Skip to search.

Breaking News Visit Yahoo! News for the latest.

×Close this window

acikistihbaratturkiye · Açık İstihbarat-Resmi Yahoo Grubu

The Yahoo! Groups Product Blog

Check it out!

Group Information

  • Members: 1538
  • Category: Intelligence
  • Founded: Sep 14, 2006
  • Language: Turkish
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Message search is now enhanced, find messages faster. Take it for a spin.

Messages

Advanced
Messages Help
Messages 2600 - 2629 of 11574   Oldest  |  < Older  |  Newer >  |  Newest
Messages: Show Message Summaries Sort by Date ^  
#2600 From: efe <merhabakendim@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 7:35 am
Subject: Re: Bir sorum var
demirci_mehm...
Send Email Send Email
 
Kesinlikle katılıyorum.
Altı okun altısı da arıtılmış(tasfiye edilmiş). Genelkurmaydan tutun, Atatürkçü geçinen pek çok oluşuma dek tümü yalnızca 'laiklik' diye tutturuyor.
Evet, Laiklik tehlikede. Peki ya öteki BEŞ OK, tehlikede değil mi?

Kara Parti'nin ne Halkçılıkla, ne Devletçilikle, ne Devrimcilikle, ne Ulusçulukla(Türk olsalar içim yanmayacak), ne de Cumhuriyetçilikle ilgisi yoktur.

Yazık, muhtıra diye pompalanan o yazıda 6 OK'un altısının da geçmesini beklerdim.

G.Kurmayın bu gidişe dur demek isteyen, rahatsızlığını dile getirmeye başlayan alt kadroları arıtmaya çalıştığı yönündeki savlara da neredeyse inanmak üzereyim.

29.04.2007 tarihinde pacificnt <pacificnt@...> yazmış:

Arkadaslar;
 
Sizlere ictenlikle ve hic bir siyasi amac gütmeden bir soru sormak istiyorum.
Ve sorumun da partizanliktan uzak bir bicimde objektif olarak cevaplanmasini umut ediyorum.
 
Bildiginiz uzere Abdullah ve Recebin Cumbabalik makaminda gozu var. Fakat TSK ve bilimum kurumlar bu durumu cok buyuk bir taantana ile karsiliyorlar. Evet, bu adamlar iktidardayken ABD ye cok dirsek dayadi, hatta hic olmadigi kadar tavizler verdiler. Degil cumbabaligi, herhangi bir apartmanda kapiciligi bile hak etmediler.
 
Anlamadigim konu, ulkemizde gercekten molla şeriatı tehlikesi var mi?
Bu adamlar sizce seriat pesindeler mi?
TSK nin komik bir sekilde Seriat vurgusu yapmasi tuhaf degil mi?
Insanlarimizda, ABD nin teror paronayasi misali "seriat paranoyasi" mi yaratilmak isteniyor?
Bunun amaci nedir?
Bence koyun yerine koyuluyoruz. Seriat meriat palavra, bas ortusu mevzusu palavra.
O halde konu ne?
Milli servetlerimiz genel ev kadininin vucudunu sattigi gibi satildi, TSK dan ses yoktu.
Fakat bir seriat masalidir tutturulmus gidiyor.
Bir yerde de sahte Ataturkculer laiklil masali anlatmakta..
Nedir bu durum?
 



#2601 From: "pacificnt" <pacificnt@...>
Date: Sun Apr 29, 2007 2:36 pm
Subject: Re: buyukanit istifa etmelidir
pacificnt@...
Send Email Send Email
 

BRAVO ARKADASIM;
 
DARBEYE, DIKTATORLUGE KARSI OLMAK, AKP RECEP SEVDALISI OLMAK GIBI ALGILANIR OLDU.
BIZLERI BU HALE GETIRIP PROVOKE EDENLER, ATATURKCULUGU TURBAN VE LAIKLIKTEN IBARET GOSTEREREK INDIRGEMEYE CALISANLAR BELLI. CUMHURIYET BALOLARI ORGANIZE EDIP ATATURKCU GORUNMEYE CALISANLARLA FAILI MECHUL SUIKASTLERI YAPANLAR NEDENSE HEP AYNI ADRESTEN CIKIYORLAR.
HEPSI MEVLANACI, HEPSI MABEDCI !
 
----- Original Message -----
Sent: Sunday, April 29, 2007 2:45 AM
Subject: [acikistihbaratturkiye] buyukanit istifa etmelidir

Beyler bayanlar aklinizi basiniza alin seriata neden karsiyiz? bir dusunun

seriat teokratik bir dikatatorluk oldugu icin karsi degilmiyiz?
Diktatorlugun bir turune karsi olup baska bir turune sicak bakmak ikiyuzluluk olmazmi?
Demokratik bir ulkede bu kadar kiritik bir donemde boyle bir aciklama yapan kisiyi derhal emekliye sevketmezlermi?
Asker ve sivil burokrat sinifinin iktidarlarini koruma hevesi arzusu degilmi bu ulkeyi 80 yildir ikinci sinif bir ulke konumuna dusuren?
Osmanlidaki yeniceri isyanlarindan ne farki var bu yapilanin?
Laiklik elbette son derecede onemli ama demokrasi olmazsa hukuk olmazsa laiklik olabilirmi?
Demokrasiden taviz vermeyelim AKP iktidarindan hoslanmiyor olabiliriz, yasam tarzlarini benimsemeyebiliriz fikirlerinin de karsisinda olabiliriz ama onlara yapilacak antidemokratik bir hareketin yaninda olamayiz olmamaliyiz.
Bu ulkede savcilar var hakimler var eger bu partinin yada yoneticilerinin hukuka aykiri bir davranislari varsa yargilar ve mahkum edersiniz yargi gorevini yapmadan hic kimse onlari yargilayip mahkum edemez ve siyasi haklari olan secme ve secilme haklarini engelleyemez bu hukuk devletinin en temel kavramidir. Buna orduda genelkurmayda dahildir.
Bu gun biz hukuka sahip cikmazsak yarin hangi hukuksuzluk ile karsilasacagimizi bilebilirmiyiz?
CHP secimle iktidari alamayacagini goruyor ve provakasyon yapiyor. Bu provakasyona gelmemek gerek.
Son soz hukuka ve demokrasiye sahip cikalim hukukun ve damokrasinin oldugu yerde laiklik zaten vardir. Ama laikligin oldugu her yerde hukuk ve demokrasi yoktur bakin Saddam devrindeki Irak ve Suriye.
 


UmutCanKaya <umutckaya@gmail.com> wrote:
AKP'nin cicili bicili demokrasi söylemlerini hiç bir zaman samimi bulmadım. Tarikatlarda AKP görüşü dışında partilere oy verirsem diye baÅŸlayan yeminlerden, kuma alınması için belediye yardımı, minnacık çocukları kullandıkları gösterilerin AKP'nin gerçek yüzü olduÄŸuna inanıyorum. AKP'ye yapılan AB övgüler, demokrasi, insan hakları vb normlara deÄŸil, ülkenin neoliberal düzene eklemlenmesine denk geliyor . Kimilerinin methiye düzdüğü ekonomik tablonun baÅŸkasının dolarlarıyla geçici olarak yaratılan ve ülkeye fayda yerine zarar verecek kötü ekonomik bir tablodur. AKP'nin toplumu bizden olanlar ve olmayanlar diye kamplaÅŸtırdığını, bunun gerilimden kadrolaÅŸmaya kadar her alanda tahribata yol açtığı tartışılmaz bir gerçek. CumhurbaÅŸkanlığı seçimindeki tavırları onaylanacak türden deÄŸil.
 
Birey olan, kendisine saygı duyan, kendisini özne olarak algılayan, kendisini önemli ve değerli hisseden, kendisini yenilmiş-aciz olarak görmeyen aynen 14 Nisan'da olduğu gibi bizzat ağırlığını ortaya koyarak birşeyler değiştirmeye çalışır. Mahallenin çocuklarıyla oyun oynarken, babam gelse de bunları dövse mantığına sığınmaz.
 
Dünya o eski dünya değil. Kim hangi yasayı çıkarırsa çıkarsın, kim hangi köşe başını tutarsa tutsun, kendini aktif olarak yaşananların bir öznesi sayan ülkeyi dünyayı değiştirmek için elinde birçok fırsatın olduğunun farkındadır ve bu fırsatları kullanmalıdır.
 
