer mi.
Ve zenginlik...
©nsanlar¹ korkudan uykusuz b¹rak¹r m¹
Ve kuºlar gökyüzünü terkeder mi orda da..

Babamla söyledi»im son dua dilimde,
Ayaklar¹m hastanede,
Ve giymeye k¹yamad¹»¹m ayakkab¹lar
Elimde kald¹..

Çocu»un var m¹ Franks
Al..çocu»una götür onlar¹
Bir iºe yaras¹n..
Kimbilir bakt¹kça
Belki beni hat¹rlars¹n

Bu nas¹l demokrasi
Düºtü»ü yeri yakt¹
Merhamet hür dünyaya
Bu kadar m¹ Irakt¹


#36 From: "orkide venus" <orkide55@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 8:44 pm
Subject: acil yardım
orkide55@...
Send Email Send Email
 

Eski bir calisma arkadasimdan gelen istek uzerine, bir dializ hastasi Turk arkadasimizin acil yardima ihtiyaci vardir. Hastanin adi Hayri Olgundan yasi 43 olup kendisi New Jersey'de son alti aydir dializ makinasina bagli olarak yasamaya calismaktadir.Turkiye'de bulunan babasi 84 yasinda olup bobregini vermeye gonullu olmustur ve yapilan testler sonucunda bobreklerin uyumlu oldugu ve transplantin gerceklesebilecegi gorulmustur, Hasta malesef su kosullarda calisamamakta olup babasinin yol masraflari ve hastaya destek amaci ile 10,000 civarinda bir yardim parasi toplanilmaya calisilmaktadir.Siz Destek olmak istiyen Saygideger Turk Amerikan Toplumumuz yardimlarinizi ilisikte listelemis oldugum banka hesabina yapabilirsiniz. Unutmayiniz ki bugun ihtiyaci olan bu arkadasimizin yerinde yarin obur gun bizlerinde bir yakini yada kendimiz de olmuyacagiz diye bir sey yoktur , o yuzden bugun baskasinin yarinda kendinizin ayni durumda kalabilicegini dusunerek (tabi ki Allah yazdi ise bozsun ama hiz birinizin hatta dusmanimin bile asla hasta olmasini istemem ), yardimlarinizi esirgememinizi ve duyarsiz kalmamanizi temenni ederim.
Hastanin banka hesabi assagidadir:
Mr. Hayri Olgundan
Bank of America

307 Bergen Bulv. Fairview NJ
Routing:       021 200339
Account No: 0038 1570 9263


Saygilarimla
Belgin Cuhaci
MKAATAA
Founder and General Secretary




--
orkide

#37 From: "orkide venus" <orkide55@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 8:40 pm
Subject: mossaddan şok açıklama ABD türkiyeyi bölecek...
orkide55@...
Send Email Send Email
 