Darbe, muhtıra bu fırsatlardan biri değildir.
 
12 Eylül'ün acılarını yaÅŸamış bir topluma bunu çok da anlatmak gerekmez. 28 Åubat  sonrasındaki siyasal ortamın AKP'yi yarattığını bilmek için de falcı olmak gerekmez.
 
 
"Ne şeriat ne darbe, laik demokratik bağımsız Türkiye için 29 Nisan'da Çağlayan Meydanı'ndayız"
 
Bu çağrı herşeyi anlatıyor sanırım.
 
 
Saygıyla
 
 
 


--
UmutCanKaya
*****************
Yanlış Hayat Doğru Yaşanmaz, Yeni Bir Hayat Lazım!!!


Yahoo! kullaniyor musunuz?
Istenmeyen postadan biktiniz mi? Istenmeyen postadan en iyi korunma Yahoo! Posta'da
http://tr.mail.yahoo.com


#2602 From: "sarp atak" <sarp.atak@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 7:06 am
Subject: Re: Bir sorum var
sarp.atak@...
Send Email Send Email
 
pacifcnt dostum bu işler karışık işler. herşey birbirine girmiş durumda. racep de tayyip de islamcı eveet ama seçilmiş vekiller. sence bu memlekette şeriat getirmek o kadar mı kolay yahut askeri-sivil bürokrasi bu kadar travma yaratmadan bu vurgulanamaz mı? mesela rahmertli ecevit çıkıp göğsünü gere gere "Fetullah gülen değerli bir imamımızdır" dedi şimdiki laiklik sevdalılarından ses çıktı mı çıkmadı. en fazla benim gibi 3-5 kişi gıcık lduğuyla kaldı ama onlar da sesini duyuramadı.

türkiyeninj bağımsızlığı diye birşey yok. bu dünyanın en büyük palavrası. ancak belli konularda bağımsız olabiliriz hegemon güç izin verdiği sürece rahat davranabiliriz hem içte hem dışta. hele hele iktidarın bu kadar bölündüğü, şu anki iktidarın da bizzat ABD onayıyla geldiği bir ortamda. ama şimdi şunu düşün bu kadar adam bağımsız türkiye ordu göreve diye dolanıyor ortalıkta bu memleketin en büyük holdinglerinden birinin ismini hatırla: OYAK- Renault. bildiğin fransız. sen hiç OYAK ın (ordu yardımlaşma kurumu) renault ile ortaklığı bitireceğim dediğini duydun mu? halenn bütün silahlarımız bizim böleceği söylenen ABD'nin malı. daha yeni onlarla yeni savaş uçağı üretimi sözleşmesi imzaladık.

gerçek şu, herkesin kendi çıkarı var. ordunun da var. sivillerin de var. şeriatçılar şeriat getirmeye çalışıyor evet ama bu adamları iktidara getiren biz değl miyiz? eğer NATO ülkelerinden silah almasak halimiz nice olurdu düşünsene? şeriat paranoyası güzel laf. en azından bu dzüeyde bir tehlike lmadığını vurguluyor. tehlike varsa bile mğcadele şekli bu "ben ve öteki " tarzı olmamalı...



29.04.2007 tarihinde pacificnt <pacificnt@...> yazmış:

Arkadaslar;
 
Sizlere ictenlikle ve hic bir siyasi amac gütmeden bir soru sormak istiyorum.
Ve sorumun da partizanliktan uzak bir bicimde objektif olarak cevaplanmasini umut ediyorum.
 
Bildiginiz uzere Abdullah ve Recebin Cumbabalik makaminda gozu var. Fakat TSK ve bilimum kurumlar bu durumu cok buyuk bir taantana ile karsiliyorlar. Evet, bu adamlar iktidardayken ABD ye cok dirsek dayadi, hatta hic olmadigi kadar tavizler verdiler. Degil cumbabaligi, herhangi bir apartmanda kapiciligi bile hak etmediler.
 
Anlamadigim konu, ulkemizde gercekten molla şeriatı tehlikesi var mi?
Bu adamlar sizce seriat pesindeler mi?
TSK nin komik bir sekilde Seriat vurgusu yapmasi tuhaf degil mi?
Insanlarimizda, ABD nin teror paronayasi misali "seriat paranoyasi" mi yaratilmak isteniyor?
Bunun amaci nedir?
Bence koyun yerine koyuluyoruz. Seriat meriat palavra, bas ortusu mevzusu palavra.
O halde konu ne?
Milli servetlerimiz genel ev kadininin vucudunu sattigi gibi satildi, TSK dan ses yoktu.
Fakat bir seriat masalidir tutturulmus gidiyor.
Bir yerde de sahte Ataturkculer laiklil masali anlatmakta..
Nedir bu durum?
 



#2603 From: ali dogan <alidogan333@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 10:33 am
Subject: Re: buyukanit istifa etmelidir
alidogan333
Send Email Send Email
 
sayin kara,

cagdas sairleimizden midran yokus diyor ki;

"haksiz barislar kadar,
  hakli savaslarda vardir
  ne dersin..."

her kavga yanlis degildir tipki ulusal kurtulus
savasimiz gibi, her baris da hakli degildir tipki sevr
gibi. bu nedenle sayin buyukanit icin dile
getirdiginiz istifa gorusunuze kesinlike katilmiyoruz.
tsk demokrasiye karsi hazirlanmis bir seriatci ve
emperyalist destekli sivil darbeye karsi uyari gorevi
yapmistir ve "siyasete degil siyasetciye mudahale
etmistir" bu nedenle gecmiste yapilan emperyalist
darbelerle bugun ki yapilan demokrasiyi ayakta tutmaya
yonelik ve tamamen ulusal karekterdeki bu uyariyi
birbirine karistirmayalim. yoksa cok buyuk bir tarihi
hata yapmis oluruz ve cok gec olur. iran da boyle bir
surec yasamisti 1979 larda. ama her seye ragmen dogru
soylem sudur "ne seriat ne darbe" ama ilk kosut
seriatsiz bir demokrasi, olmuyorsa zorunlu olarak
durumu kurtarmaya yonelik, demokrasiye kurulan
tuzaklara yonelik, onlari onlemeye yonelik bir fiili
durum. ne yapalim tek care bu kalmissa eger.

saygilarimla

--- yamtar kara <yamtarkara@...> wrote:

> Beyler bayanlar aklinizi basiniza alin seriata neden
> karsiyiz? bir dusunun  seriat teokratik bir
> dikatatorluk oldugu icin karsi degilmiyiz?
>   Diktatorlugun bir turune karsi olup baska bir
> turune sicak bakmak ikiyuzluluk olmazmi?
>   Demokratik bir ulkede bu kadar kiritik bir donemde
> boyle bir aciklama yapan kisiyi derhal emekliye
> sevketmezlermi?
>   Asker ve sivil burokrat sinifinin iktidarlarini
> koruma hevesi arzusu degilmi bu ulkeyi 80 yildir
> ikinci sinif bir ulke konumuna dusuren?
>   Osmanlidaki yeniceri isyanlarindan ne farki var bu
> yapilanin?
>   Laiklik elbette son derecede onemli ama demokrasi
> olmazsa hukuk olmazsa laiklik olabilirmi?
>   Demokrasiden taviz vermeyelim AKP iktidarindan
> hoslanmiyor olabiliriz, yasam tarzlarini
> benimsemeyebiliriz fikirlerinin de karsisinda
> olabiliriz ama onlara yapilacak antidemokratik bir
> hareketin yaninda olamayiz olmamaliyiz.
>   Bu ulkede savcilar var hakimler var eger bu
> partinin yada yoneticilerinin hukuka aykiri bir
> davranislari varsa yargilar ve mahkum edersiniz
> yargi gorevini yapmadan hic kimse onlari yargilayip
> mahkum edemez ve siyasi haklari olan secme ve
> secilme haklarini engelleyemez bu hukuk devletinin
> en temel kavramidir. Buna orduda genelkurmayda
> dahildir.
>   Bu gun biz hukuka sahip cikmazsak yarin hangi
> hukuksuzluk ile karsilasacagimizi bilebilirmiyiz?
>   CHP secimle iktidari alamayacagini goruyor ve
> provakasyon yapiyor. Bu provakasyona gelmemek gerek.
>   Son soz hukuka ve demokrasiye sahip cikalim
> hukukun ve damokrasinin oldugu yerde laiklik zaten
> vardir. Ama laikligin oldugu her yerde hukuk ve
> demokrasi yoktur bakin Saddam devrindeki Irak ve
> Suriye.
>
>
>
> UmutCanKaya <umutckaya@...> wrote:
> AKP'nin cicili bicili demokrasi söylemlerini hiç
> bir zaman samimi bulmadım. Tarikatlarda AKP
> görüşü dışında partilere oy verirsem diye
> başlayan yeminlerden, kuma alınması için
> belediye yardımı, minnacık çocukları
> kullandıkları gösterilerin AKP'nin gerçek yüzü
> olduğuna inanıyorum. AKP'ye yapılan AB övgüler,
> demokrasi, insan hakları vb normlara değil,
> ülkenin neoliberal düzene eklemlenmesine denk
> geliyor . Kimilerinin methiye düzdüğü ekonomik
> tablonun başkasının dolarlarıyla geçici olarak
> yaratılan ve ülkeye fayda yerine zarar verecek
> kötü ekonomik bir tablodur. AKP'nin toplumu bizden
> olanlar ve olmayanlar diye kamplaştırdığını,
> bunun gerilimden kadrolaÅŸmaya kadar her alanda
> tahribata yol açtığı tartışılmaz bir gerçek.
> Cumhurbaşkanlığı seçimindeki tavırları
> onaylanacak türden değil.
>
>   Birey olan, kendisine saygı duyan, kendisini
> özne olarak algılayan, kendisini önemli ve
> deÄŸerli hisseden, kendisini yenilmiÅŸ-aciz olarak
> görmeyen aynen 14 Nisan'da olduğu gibi bizzat
> ağırlığını ortaya koyarak birşeyler
> değiştirmeye çalışır. Mahallenin
> çocuklarıyla oyun oynarken, babam gelse de
> bunları dövse mantığına sığınmaz.
>
>   Dünya o eski dünya değil. Kim hangi yasayı
> çıkarırsa çıkarsın, kim hangi köşe başını
> tutarsa tutsun, kendini aktif olarak yaşananların
> bir öznesi sayan ülkeyi dünyayı değiştirmek
> için elinde birçok fırsatın olduğunun
> farkındadır ve bu fırsatları kullanmalıdır.
>
>   Darbe, muhtıra bu fırsatlardan biri değildir.
>
>   12 Eylül'ün acılarını yaşamış bir topluma
> bunu çok da anlatmak gerekmez. 28 Åubat
> sonrasındaki siyasal ortamın AKP'yi
> yarattığını bilmek için de falcı olmak
> gerekmez.
>
>
>   "Ne şeriat ne darbe, laik demokratik bağımsız
> Türkiye için 29 Nisan'da Çağlayan
> Meydanı'ndayız"
>
>   Bu çağrı herşeyi anlatıyor sanırım.
>
>
>   Saygıyla
>
>
>
>
>
> --
> UmutCanKaya
> *****************
> Yanlış Hayat Doğru Yaşanmaz, Yeni Bir Hayat
> Lazım!!!
>
>
>
>
>
> ---------------------------------
> Yahoo! kullaniyor musunuz?
> Istenmeyen postadan biktiniz mi? Istenmeyen postadan
> en iyi korunma Yahoo! Posta'da
> http://tr.mail.yahoo.com


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam?  Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com

#2604 From: "Baran Deniz" <denizbarandeniz@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 9:26 am
Subject: Asker kışlaya, siyaset sandığa, toplumsal muhalefet sokağa!
denizbarandeniz
Send Email Send Email
 
Melih Pekdemir'den AKP, darbe, miting üzerine çok güzel kotarılmış bir yazı.
Paylaşmak istedim.
 
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Asker kislaya, siyaset sandiga, toplumsal muhalefet sokaga!  29/04/07
Aslinda bugunun "tavri" bakimindan tek cumle yeterlidir: Askerin siyasete mudahalesi kabul edilemez... AKP'ye elbette karsiyiz... Seriat tehlikesinden dolayi elbette endiseliyiz... AKP'nin iktidardan gitmesi icin yuzlerce gerekce ileri surebiliriz. Ama askeri bir darbeden yana olabilmek icin aklimiza tek bir gerekce bile gelmez. Gelseydi zaten, sanirim aynaya bakamazdik. Cunku dortte bir secmen oyuyla, dortte uc secmenin iradesini hice sayan AKP'nin demokrasiyi temsil etmedigini biliriz ama Hukumetin Darbesine karsi yapilmak istenen Devlet Darbesinde sadece demokrasiden yana taraf olabiliriz.

Neler oluyor? Aylardir "rejim krizi" nuksetti diye yaziyorum ya; artik adini da koyabilirim: 27 Nisan, tarihe 28 Subat'in nuksetmesi olarak gececek. 27 Nisan gecesi www.tsk.mil.tr sitesinden "BA- 08 / 07" kayit numarasi tasiyan muhtirayi okudum. Sabahi zor ettim. Zira esas olarak ABD aciklamasini merak ediyordum. Onu da okudum: "Laik demokrasi"den yanayiz diyordu Amerikalilar ve "Taraf degiliz" diye ekliyorlardi. ABD'nin eski Ankara Buyukelcisi Morton I. Abramowitz de "Ne darbe olur ne seriat gelir" demisti. Eveeet... Oyleyse "buyuk fotografa bir kez daha bakmaliydik. Irak'tan cekilmenin yollarini ve Ortadogu'nun yine yeni bir dizaynini tartisan Amerikan yonetimi, TSK'yi karsisina almaya niyetli degil. Ama su konjonkturde AKP hukumetine de her istedigini yaptiriyordu. Ote yandan demokrasinin "motoru" sayilan AB cenahi ise simdilerde askerin siyasete mudahalelerini "mesrulastiran" bir yerde duruyordu: Asker, "ne geldiyse basimiza zaten AB yuzunden geldi" argumaniyla toplum indinde giderek ikna edici bir pozisyona sahip olmaktaydi.

Peki simdi neler olacak? Aslinda Muhtiranin ardindan neler olabilecegi yine muhtirada yaziyor: "Turk Silahli Kuvvetleri ... gerektiginde tavrini ve davranislarini acik ve net bir sekilde ortaya koyacaktir." AKP'nin icraatlari ve turbanli Hayrunnisa hanimin esi Abdullah beyin adayligi ilk adim icin "yeter sart" sayildi; secilmesinin ise ikinci adim icin "gerek sart" oldugu anlasiliyor. Yani Abdullah bey secilirse "gereken" yapilacakmis... Once "Ordu kilicini atti", hemen ardindan "Hukumet de kilicini atti." Simdi soluklarimizi tuttuk, ikinci adimi kimin atacagini bekliyoruz. Sira askerde mi? Asker, gece yarisi muhtirasiyla, belirleyici olanin Anayasa Mahkemesi'nin degil kendisinin oldugunu vurgulama ihtiyacini mi hissettirdi?

Kotumser soru soyledir: "Mahkemeye dusen" demokrasi, acik ve net bir sekilde askeri cezaevine mi konulacak? Bu soruya "evet yahu oyle oldu" cevabini, demek ki, bu sutunlardan veremeyecegim, uzerinde mutlaka "gorulmustur" damgasi olan mektuplardan, ezop diliyle ese dosta yazabilecegim... Iyimserligimizi korursak: "Acik ve net bir sekilde" ortaya konulacagi soylenen "tavir ve davranislari" gerekli gorulmedigi, yani gidisat klasIk bir darbe yonunde olmadigi takdirde, bu kez, anti demokratik Muhtira sayesinde (!) "demokrasi carki" donecek, erken secimler yapilacakmis. Biz de "sadece carkimiza tu-kurduler" deyip sineye mi cekecegiz?

Haldeki durumda, Askerin Muhtirasi ve hukumetin ayni sertlikteki cevabi ile "durum 1-1" diye okunabilir. Yapilacak erken secim belli ki bir referandum havasinda gececek. Luzumsuz bir kehanet gibi gorulebilir ama AKP bu referandumu muhtemelen kaybedecek; tipki 28 Subattan sonraki ilk secimde, yani 1999 secimlerinde Refah Partisi'nin kaybettigi gibi... Ve boylece Muhtira kisa vadede (ama kisa vadede!) hedefine ulasmis sayilacak. Yani skor bu haliyle 1-1 yazsa bile, asker hukmen galip cikmis olacak. Refah Partisi magdur ve korkak olarak tarihe gecmisti, bu yuzden AKP magdur ve kahraman olma pesinde... Ama IMF'ye, ABD'ye, reel siyasete, entrikaya teslim haldeyken bu sansini zaten kaybetmisti. Simdi yenilen sadece AKP degil elbette, tepeden vesayet demokrasisini icine sindiremeyen butun gucler...