Mossad'tan Åok Açıklama: Amerika Türkiye'yi Bölecek

>Mossad'tan Åok Açıklama:
>
>"AMERİKA TÜRKİYE'Yİ BÖLECEK..."
>
>MOSSAD'la ilişkisi bilinen internet sitesinde yayınlanan raporda, ABD ve
>İsrailli yetkililer uyarılarak Türkiye ve İran'ın, Irak'ın kuzeyine ortak
>operasyon yapabileceÄŸi belirtildi.
>
>Raporda, "Washington, Kürt-İran kapışmasının çatışmaya dönüşebileceğini ve
>Irak Kürdistanı'nın, Türkiye'nin güneyinden başlayarak Ermenistan'a
>yayılabileceğini öngörmektedir" denildi.
>
>ABD'den Kürdistan tezgahı
>
>MOSSAD'ın internet sitesinde, kurulması planlanan Kürt devletinin
>topraklarının genişletileceği açıklandı. Sitede, bölgede İsrail'in de büyük
>çıkarları olduğu vurgulanarak, Türkiye ve İran'ın müdahalesine karşı
>hazırlık yapıldığı belirtildi
>
>Mossad, Kuzey Irak'taki ayak oyunlarını ortaya koydu. İsrail istihbaratıyla
>ilişkisi bilinen www.debka.com sitesinde yayınlanan bir raporda, ABD ve
>İsrailli yetkililer uyarılarak Türkiye ve İran'ın, Irak'ın kuzeyine ortak
>operasyon yapabileceği belirtildi. 24 Eylül 2006 tarihini taşıyan raporda,
>Kandil Dağı'nda saklanan PKK ve PJAK üyesi yaklaşık 5 bin terörist için
>"isyancı" ifadesi kullanılıyor ve bu teröristlerin Türkiye ve İran'ın
>hedefinde olduğunun altı çiziliyor. Sitede yayınlanan raporda, "Türk ve
>İran ilk müdahale birimleri hali hazırda Irak'ın 7-8 kilometre içlerine
>kadar girmiş durumdadır. Gergin bekleyen Washington, bir peşmerge-İran
>kapışmasının, kapsamlı bir çatışmaya dönüşebileceği ve olayların
>genişleyerek, bütün bölgeye yayılabileceğini öngörmektedir" deniliyor.
>
>Çıkarları etkilenecek
>
>Türkiye'nin, Kerkük'ü ele geçirme operasyonu yapabileceği de belirtilen
>raporda, ABD'nin buna karşı çeşitli önlemler almaya çalıştığı belirtiliyor.
>www.debka.com sitesinde, kurulması öngörülen Kürt devleti için,
>peşmergelerin ABD desteğinde Türkiye, İran ve Ermenistan'dan toprak kazanma
>hesapları yaptığı vurgulanıyor. Sitedeki raporda, ABD'nin de, Türkiye ve
>İran'dan kurulacak bir Kürt devletinin genişlemesine karşı müdahale
>olasılığına hazırlandığı  belirtiliyor. Raporda, "ABD ve İsrail'in Orta
>Doğu'da hayati bölgesel güvenlik çıkarları, muhtemel çatışmalarda 3
>husustan etkilenecektir" denilerek, bu üç husus şu şekilde dile getirildi:
>
>* Washington, Türk-İran askeri ortaklığını Ankara'nın reddetmesine ikna
>olmamıştır. Amerikalılara göre zamanlama bundan daha kötü     olamazdı. Bu
>zamanda İran'a yönelen Amerika (ve İsrail)  uçaklarına Türk ve peÅŸmerge
>hava sahaları kapalı olacağı için İran'ın nükleer tesislerine (yapılacak)
>muhtemel bir Amerikan (ve İsrail) saldırı planı ciddi şekilde
>engellenebilir.
>
>* Kürt kampanyası'nda bir Türk-İran zaferi iki aydan kısa bir süre içinde
>Devrim Muhafızlarına ikinci bir zafer kazandırmış olur.
>
>* İsrail, PKK'nın Kuzey Irak'taki askeri ve ekonomik varlığını kökten
>kazımaya yönelik askeri operasyon endişesi taşımaktadır. DEBKAfile'ın
>askeri kaynaklarına göre 2004'ten beri İsrail askeri ve istihbarat
>subayları, Kuzey Irak'ta peşmerge ordusu ve anti-terör güçlerini kurmak
>için çalışıyor.
>
>Sırada Musul var
>
>Kerkük'te sokağa çıkma yasağı ilan edilerek yapılan Türkmen katliamı şimdi
>de Musul'da sürdürülüyor. Sokağa çıkma yasağı uygulanan Musul'da
>peşmergelerden oluşan güvenlik birimleri operasyon başlattı. Önceki gün
>güvenlik güçleri ile direnişçiler arasında çıkan çatışmalarda, 4'ü polis 6
>kişinin ölmesinin ardından kentte sokağa çıkma saatleri uzatıldı. Bunun
>ardında da yapılan operasyonlarda Türkmenlerin evlerine baskınlar
>düzenlendi. Birçok Türkmen'in tutuklanarak götürüldüğü bildiriliyor. Bu
>arada, Kerkük'te Türkmenler kendile-rine yönelik operasyonlara karşı
>gösteri düzenledi. Türkmenler, kendilerine baskı ve zulüm yapılarak kentin
>peşmergelere teslim edilmek istendiğini belirterek, Türkiye ve uluslararası
>camiadan yardım istediler. Öte yandan, Kerkük'te devriye gezen polis
>aracına kimliği belirsiz kişiler tarafından açılan ateş sonucu 1 polis şefi
>hayatını kaybetti, 4 polis de yaralandı. Olayla ilgili Kerkük'te geniş
>çaplı soruşturma başlatılırken, kent genelinde güvenlik önlemleri
>arttırıldı.
>
>  İNGİLİZCE METİN
>
>  Iran and Turkey Prepare for War in Iraqi Kurdistan
>
>DEBKAfile Exclusive Military Report
>
>September 24, 2006, 5:58 PM (GMT+02:00)
>
>
>  Turkish tanks in Kurdistan.
>
>
>
>A new Middle East war is in the offing. DEBKAfile's exclusive military
>sources in Iraq and sources in Iran reveal that Turkish and Iranian air
>units as well as armored, paratroop, special operations and artillery
>forces are poised for an imminent coordinated invasion of the northern
>Iraqi autonomous province of Kurdistan.
>
>Our sources pinpoint the target of the combined Iranian-Turkish offensive
>as the Quandil Mountains (see picture), where some 5,000 Kurdish rebels
>from Turkey and Iran, members of the PKK and PJAK respectively, are holed