Boyle ileri geri yazip duruyorum ama ya Pazartesi gunu, yani bugun sizler bu yaziyi okurken borsa cokmus, sicak para kacmis, ekonomi felc olmus bir haldeyse? Boyle bir enkazin sorumlulugunu yuklenen hangi darbe hukmunu surdurebilir? Bunu bilemem, bunu yapanlar bilir... Ama mesela yabanci sermayenin kacmasiyla ekonomik krizin tetiklenmesi ise "buyuk fotografin bir kez daha one cikmasi anlamina gelir, bunu iyi bilirim.

Aslinda daha 2006 Kasim ayinda bu konuda diyecegimi demistim: "Sesi en cok cikan Devlet, alttan almaya calisan ise Hukumet olduguna gore, bu kriz agirlikla bir Devlet krizi goruntusu veriyor. Seyircilerin kendilerinin yazip yine kendilerinin rol aldigi bir baska senaryo sahneye konmadigi surece, bu krizi ya ABD ya AB cozecektir; cunku bu iki faktor ya da aktor, devletin asil sahibinin (sermayenin!) sahibidirler."

Devlet onlarin olsun, biz kendimize, yani toplumun gelecegine sahip cikalim: "Ne seriat ne darbe, ozgur demokratik Turkiye!"
 
http://www.birgun.net/bolum-73-yazar-67.html


#2605 From: berna kulac <bernakulac@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 1:41 pm
Subject: Re: Bir sorum var
bernakulac
Send Email Send Email
 
 Bence Türkiye'nin en büyük sorunu şu an ülkenin bölünme tehlikesi içinde olmasıdır...ve yöneticilerinin (yani Tayyip,Gül ve diğerlerinin) ABD,Ab,İngiltere,İsrail,Pkk,Barzani ve Talabani ile Türk halkına karşı ittifak halinde olmalarıdır...
 
İrtica ve şeriat uyarılarına gelince....
 
Bunlar,Atatürk ve Kurtuluş Savaşından önce,Osmanlı'dan beri Türkiye içinde yuvalanmış,İttihatçıları yönlendirerek imparatorluğun yanlış kararlar alarak yıkılmasına neden olmuş,sonraları da Atatürk'ün yanında mevzilenmiş dönme,kripto ve gizli cemiyet üyelerinin Türkiyenin  hemen her kurumu gibi TSK içinde de yuvalanmış olanların bizlere anlattığı 'öcü' masallarıdır...
Bunlardır Atatürk'ü dinsiz diye,sarhoş diye tanıtanlar...
Oysa Atatürk,İslamın peygamberine gönülden ve samimi olarak inanırdı ve halka da bunu tavsiye ederdi..Onun karşı çıktıkları dini siyasi emellerine alet eden yobazlardı...
Şimdi TSK irtica ya da şeriat uyarısı yapınca halktan bu konuda tepki alabiliyor...TSK  diğer tüm uyarılarında haklıdır ama bir tek bu konuda irtica ya da şeriat demeyip,'din tüccarları ya da yobazlar' diye bir niteleme yaparsa sanırım daha doğru bir tanım yapacak hem de halkın bu konuda kafasının karışmasını önleyecektir...
Ayrıca Anadolu'da halk şeriat denince Kuran'ı anlıyor..Çünkü Şeriat, Kuran'ın yolu anlamına gelir bildiğimiz gibi...
Özetle başımızdaki en büyük tehlikeyi önlemek için,Türk devleti içinde Türklere imkan vermeyen bu dönme ve azınlık unsurlarından devleti ve kurumları temizlemek,sonra da milletçe,bölünme tehlikesine karşı kenetlenmek gerekiyor..
 
SAYGILAR
 
 
Berna Ç.

pacificnt <pacificnt@...> wrote:
Arkadaslar;
 
Sizlere ictenlikle ve hic bir siyasi amac gütmeden bir soru sormak istiyorum.
Ve sorumun da partizanliktan uzak bir bicimde objektif olarak cevaplanmasini umut ediyorum.
 
Bildiginiz uzere Abdullah ve Recebin Cumbabalik makaminda gozu var. Fakat TSK ve bilimum kurumlar bu durumu cok buyuk bir taantana ile karsiliyorlar. Evet, bu adamlar iktidardayken ABD ye cok dirsek dayadi, hatta hic olmadigi kadar tavizler verdiler. Degil cumbabaligi, herhangi bir apartmanda kapiciligi bile hak etmediler.
 
Anlamadigim konu, ulkemizde gercekten molla şeriatı tehlikesi var mi?
Bu adamlar sizce seriat pesindeler mi?
TSK nin komik bir sekilde Seriat vurgusu yapmasi tuhaf degil mi?
Insanlarimizda, ABD nin teror paronayasi misali "seriat paranoyasi" mi yaratilmak isteniyor?
Bunun amaci nedir?
Bence koyun yerine koyuluyoruz. Seriat meriat palavra, bas ortusu mevzusu palavra.
O halde konu ne?
Milli servetlerimiz genel ev kadininin vucudunu sattigi gibi satildi, TSK dan ses yoktu.
Fakat bir seriat masalidir tutturulmus gidiyor.
Bir yerde de sahte Ataturkculer laiklil masali anlatmakta..
Nedir bu durum?
 


Yahoo! Mail is the world's favourite email. Don't settle for less, sign up for your free account today.

#2606 From: "asliturkden" <asliturkden@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 10:41 am
Subject: UYARI !
asliturkden
Send Email Send Email
 
UYARI !

  14 Nisan'da Tandogan'da , 29 Nisan'da Caglayan'da yapilan iki dev
Miting ,
  Buyuk Turk Milleti'nin , Cumhuriyetin 6 temel Ilkesi
dogrultusunda , bu Ilkelere bagli kisilerce yonetilmek istegini
ortaya koymustur .
  Mevcut Hukumet meclisteki sayisal agirligina guvenerek Milli
Talep'i gormemezlikten , duymamazliktan gelmeye devam etmektedir .

   Meclis iradesinin uzerinde bir irade yoktur , GKB Basbakan'a
baglidir diyen ama Askerin Anayasa ile belirlenen gorevleri
icerisinde Cumhuriyeti muhafaza
  ve mudafaa etmek gibi bir gorevi oldugunu unutan Hukumet'e ,
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal'in
  Meclisler hakkinda yaptigi uyariyi bir kez daha hatirlatiyoruz .

   MUSTAFA  KEMAL  " GENCLIGE HITABE'YI " NICIN YAZMISTI ?

  Iste bunun icin yazmisti ;

ULUSLAR , EGEMENLIKLERINI GECICI BILE OLSA ,
BIRAKACAGI MECLISLERE DAHI GEREGINDEN FAZLA INANMAMALI
VE GUVENMEMELIDIR .
CUNKU MECLISLER BILE DESPOTLUK YAPABILIR VE BU DESPOTLUK
BIREYSEL DESPOTLUKTAN DAHA TEHLIKELI OLABILIR .
MECLISLERIN OYLE KARARLARI OLABILIR  KI , BU KARARLAR  ULUSUN
YASAMINA GIDERILMESI OLANAKLI OLMAYAN ZARARLAR VEREBILIR .

  MUSTAFA  KEMAL  ATATURK .



  ASLITURKDEN .

#2607 From: "Dunya Turkleri Konseyi \(WTC\)" <dtk@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 8:09 am
Subject: 30/NiSAN/2007 .. TURK TOPLULUKLARINDAN HABERLER ...
kayaalpbuyuk...
Send Email Send Email
 

Turkish Forum is a Network, PR and a Lobbying Foundation

Turk Forum Dayanisma, Halkla Iliskiler & Lobi kurulusudur

Gayemiz : Hur Dunya devletleri ve Turkiye arasIndaki  askeri, ticari ve kulturel ili$kilere zarar veren sorunlarIn giderilmesine destek vermek; Turkiye ile Hur Dunya devletleri arasIndaki stratejik ittifakIn oneminin kamuoyuna ve ozel sektore anlatmak; Turkiyenin tarih, kultur ve geleneklerinin Dunya devletleri tarafindan daha iyi anla$IlmasInI saglamak; Turkiyenin di$ Ticari gucunun dI$ politikamIzda kullanilmasi  icin ozel sektorler arasIndaki diyalogu arttIrmak; Turkiye icin Onemli olan konular hakkInda Uyelerimize bilgi iletmek, Dunya Turk Toplumunu Turkiye ve Turk toplumlarInIn sorunlarInI cozmek icin gerekli sahalarda topyekun mobilize ederek olaylarin akI$InI yonlendirmek.

Turkce karakterler kullanilmisdir okumak icin Turkish ISO veya UTF-8 Seceneklerini kullanin

 

Please set your browzers to UTF-8 or Turkish ISO

 

 

TURKISH FORUM * WORLD TURKISH ALLIANCE
United We Stand - United We Are Stronger
BIRLIKTEN KUVVET DOGAR
Informing and Activating Turks and Friends World Wide
TurkishForum.com

Gunluk E-Postalari ve yorumlari almak icin asagidaki adrese bos bir mesaj gonderiniz

Grasroots-giris@...

 

:

 

TÜRKİYE iCiNDEKiLER/Index: 

UYUM İÇİN BERABER ÇALIŞALIM

 

LASCHET TÜRKİYE'YE GİDİYOR

 

YABANCILAR ZORLANMAMALI

 

ALMANYA İSLAM ZİRVESİ

 

YEŞİL KART UYARISI

 

TİDAF'LA BİR BAHAR AKŞAMI

 

PRENSESTEN TÜRK AİLEYE ZİYARET

 

BAYBURTLULAR GECESİ

 

GAZETEYE ERMENİ BASKISI

 

ERMENİLER KAHİRE'DE 'DOSTLUK ANITI' AÇTIRDI

 

NEW YORK ANADOLU KULÜBÜ TÜRK OKULUNDAN 23 NİSAN KUTLAMASI AMERİKALI MİLLETVEKİLİ WILLIAM J. PASCRELL:

''KONGREDE BİR DOSTUNUZ OLDUĞUNU UNUTMAYIN. KAPIM HER ZAMAN SİZE AÇIK''

 

 

 

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

AIDATLARINIZ VE BAGISLARINIZI LUTFEN YARINA BIRAKMAYINIZ, TURKISH FORUMUN SIZE, TURKIYEYE VE DUNYA TURK TOPLUMUNA  HIZMETINI   DESTEKLEYINIZ

http://www.turkishforum.com/tr/bagis.html

Turkish Forum is an 501-C(3) Tax Exempt, Non Profit & Charitable Organization

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

İÇİNDEKİLER:

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/politika/6429372.asp

 

UYUM İÇİN BERABER ÇALIŞALIM

 

Ertuğrul PAMUK / STUTTGART

 

Almanya’nın Stuttgart kentinde Türk Kadınlar Derneği üyeleri Belediye Meclisi’ni ziyaret etti.

ALMANYA’nın Stuttgart kentinde Türk Kadınlar Derneği üyeleri Belediye Meclisi’ni ziyaret etti. Dernek Başkanı Selma Şen’in başında bulunduğu 20 kişilik heyeti, meclis üyeleri CDU’lu Christina Metke ve Stefanie Schrode karşıladı. İlk önce Stuttgart Belediye Sarayı’nı gezen dernek üyeleri, kısa bir tanışma faslının ardından CDU’lu siyasetçilerle, kadın kolları arasında karşılıklı dayanışma ve sorunların çözümü için ortak bir zemin oluşturulabileceğini belirttiler. Başkanlığını yaptığı derneğin çalışmaları hakkında bilgi veren Selma Şen, uyumun önemini vurguladı ve bu bağlamda dernek olarak Türk kadınlarına yönelik dil dersleri verilmesini sağladıklarını hatırlattı. Christina Metke ve Stefanie Schrode ise, dernek çalışmalarını takdir ettiklerini, bu tür projeleri desteklemeye her zaman hazır olduklarını söylediler. Başta sona dostluk havasında geçen buluşmada kahveler yudumlandı, pasta ve kekler yenildi. Dernek başkanı Selma Şen CDU’lu Belediye Meclisi Üyelerine birer buket çiçek takdim etti.

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/politika/6424070.asp

 

LASCHET TÜRKİYE'YE GİDİYOR

 

DÜSSELDORF

 

Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Eyaleti Uyum Bakanı Armin Laschet, bugün Türkiye’ye gidiyor.

ALMANYA'nın Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Eyaleti Uyum Bakanı Armin Laschet, bugün bir heyetle Türkiye’ye gidecek. Laschet’in ziyaretinde ilk durak İstanbul olacak. Laschet, burada İş Bankası yönetim kurulunun vereceği yemeğe katılacak. Daha sonra Ankara’ya geçecek olan Laschet, Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç’ın konuğu olacak.

Bakan Laschet Ankara’da TBMM Başkanı Bülent Arınç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ve Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz ile görüşmeler yapacak. Bakan Laschet ayrıca, Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı (TAM) ile Türk-İş’in düzenleyeceği Türk-Alman sempozyumuna katılacak.

Laschet’e dört günlük Türkiye ziyaretinde KRV Eyaleti Uyum sorumlusu Thomas Kufen, Yeşiller partisi eyalet meclisi milletvekili Ewald Groth, Aile, Kadın ve Uyum Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Hans-Walter Schulten, TAM Vakfı eski Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Enno Vocke, TAM Direktörü Faruk Şen, Genel Müdür Andreas Goldberg eşlik edecek.

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/politika/6424605.asp

 

YABANCILAR ZORLANMAMALI

 

Ünsal TURAN / KOPENHAG

 

Danimarka Uyum Bakanı Rikke Hvilshöj,"Yabancıları, vatandaşlık için ikna etmek doğru değil." dedi.

DANİMARKA Uyum Bakanı Rikke Hvilshöj, yabancıları, vatandaşlığa geçmeleri konusunda ikna etmeye çalışmanın doğru olmayacağını söyledi. Hvilshöj, "Ben hiç bir zaman bir kişiye, kendi vatandaşlığı yerine başka bir başka ülkenin vatandaşlığını seçmesini söyleyemem. Vatandaşlık töreninde yapılan konuşmalardan da anlayacağımız gibi, vatandaşlığa geçme kararını vermeden önce çok iyi düşünmek gerekiyor. Şayet bir kişi ille de Danimarka vatandaşı olmak istiyorsa, bu şahsi bir konu ve çok önemle üzerinde durulmasıgerekir" dedi.

Danimarka vatandaşlığına geçen yabancıların sayılarının 2005'te 6 bin, 2006'da ise 4 bin civarında olduğunu söyleyen Rikke Hvilshöj, "Bundan böyle vatandaşlığa geçmek isteyenler bir sınavdan geçecekler. Ama ben bir çok kişinin şartları yerine getirebileceğine inanıyorum. Sınav, onların yaşamak istedikleri ülkeyi, tarihini, coğrafi ve siyasi yapısını, toplumunu daha iyi tanımalarına yardımcı olacak. Uyum alanı ve anlamı çok geniş olan bir kelime. Kendi vatandaşlığında kalmak isteyen insanlara çok büyük saygım var" dedi.

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/gundem/6429085.asp

 

ALMANYA İSLAM ZİRVESİ

 

Ahmet KÜLAHÇI-Murat TOSUN / BERLİN

 

Almanya'da İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble'nin öncülüğünde İslam Zirvesi 2 Mayıs'ta Berlin'de yapılacak.

Almanya'da ilik 27 Eylül'de yapılan İslam Zirvesi'nin ikincisi 2 Mayıs'ta yapılacak. Federal İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble'nin öncülüğünde diyaloğun geliştirilmesini amaçlayan İslam Zirvesi Berlin Bilim Akademisi'nde saat 10.00'da başlayacak. Toplantıya Alman tarafından eyaletlerin ve bazı kuruluşların 15 temsilcisi ile Müslümanı temsilen de

15 kişi katılacak.