>up. Iranian and Turkish assault troops are already deployed 7-8 km deep
>inside Iraqi territory.
>
>Turkey to the northwest and Iran to the east both have Kurdish minorities
>which have been radicalized by the emergence of Iraqi Kurdistan in the last
>three years. The three contiguous Kurdish regions form a strategic world
>hub.
>
>A jittery Washington foresees a Turkish-Iranian military thrust quickly
>flaring into a comprehensive conflict and igniting flames that would
>envelop the whole of Iraqi Kurdistan as well as southern Turkey and
>Armenia.
>
>Tehran is quite capable of using the opening for its expeditionary force to
>grab extensive parts of Kurdistan and strike a strategic foothold in
>northern Iraq.
>
>Informed US officials would not be surprised if Turkey took the chance of
>seizing northern Iraqi oil fields centered on the oil-rich town of Kirkuk,
>the source of 40 percent of Iraq's oil output.
>
>  When he met US secretary of state Condoleezza Rice in New York Thursday,
>Sept. 21, Turkish foreign minister Abdullah Gul said: "When we talk about
>Kirkuk, everybody supposes we want to bring the Kurdish-Turkish issue to
>the foreground. However, we instead see the uncertainty there as a general
>issue of Iraq. We are concerned that instability and turmoil in Kirkuk
>could cause more troubles in Iraq."
>
>Referring to the recently appointed special US coordinator Gen. Joseph
>Ralston, Gul expressed his hope that a resolution would be imminent.
>
>The threat was implicit and impatient. Washington was given to infer that
>Ankara is on the point of deciding whether or not to capture Kirkuk, a step
>that would undermine a pivotal political and economic base of the Baghdad
>government and harm US interests in Iraq.
>
>This conversation, which was not nearly as amicable as it looked from the
>press photos, was clouded by a disturbing incident: A semi-official
>American military publication recently ran a new map showing parts of
>Turkish and Armenian territory marked "Kurdistan."
>
>This map fueled suspicions in Ankara and the Armenian capital Yerevan that
>the US high military command was in on a plan for Iraqi Kurdish forces led
>by President Jalal Talabani and Masoud Barzani to help themselves to
>territory in Turkey and Armenia in a counter-attack to a potential
>Turkish-Iranian military move in Kurdistan.
>
>This kind of mistrust has lent wings to Ankara's resolve to go forward
>against Kurdistan - the sooner the better.
>
>To cool tempers and restrain the Turks, the US ambassador to Turkey, Ross
>Wilson, stood up in Ankara on Sept 19 and promised: "Northern Iraq won't
>serve as a PKK base in the future." In a speech at a meeting entitled
>"Agenda 2006," Wilson stated that the map published in an unofficial U.S.
>military magazine showing parts of Turkish and Armenian territory under the
>domination of a republic called "Kurdistan" doesn't reflect the official
>policy of the US.
>
>The ambassador added that the recently stepped-up PKK violent attacks in
>Turkey "would not be tolerated anymore."
>
>These words were hardly likely to allay Ankara's fears, since the
>ambassador addressed the PKK problem in the future tense, while the Turkish
>government is troubled by the present.
>
>The approaching conflict, according to DEBKAfile's military sources, has an
>Israeli dimension. Since July, Turkish leaders have been impressing on the
>Bush administration that they have the right to attack Kurdish rebels who
>mount terrorist attacks in Turkey and take refuge across the border in
>Iraq's Quandil Mountains – no less than the Israelis, who with US backing
>struck back at the Hizballah in Lebanon for its cross-border attacks into
>northern Israel.
>
>Tehran is not bothering to justify its forthcoming operation in Kurdistan.
>DEBKAfile's sources in Tehran report that Iran's rulers are determined to
>go in without further ado and crush the Kurdish insurgents carrying out
>hit-and-run attacks in Iran in recent months.
>
>Vital American and Israeli regional security interests in the Middle East
>are affected by three additional aspects of the potential anti-Kurdish
>flare-up.
>
>1. Washington is not convinced by Ankara's protestations of the absence of
>Turkish-Iranian military complicity. Turkey and Iran happen to find
>themselves in the same boat at the same time as targets of terrorists, say
>the Turks, and both have no choice but to use force to stamp out the
>violence. But for the Americans, the timing could not be more unfortunate.
>A possible US (and Israeli) plan to attack Iran's nuclear installations at
>this time would be seriously hampered by the closure of Turkish and Kurdish
>air space to American and Israeli warplanes heading for Iran.
>
>The war plot thickened further this week.
>