27 Eylül 2006 tarihinde yapılan İslam Zirvesi'nde dört çalışma grubu oluşturulmuştu. Bu gruplar son olarak Berlin ve Nürnberg'de bir araya gelerek çalışmalarını değerlendirdi. 2 Mayıs'taki zirvede çalışma gruplarının değerlendirmeleri dinlenecek Alman hükümetinin Müslümanlar arasında tek bir muhatap bulamaması yönündeki sıkça dile getirilen eleştiriler üzerine DİTİB, Almanya Müslümanları Merkez Konseyi, İslam Konseyi ve İslam Kültür Merkezleri bir süre önce bir araya gelerek oluşturduğu ortak kurul da ilk kez İslam Zirvesi'nde temsil edilmiş olacak. Zirvede Almanya Müslümanları Koordinasyon Kurulu'nun (KRM) Almanya'daki Müslümanları temsil edip etmeyeceğinin gündeme gelmesi bekleniyor. İslam Zirvesi'ne katıldığı halde dört kuruluş tarafından oluşturulan kurulda yer almayan Müslüman ve Arap kuruluşların KRM ile ilgili görüş bildirmeleri bekleniyor. Avrupa Uyum Merkezi Başkanı Lübnan kökenli Alman Badr Mohammed, KRM'nin tüm Alman Müslümanları adına konuşamayacağını söyledi. Bunun yanı sıra 27 Eylül'deki zirvede bulunan İranlı Şarkiyatçı Navid Kermani de, KRM'nin kendisi gibi laik Müslümanları temsil etmediğini öne sürerek, “Hiç kimse KRM'nin Almanya'da yaşayan tüm Müslümanlar adına konuştuğundan hareket edemez”

diye konuştu. Berlin'de yaşayan Afganistanlı Medya Menajeri Walid Nakşibendi ise KRM'de liberalliğin (serbestliğin) eksik olduğunu iddia etti.

Kuruluş aşamasında "İslam'ı bir muhatap kurumun oluşması, önemli bir adım"

olarak niteleyen Dışişleri Bakanlığı'nin geçen hafta yaptığı açıklama kafaları karıştırdı. İçişleri Bakanı Schaeuble, dört örgütün oluşturduğu KRM'yu muhatap almadıklarını söyledi. Bakan Schaeuble, buna gerekçe olarak da DİTİB, Almanya Müslümanları Merkez Konseyi, İslam Konseyi ve İslam Kültür Merkezleri'nin oluşturduğu kurulun ülkede yaşayan Müslümanların sadece yüzde 10'unu temsil etmesini gösterdi.

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/gundem/6429191.asp

 

YEŞİL KART UYARISI

 

Mesut ZEYREK / KÖLN

 

Tatil sezonu yaklaşırken hukukçu Rana Gürer, Türkiye'ye gidecek tatilcilere 'yeşil kart' almaları uyarısında bulundu.

 

İZİN ayları yaklaşırken Hukukçu Rana Gürer (38) araçlarıyla Türkiye'ye gidecek olan tatilcilere 'yeşil kart' almaları uyarısında bulundu. Kendi arabalarıyla tatile gidecek olanların yola çıkmadan önce araçları için mutlaka yeşil kart almaları gerektiğini belirten Gürer şu bilgileri verdi:

“Bu kartların üzerinde belirli ülkeler için geçerli olduğuna dair bölümler var. Örneğin Türkiye'nin yanında çarpı işareti varsa bu sigortanın Türkiye'de geçerli olmadığını gösteriyor. Bu durumda eğer Türkiye'de kaza yaparsanız, bu hasar hiçbir şekilde sigorta şirketi tarafından karşılanmıyor. Bu sorunları yaşamamak için sürücülerin tatile çıkmadan önce yurt dışı sigortalarını yaptırmaları gerekiyor. Burada yapılacak sigortanın özelliklerine bağlı olarak, kaza sigortasının kapsamı ve ücretleri değişiklik gösteriyor. Örneğin, bazı sigortalar kaza anında sadece arabanın masrafını karşılarken geniş kapsamlı sigortalar, kaza yapan kişiyi ambulans uçakla alıp Almanya'ya getirerek hastaneye yerleştiriyor ve tüm tedavi masraflarını üstleniyor. Yugoslavya ve Bulgaristan'daki olası kazaları da sigorta kapsamına alıyor.”

AVRUPA DIŞINDA HASAR KARŞILANMIYOR

Zorunlu ve sadece Avrupa içinde geçerli olan sigortalar konusunda da bilgi veren Rana Gürer şunları söyledi: “Araba sigortalarını arabayı trafiğe çıkarabilmek için yapılması zorunlu olan sigorta, yarım ve full kasko şeklinde üç ana grupta sıralayabiliriz. Full kaskoyu genelde yeni arabalar için tavsiye ediyoruz. Eski arabalar için ise yarım kaskoyu öneriyoruz.

Yarım kaskoda sadece karşı tarafın zararı karşılanırken, full kaskoda ise hem karşı tarafın hemde kendi aracınızın zararı sigorta şirketi tarafından ödeniyor. Bu sigortalar sadece Almanya ve Avrupa içinde herhangi bir kaza olması durumunda zararı karşılıyor. Avrupa dışında kaza yapılması durumunda ise bu sigortalar hiçbir şekilde zararınızı karşılamıyor.”

YEŞİL KART ŞART Hukukçu Rana Gürer, Türkiye'ye kendi arabalarıyla tatile gidecek olanların yola çıkmadan önce araçları için 'yeşil kart' almaları gerektiğini belirtti.

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/magazin/6429274.asp

 

TİDAF'LA BİR BAHAR AKŞAMI

 

Mesut ZEYREK / KÖLN

 

Türk İşadamları Dernekleri Avrupa Federasyonu (TİDAF) Bahar Balosu'nda Yıldırım Bekçi alkışlandı.

ALMANYA'nın Köln kentinde Türk İşadamları Dernekleri Avrupa Federasyonu'nun (TİDAF) düzenlediği Bahar Balosu'na yoğun ilgi oldu.

Holiday-Inn Oteli'nde düzenlenen ve Türk sanat müziğinin ünlü sesi Yıldırım Bekçi'nin sevilen eserlerini seslendirdiği geceye Almanya'nın yanı sıra Romanya, İngiltere ve Türkiye'den de işadamları katıldı.

TİDAF Genel Başkanı Ahmet Serdar Yenice, “Tüm TİDAF camiası olarak burada buluşup bir bahar akşamı yaşıyoruz. Gerek ses sanatçıları gerekse halk oyunları gösterileri ile burada hem eğlendik, hem de yönetim kurulumuz ile Avrupa'nın çeşitli bölgelerindeki temsilcilerimizle bir araya geldik.

Bizim TİDAF olarak amacımız gerek geziler, gerekse çeşitli etkinliklerle Türkiye ile Avrupa'daki küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ) tanıştırıp beraber iş yapmalarını sağlamak. Avrupa'nın 14 ülkesinde teşkilatlanmış durumdayız. Türkiye ile Avrupa arasında bir köprü vazifesi görüyoruz” dedi.

AVRUPA'DAKİ TECRÜBELERİ ÜLKEMİZE TAŞIMALIYIZ Baloda bir konuşma yapan Köln Başkonsolosu Asım Temizgil de, TİDAF'ın yaptığı çalışmalardan övgüyle söz ederek şunları söyledi:

“TİDAF, Türkiye ile Avrupa arasında ticari ilişkilere ivme kazandırmak için çalışmalar yapıyor. Bu organizasyon ile daha fazla işadamına ulaşıp iş ilişkilerimizi daha fazla geliştirmeliyiz. İşadamlarımızın buradaki tecrübe ve teknolojiyi ülkemize de taşıması gerekiyor. Ülkemiz iyi yoldadır ve buradaki işadamlarımızın desteği de ülke ekonomisi açısından çok önemlidir. İşadamlarımızdan meslek eğitimine önem verip çocuklarımızın gerek okul eğitimine gerekse meslek eğitimine destek vermesini bekliyoruz.

Bu firmalarımıza yetişmiş iş gücü olarak geri dönecektir. Ayrıca şampiyon üniversite öğrencilerimize iş adamlarımızın burs vermesi gerekmektedir.

TİDAF'ın daha fazla üye sayısına ulaşıp daha fazla güçlenmesi gerekiyor.

Firmalar olarak fuarcılık konusunda daha aktif olup bütün fuarlara katılmalıyız.”

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/gundem/6430616.asp

 

PRENSESTEN TÜRK AİLEYE ZİYARET

 

Zeynel LÜLE-Yusuf CİNAL / BRÜKSEL

 

Belçika Prensesi Astride, Brüksel’deki “1000 konut projesi”nden yararlanarak, belediye ile işbirliği yapan Erol Dağgün, ailesi ve çalışanlarını ziyaret etti.

 BELÇİKA Prensesi Astride, “Bin konut projesi”nden yararlanan Türk aileyi ziyaret etti. Brüksel’deki eski evleri satın alanlardan biri olan Erol Dağgün, bu evin onarılması ve sosyal durumları iyi olmayan ailelere düşük ücretlerle kiralanmasını sağlayan “1000 konut projesi”nden yararlanarak, satın aldığı evin onarılması ve sosyal durumları iyi olmayan ailelere verilmesini sağlamıştı.

Prenses Astride, Erol Dağgün’ü, bu projeden yararlandığı ve işbirliği içinde olduğu için kutladı. Prenses ayrıca, Dağgün’ün ailesi ve çalışanlarından oluşan Türklerle de çok yakından ilgilendi. Sibel Altınok, Taner Altınok, Kürşat Dağgün, Cefayir Gürbüz ve de üç yaşındaki Reyhan Erdönmez, Prenses’e çiçek sunarak saygılarını ifade ettiler. Prenses Astride, Reyhan bebekle uzun süre sohbet etti.

 

***

http://www.hurriyet.de/tr/magazin/6430479.asp

 

BAYBURTLULAR GECESİ

 

Metin ES / WESEL

 

Bayburtlular Kültür ve Dayanışma Derneği'nin, kuruluşunun 10. yıl dönümü büyük katılımla kutlandı.

ALMANYA’nın Duisburg kentinde 1997 yılında kurulan Bayburt Kültür ve Dayanışma Derneği, kuruluşunun 10. yıl dönümünü Wesel'de düzenlediği muhteşem bir geceyle kutladı. Geceye Duisburg Anakent Belediye Başkanı Adolf Sauerland, Düsseldorf Muavin konsolos Nuray İnöntepe, Duisburg SPD Göçmen Sorumlusu Jürgen Brandt'ın yanısıra Almanya ve Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren Baybutlular Derneğinin başkanlarının yanı sıra yaklaşık 600 davetli katıldı.

Dernek Başkanı Güngör, şunları söyledi; 10. kuruluş yıl dönümümüzü, yaşlıların tecrübesi ve gençlerin enerjisini birleştirerek bu güne kadar başarılı çalışmalar yürüttük. Bunlardan en önemli, hepimizin gururu olan, sizlerin maddi ve manevi desteğiyle kentimizde inşa edilen Bayburt Eğitim Fakültesi’dir. Bunun yanında sosyal, sağlık ve Bayburt’ta çevre düzeni gibi katkılarımız bundan sonra da devam edecektir.”

Belediye Başkanı Sauerland da, Duisburg’un çokkültürlü yaşamına Bayburtluların da renk kattığını, yöre derneklerinin tarihsel ve kültürel önemi olduğuna dikkat çekti. Uyum Meclisi Başkanı Avcı ise, yöre derneklerinin uyuma katkı sağladığına işaret ederek, örf adetlerini, gelenek ve göreneklerini unutmadan yaşamlarını entegrasyon çerçevesinde sürdürmeyi başardıklarını söyledi.

Gecenin kültürel bölümünde de Uğur Murathan, Muhsin Bayburtlu, İbrahim Türkmenli, Önder Özoğul, Ahmet Baydaroğlu, Grup Melodi renk katarken, derneğin Kız Folklor Ekibi’nin kına gösterisi ilgiyle izlendi.

 

 

***

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6430351.asp?rdr=1

 

GAZETEYE ERMENİ BASKISI

 

Los Angeles Times gazetesinin haber koordinatörü Douglas Frantz’ı Ermeni tasarısı konusunda Türkiye’yi kollamak ve bir Ermeni gazetecinin soykırım yazısını yayınlamamakla suçlayan ABD’deki Ermeni kökenli gazete yöneticileri Frantz’ın görevden alınması için kampanya başlattı.

 

AMERİKAN New York Times gazetesinin İstanbul büro şefliğini yaparken kaleme aldığı Laila yazısıyla büyük sansasyon yaratan gazeteci Douglas Frantz, şimdi de ABD’deki Ermeni kökenli gazete yöneticisi ve yazarların hedefi haline geldi. Halen Los Angeles Times gazetesinin haber koordinatörü olan Frantz, Ermeni tasarısı konusunda Türkiye’yi kollamak ve Mark Arax adlı Ermeni kökenli gazetecinin soykırım ile ilgili yazısının yayınlanmasını engellemekle suçlanıyor. Frantz’ın, 20 yıldır LA Times’ta çalışan Arax’ın yazısını sırf "etnik kökeninden" ötürü yayınmadığını öne süren Ermeni yayın yönetmenleri, Frantz’ın bu davranışının anayasadaki hak ve özgürlüklere aykırı olduğunu, bu nedenle de görevden alınması gerektiğini öne sürüyorlar.

 

İddiaya göre Frantz, geçen 11 Nisan günü Arax’a bir e-mail göndererek, "soykırım ile ilgili kişisel duruşunun hem bu konuda, hem de Kongre’deki tartışmayla ilgili objektif yazı yazmasını engellediğini" bildirdi.

 

Ermeni lobisinin çok güçlü olduğu California’daki The California Courier’ın yayın yönetmeni Harut Sassounian ve USA Armenian Life Magazine’in yayın yönetmeni Appo Jabarian gibi isimlerin de aralarında bulunduğu Ermeni kökenli üst düzey gazeteciler, Douglas Frantz’ın bir "soykırım inkarcısı" olduğu için gazeteden atılması gerektiğini yazdılar.

Frantz’ın İstanbul’da Türklerle yakın dostluk kurduğunu öne sürerek, gazeteci Mark Arax’ın gazete yönetimine ayrımcılık şikayetinde bulunduğunu ve federal dava açmayı da planladığını belirttiler.

 

İşte suçlamalar

 

Ermeni kökenli yayın yönetmenlerinin argümanları şöyle:

 

Douglas Frantz’ın LA Times’da göreve başladığı 2005’e kadar hiçbir Ermeni gazetecinin soykırım ile ilgili yazıları atılmamıştı.

 

Frantz 2002 yılına kadar İstanbul’da görev yaptı ve doğal olarak orada yakın dostluklar kurdu. Los Angeles’taki Türk başkonsolosu ile de yakın.

 

Frantz, gazetede bir çalışana Kongre’deki Ermeni tasarısına karşı olduğunu ve Ermenilerin 1915’te Türklere karşı ayaklandığını söylemiş.

 

Frantz, 12-15 Mayıs’ta İstanbul’da Türkiye’nin demokratik deneyimi ile ilgili bir paneli yönetecek. Bu panelin katılımcılarından biri de "azılı inkárcı" Andrew Mango. Bu panel Hrant Dink’in öldürülmesini içermediği gibi Frantz’ın masrafları da LA Times tarafından karşılanacak.

 

 

***

http://www.yenisafak.com.tr/dunya/?q=1&c=4&i=42931&Ermeniler/Kahirede/Dostluk/Anıtı/açtırdı

 

ERMENİLER KAHİRE'DE 'DOSTLUK ANITI' AÇTIRDI

 

METİN TURAN/ KAHİRE

Mısır'da soykırım anıtı açtıramayan Ermeniler dostluk anıtı açtırdı. Mısır tarafından sözde soykırımın tanınmaması üzerine Kahire'nin merkezindeki Nil nehrine 2 yüz metre uzaklıkta Özğürlük ve Dostluk Parkında “Dostluk Anıtı” açtı. Mısırlı ve Arap şairlerin heykellerinin bulunduğu alana konulan dostluk anıtının Ermeni halkının Mısır ile tarihsel dostluğunu ve Türkiye'den kaçan Ermenilere Mısır'ın kucak açmasını sembolize ettiği kaydedildi. Anıtın altında İngilizce “Mısır Ermeni dostluk anıtı' yazıyor.

Mısır'da 6 bin Ermeni yaşıyor. Ermenilerin sözde soykırımın tanınması amacı ile Mısır'da faaaliyetlerini son dönemde artırdı.