>Friday, Sept. 22, while Hizballah's leader Hassan Nasrallah harangued a
>million Lebanese spectators in Beirut, Iran's ambassador to Turkey, Firouz
>Dolatabadi, spoke in Ankara in ominous tones. He said: "Iran, Turkey and
>Iraq are key points in the world's geopolitics. Whoever dominates this
>region can control the whole world."
>
>Regarding relations between Iran and Turkey, ambassador Dolatabadi said:
>"History has it that whenever Iran and the Ottoman Emperor had good
>relations, we would witness good developments in the region."
>
>Good for whom? asked worried officials in Washington.
>
>2. An Iranian-Turkish victory in a Kurdish campaign would award Iran's
>Revolutionary Guards Corps its second victory in less than two months. The
>RG officers who commanded Hizballah forces in the Lebanon war of July and
>August claim full credit for its gains. They thwarted a key objective of
>the Israeli assault which was to cut Iran's assets down to size in Lebanon
>and the western Middle East at large, and have left Iran's military grip on
>the region firmer than ever.
>
>
>
>3. Israel is concerned lest military action against Turkish PKK rebels
>uproot its military and economic presence in Iraqi Kurdistan. DEBKAfile's
>military sources report that since 2004 Israeli military instructors and
>intelligence officer have been helping the Kurds build up their peshmerga
>army and anti-terrorist forces.
>
>Iran and Turkey are convinced that Israel also maintains in north Iraqi
>Kurdistan observation and early warning posts to forewarn the Jewish state
>of a coming Iranian attack. If this is so, the two invaders will make a
>point of destroying such posts. Israel would then forfeit a key
>intelligence facility against the Islamic Republic.
>
>Regarding Israel's oft-reported, never officially-admitted, connection with
>Kurdistan, the BBC's Newsnight program of Sept 20 claimed to have obtained
>the first pictures of Kurdish soldiers trained by Israelis in N. Iraq, as
>well as an interview with an unnamed former trainer.
>
>DEBKAfile's sources conjecture that the photos were leaked by two sources:
>
>One, Turkish officials concerned to drum up a justifiable "context" for
>their coming offensive by smearing the Talabani-Barzani leadership as
>disloyal to Baghdad.
>
>The Kurdish authorities have denied allowing any Israelis into northern
>Iraq. The purported Israeli trainer told the BBC interviewer that his team
>was told they would be disowned if discovered.
>
>Two, Turkish or European elements who are anxious to abort an American or
>Israeli attack on Iran's nuclear industry by exposing Kurdish installations
>that might serve to expand Israel's strategic options against Iran. The BBC
>producers suggested that refueling stops at the Irbil (Hawler) airport in
>Kurdistan would help the Israel air force overcome the problem of distance
>to an air strike against Iran.
>
>The British program quoted the trainer as describing the courses given to
>Kurdish airport security people and army as diverse special operations
>forces' anti-terrorism tactics and weapons. DEBKAfile adds that before Abu
>Musab al Zarqawi was taken out by American forces, his men sought high and
>low for Israeli instructors to abduct as hostages, but never found them.
>
>The Bush administration recently appointed former NATO commander Gen.
>Joseph Ralston as special US coordinator in Ankara for the PKK issue in the
>hope of de-escalating the crisis caused by PKK attacks and delaying
>Ankara's war operation against Iraqi Kurdistan. In the second week of
>September, he held a round of conferences with Turkish political and
>military leaders. His essential argument was that military action is the
>last option. But he made little headway. Many Turkish officials found the
>Ralston initiative too late to hold back the inevitable clash for a number
>of reasons.
>
>They believe the delay he urged would play into the hands of the Kurdish
>rebels and give them time to consolidate their preparations to fight off an
>offensive.
>
>Turkish intelligence reports that Talabani and Barzani are less busy with
>Iraqi affairs than with transferring large quantities of anti-tank and
>anti-air rockets to the anti-Turkish PKK and the anti-Iranian PJAK in their
>hideouts.
>
>Ankara is keen, furthermore, to get in its blow against Kurdistan before an
>American action against Iran. The Turks buy Russian and Iranian
>intelligence evaluations according which the US attack may take place at
>any time between the last week of September and the end of December, 2006.
>So they feel the ground is burning under their feet.
>
>Iran, for its part, is waiting for Turkey to make the first move in Iraqi
>Kurdistan. Its troops will go into action only after the first Turkish
>soldier and tank are on the move.
>
>http://www.debka.com/article.php?aid=1214

--
orkide

#38 From: "orkide venus" <orkide55@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 8:48 pm
Subject: Çaktırmadan yavaş yavaş bir şeyler dönüyor. haydi hayırlısı
orkide55@...
Send Email Send Email
 

seyittosun <hanbil@...> İmzalayan Alan: yahoogroups.com | Gönderen Alan: returns.groups.yahoo.com
Tarih: 14.Eki.2006 15:49
Konu: [Milliyetciinisiyatif] acik ihanettir bu
Yanıtla | Tümünü yanıtla | Yönlendir | Yazdır | Göndereni Kişiler listesine ekle | Bu iletiyi sil | Phishing'leri bildir | Orijinali göster | Mesaj metini bozuk mu?

 

 

Yenilenen Ankara esenboga havalaninin adini degistirmisler .

 

"ANATOLIAN ESENBOGA" 

 

bin yil once Anadolu yaptigimiz bir ismi yeniden anatolian olarak yunancaya cevirmeye

"ihanet" ten baska isim bulabilen arkadas varsa lutfen yazsin .

Bu adamlar bu ulkeye fransadanda ermenidende rumdanda daha zararli olmaya basladi.

Bir insan kendi dilinden niye utanir. Bir insan niye bu kadar bati ve yunan dalkavugu olabilir anlamak imkansiz.

Bu konuda yapilacak bir tepki kampanyasi Fransa tepkisinden cok daha onemli.

 

Sakaryayi —sangurya ,  ankarayi --- angora,  konyayi ---ikonyum  yapma donemi basladi

Once turkceyi bu topraklardan surme sureci basladi galiba hemde  "devlet" eliyle

 

 

Seyit tosun


 

--
orkide

#39 From: "orkide venus" <orkide55@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 8:47 pm
Subject: bakalım fransa için kim ne demiş
orkide55@...
Send Email Send Email
 
"Fransa'nın yazı da, kışı da yoktur. Ahlakı da yoktur. Bunların dışında şahane bir ülkedir. Ve genelde fahişeler tarafından yönetilir." Mark Twain
 
"Arkamda bir Fransız ordusu olacağına, karşımda bir Alman ordusunun olmasını tercih ederim." General George S. Patton
 
"Yanınızda Fransa ile savaşa gitmek, akordeonla geyik avına gitmeye benzer." General Norman Schwarzkopf
 
"İki türlü tepki verebiliriz. Ya bir Fransız gibi ya da bir şey yaparak." Marge Simpson
  
"Fransa ilgileniyorsa haklısınız." Rush Limbaugh
 
"Fransa'nın, bizim savaşa girmemizi desteklediği tek an Alman ordusunun Paris'te kahve içtiği andır". Regis Philbin
 
"Fransızların Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı bize yardım etmemelerine kızmayın. Onlar Hitler'i Fransa'dan atmamıza da yardım etmemişlerdi. Jay Leno
 
"Fransızların içinde yer almayacağı bir Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı'na benzer." Anonim
 
"Nazilerden daha çok Big Mac ve Disney World ile savaşan bir ulustan daha ne beklenir ki!" Dennis Miller
  
"Fransa'nın tümünü ele geçirmek Almanların üç gününü almıştı. Çünkü yağmur nedeniyle ilerlemek zor oluyordu." John Xereas


___________________________________________

Karanlık aydınlıktan yalan doğrudan kaçar
Güneş yalnız da olsa etrafa ışık saçar
Üzülme doğruların kaderidir yalnızlık
Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar
___________________________________________
 


--
orkide

#40 From: "Emin ORPEN" <eminorpen@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 4:06 pm
Subject: Re: Afiyet Olsun Turkiye
eminorpen@...
Send Email Send Email
 
SAYIN A.İ. OKURLARI;
İSVEÇ TÜRKİEDEN YABANCI ÜLKELERE GİDEN KÜRT
VATANDAŞLARIMIZA İLK KUCAK AÇAN ÜLKEDİR.
ÖYLEKİ: STOKHOLM ŞEHRİNİN SOKAKLARINDA YAPILAN BİR ANKETTE BUNDAN
17 YIL ÖNCE TÜRKİYENİN BAŞKENTİNİN KULU OLDUĞUNU SÖYLEYENLER
YÜZDE 25.6 İMİŞ.
KULU KONYA VİLAYETİNİN BİR İLÇESİDİR.DERSİM  OLAYINDAN SONRA
ORAYA YERLEŞTİRİLEN KÜRT VATANDAŞLARIMIZIN YÜZDE 90 NINI OLUŞTURDUĞU VE ANA CADDESİNİN ADININ OLAF PALME BULVARI
OLDUĞU BİR İLÇE.
BU NEDENLE İŞVEÇ KRALİYET AKADEMİMSİ SÖZCÜSÜ BU ÖDÜLÜN
VERİLMESİNDE SİYASİ ETKİ YOK DİYORSA KESİNLİKLE DOĞRUDUR.

2006/10/13, panzehir@... <panzehir@...>:
Logosunda "Turkiye Turklerindir" diyen Turk ve Turkiye dusmani, Turkce yayim yapan bir gazete, "Hak Etmisti" diye bir baslik atmis. Merak ettik okuduk. Tam da Fransa'nin Turkiye'ye savas ilan ettigi gun...

Orhan Pamuk, Turk ve Turkiye'ye yonelik ihaneti icin layik goruldugu Nobel odulunun, kendisine ait degil, Turkiye'ye ait oldugunu soylemis.

Cok dogru...

O odul, Turkiye'ye altin kasede sunulan zehirli Fransiz sarabidir.

Afiyet Olsun Turkiye... Serefsizlerin serefine...


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5250034.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=2
Hak etmisti

Tandogan UYSAL / STOCKHOLM

2006 Nobel Edebiyat Ödülü, 'kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbirleriyle çatismasi ve örülmesi için yeni simgeler bulan' Orhan Pamuk'a verildi. Isveç Akademisi Sözcüsü Engdahl kararin siyasi olmadigi vurgulayarak, "Kendi ülkesinde tartismali bir kisilik, ama neredeyse ödülümüzü alanlarin hepsi böyle" dedi.

ISVEÇ Akademisi tarafindan her yil verilen Nobel Edebiyat Ödülü'nün bu yilki sahibi, Akademi Sekreteri Horace Engdahl tarafindan TSI 14.00'te açiklandi. Akademi, ödülün kime verilecegini kararlastirdiktan sonra kapi açildi ve Akademi Sekreteri Engdahl, ödülün 54 yasindaki Türk yazar Orhan Pamuk'a verildigini bildirdi.

KARAR SIYASI DEGIL

Engdahl
açiklamasinda, Türkiye'deki siyasi durumun Pamuk'a ödül verilmesinde bir etkisi olmadigini belirterek, "Elbette ödül bazi siyasi dalgalanmalara yol açabilir, ama biz bununla ilgilenmiyoruz" dedi. Pamuk için de, "Kendi ülkesinde tartismali bir kisilik, ama neredeyse ödülümüzü alanlarin hepsi böyle" diye konustu. Ardindan Pamuk'un hem Dogu, hem de Bati kültürleriyle baglari sayesinde "çagdas romanin köklerini genislettigi için" ödüle layik görüldügünü vurguladi ve "Bunun anlami sudur: Kendisinin romani, bizim, Batililarin elinden aldigi ve bizim simdiye kadar gördügümüz romandan tamamen baska bir seye dönüstürdügü söylenebilir" dedi.

TARTISMACI FIKIR ADAMI

Pamuk'
a verilen ödül ile ilgili Akademi'den yapilan açiklamada ise söyle denildi: "Pamuk, kendisini siyasi hevesleri olmayan edebiyat yazari olarak görse de ülkesinde tartismaci bir fikir adami olarak taniniyor. Islam dünyasinda Salman Rüsdi'ye karsi çikarilan fetvayi kinayan ilk yazar o oldu. 1995'te Türk meslektasi Yasar Kemal mahkemeye çikarilinca ondan yana tavir koydu."

Ayrica Pamuk'un Ermeni soykirimi iddialariyla ilgili sözlerine de deginildi ve "hakkinda açilan davanin genis uluslararasi protestolara yol açtigi, davanin daha sonra düsürüldügü" kaydedildi.











#41 From: "orkide venus" <orkide55@...>
Date: Sat Oct 14, 2006 9:05 pm
Subject: AKUMİL den mesaj
orkide55@...
Send Email Send Email
 
VATANIMZIN İÇİNE DÜÅTÜÄÜ DURUMA, HER GÜN ÇARESİZLİKLE GÖZYAÅLARINI AKITARAK, YÜREÄİ SIZLAYAN ANAMA…

 

EY YAÅLI ANAM, KORKMA, SİL GÖZÜNÜN YAÅINI! SANA AND OLSUN Kİ BİLESİN; BİZE BAÄIMSIZ TOPRAKLARI EMANET EDEN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE ATALARIMIN DA,  SENİN DE, BENİM DE, TORUNLARININ, TORUNLARI DA, BAÄRINDA UYUYACAÄIMIZ BU TOPRAKLARIN, DÜNYA VAR OLDUKÇA EBEDİ BAÄIMSIZLIÄI İÇİN,  DÜÅEN HER ÅEHİDİMİZİN KANIYLA SULANAN FİLİZLER, ÇINAR OLUP BÜYÜYECEKTİR! TARİH, BİZ TÜRKLERE, ESARETİN AÄUSUNU TATTIRAMAYACAK!  

 

 

 

ArkadaÅŸlar,

 

Bugüne kadar, ülkemizde haince tutumu olanlara bir bakınız! Eksiksiz tüm faaliyetleri, Türkiye cumhuriyeti Devletini yıkmayı, iç karışıklıklar çıkarmayı, deÄŸerlerini tartışmaya açmayı, varlık nedenini hiç'e indirgemeyi ve en kötüsü toplumu birbirine düşman etmeyi hedeflerler.   Daha da, ürkütücüsü, toplumdaki bireyleri, kendi kimliÄŸi ile şüpheye düşürmeye, kafalara soru iÅŸaretleri sokmaya yöneliktir tüm eylemleri.

 

Emperyalistlerin talimatlandırdığı, bu tür faaliyetleri yönetenler bir bakarsınız, bazen Türklük kisvesi altına gizlenirler. Bir gün bakarsınız sözde bir aydın'dır, bir gazeteci, bir iÅŸ adamı,  bir bürokrat,  bir siyasi kimlik, bir ne idüğü belirsiz çalıntı tezli   bir Profesör, bir STK… Bir gün'se,  karşımıza İslamiyet'in kutsalı arkasına saklanan, ABD'den veya AB'den, uzaktan atış yapan, tarikat, cemaat ve onların eÄŸitimsiz, cahil liderleri olarak çıkarlar...

 

Devamı:  www.akumil.gen.tr



--
orkide

Messages 12 - 41 of 11580   Oldest  |  < Older  |  Newer >  |  Newest
Add to My Yahoo!      XML What's This?

Copyright © 2010 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines NEW - Help