 

30.04.2007

 

***

NEW YORK ANADOLU KULÜBÜ TÜRK OKULUNDAN 23 NİSAN KUTLAMASI AMERİKALI MİLLETVEKİLİ WILLIAM J. PASCRELL:

''KONGREDE BİR DOSTUNUZ OLDUĞUNU UNUTMAYIN. KAPIM HER ZAMAN SİZE AÇIK''

 

 

NEW JERSEY (A.A) - 30.04.2007 - New York Anadolu Kulübü Türk Okulu, ABD'nin New Jersey eyaletinde 23 Nisan kutlaması düzenledi.

Yemekli kutlamaya New Jersey eyaleti 8. bölgeden sorumlu Demokrat Parti milletvekili William J. Pascrell da katıldı. Pascrell, ''Kongrede bir dostunuz olduğunu unutmayın. Kapım her zaman size açık'' diye konuştu.

Anadolu Kulübü Başkanı Tayfun Selen'in açılış konuşmasıyla başlayan kutlama, okul öğrencilerinin okuduğu şiir ve şarkılarla devam etti.

Selen'in, ''Türk-Amerikan toplumunun dostu'' diyerek takdim ettiği milletvekili Pascrell yaptığı konuşmada, pek çok Amerikalı Türk'ün de bulunduğu 8. bölgenin temsilcisi olmaktan gurur duyduğunu söyledi.

Pascrell, ABD'nin değişik dinlerden, dillerden ve kültürlerden gelen insanların bir araya geldiği bir ülke olduğunu belirterek, bir milletvekili olarak kendisini bu farklılıklar arasında köprü kurmaya çalışan bir marangoz gibi gördüğünü ifade etti.

Türkiye'nin, hem bölgesinde hem de dünya genelinde önemli bir ülke olduğunu ifade eden Pascrell, ABD'nin iyi bir müttefiki olduğunu belirtti.

Türkiye'nin NATO bünyesindeki çalışmalarda barışçı çözümler getirmek konusunda her zaman ABD'nin yanında olduğunu hatırlatan milletvekili, ''Türk-Amerikan ilişkileri son derece güçlüdür. Güçlü olmaya da devam edecektir'' dedi.

Türk toplumunda eğitime çok önem verildiğini söyleyen Pascrell, Türk çocuklarının dil ve kültürlerini unutmamaları için şimdilik sadece hafta sonu da olsa faaliyet gösteren Anadolu Kulübü Türk Okulu'nun önemine de dikkat çekti.

ABD'deki Türklerin toplumla daha fazla kaynaşmaya başladığını dile getiren Pascrell, bunun devam etmesini beklediğini kaydetti.

Pascrell, ''Milletvekilleri ve senatörler, ABD'de sizin olan bitenler hakkında ne düşündüğünüzü bilsin'' diye konuştu.

(ESR-ÖŞ-GD-İRF)

 

 

 

 

 

TURKISH FORUM

Grassroots Makes the Difference

Join To Turkish Forum And In Turkish Forum Join With Turks And With Friends Of Turks Across The Globe . Turkish Forum  is Designed To Empower You As An Energetic And Effective Ambassador For Turkey,  For The Turkish Cause And For The Turkish World.

Grasroots-giris@...

  • Network, with national, regional, and local leaders.
  • Share experiences, with old and new friends from across the Globe
  • Sharpen your ability, at the national, state and local levels.
  • Learn effective ways, build coalitions, and mobilize your local grassroots base.
  • Develop effective methods; promote positive coverage of Turkish issues.
  • Engage with officials, Relations with Turkey, the growing impact of Turks in the political process.
  • Support Turkish Cause by supporting The Turkish Forum, www.turkishforum.com/tr/bagis.html

.Turkish Forum is an 501-C(3) Tax Exempt, Non Profit & Charitable Organization.

 Turkish Forum is a Network, PR and a Lobbying Foundation

Turk Forum Dayanisma, Halkla Iliskiler & Lobi kurulusudur

Gayemiz : Hur Dunya devletleri ve Turkiye arasIndaki  askeri, ticari ve kulturel ili$kilere zarar veren sorunlarIn giderilmesine destek vermek; Turkiye ile Hur Dunya devletleri arasIndaki stratejik ittifakIn oneminin kamuoyuna ve ozel sektore anlatmak; Turkiyenin tarih, kultur ve geleneklerinin Dunya devletleri tarafindan daha iyi anla$IlmasInI saglamak; Turkiyenin di$ Ticari gucunun dI$ politikamIzda kullanilmasi  icin ozel sektorler arasIndaki diyalogu arttIrmak; Turkiye icin Onemli olan konular hakkInda Uyelerimize bilgi iletmek, Dunya Turk Toplumunu Turkiye ve Turk toplumlarInIn sorunlarInI cozmek icin gerekli sahalarda topyekun mobilize ederek olaylarin akI$InI yonlendirmek.

Turkiyemize Gerektigi Anda Uzmanlık SahanIzda Gonullu Veya Ucretli Destek Vermek Icin Sizinle Temas KurmamIzI IstiyorsanIz

Lutfen Veri TabanIna KaydInIzI YapInIz

www.turkishforum.com/tr/turkdb.html

 

Turkish Forum’a Uye Olmak için:
Mesaj AldIgInIz E-Posta HesabInIzdan Once 
grassroots-giris@... 
Adresine içi Bo$ Bir Mesaj Gondermeniz Ve Sonra www.turkishforum.com/tr/turkdb.html 
ADRESINDEN VERI TABANINA KAYIT YAPTIRMANIZ YETERLI OLACAKTIR. 
Listeden CIkmak için ise Bilgiler En Sonda Verilmi$tir. 

To remove yourself from this list send a blank message to grassroots-cikis@... from the email account you are getting messages to

 

 

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

AIDATLARINIZ VE BAGISLARINIZI LUTFEN YARINA BIRAKMAYINIZ, TURKISH FORUMUN SIZE, TURKIYEYE VE DUNYA TURK TOPLUMUNA  HIZMETINI   DESTEKLEYINIZ

http://www.turkishforum.com/tr/bagis.html

Turkish Forum is an 501-C(3) Tax Exempt, Non Profit & Charitable Organization

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

 

 

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

TURKISH FORUM Ana DagItIm Serveri Yeni Emniyet ProgramlarI ve Teknolojinin Sundugu En HIzlI Multi DagItIm HatlarI ile 5 KItadan Web Sistemine Yeniden Girdi.

       Dünyaya YayIlmI$ olan ve 220 Bini A$kIn Uyemize Ozel Bilgilendirme DagItImI Ba$ladI

       Bu Önemli AdImI Gercekle$tirmek için Ek KatkIda Bulunan Uyelerimize ve DostlarImIza Bir Kere Daha, TURKISH FORUM Ailemiz AdIna Candan Te$ekkür Ederiz.

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

Degerli Uyelerimiz; Serverlerimizi ve Ozel DagItIm HatlarImIzI Devam Ettirebilmemiz Toplumumuza ve Turkiyemize Hizmete Devam Edebilmemiz

Uye AidatlarInIzI ve Turkish Forum’u Ya$atacak Olan ve Vergiden DU$ebileceginiz BagI$larInIzI  YarIna BIrakmamanIza BaglI  http://www.turkishforum.com/tr/bagis.html

Candan Te$ekkUrler.

Turkish Forum is an 501-C(3) Tax Exempt, Non Profit & Charitable Organization.

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

AIDATLARINIZ VE BAGISLARINIZI LUTFEN YARINA BIRAKMAYINIZ

http://www.turkishforum.com/tr/bagis.html

Turkish Forum is an 501-C(3) Tax Exempt, Non Profit & Charitable Organization

~_~_~_~_~~_~_~_~_~_~_~_~_~_~__~_~_~_~__~_~_~_~_~_~_~_~_~_~_

 

LISTEDEN CIKMAK ICIN:
Mesaj aldiginiz eposta hesabinizdan grassroots-cikis@... adresine ici bos bir mesaj gondermeniz yeterli olacaktir.

LISTEYE GIRMEK ICIN:
Mesaj almak istediginiz eposta hesabinizdan grassroots-giris@... adresine ici bos bir mesaj gondermeniz yeterli olacaktir.

Yorum, Fikir, Haberlerinizi bize iletebilirsiniz.
TurkishForum Projelerine Maddi Destek Vermek Cok Kolay!
TurkDB ucretsiz kaydinizi yaptirdinizmi?

TURKISH FORUMA CALISMALARI ICIN DESTEK VERINIZ  

  • OZEL serverlerini ve internet hatlarini bilgi iletimi icin acik tutan
  • Turkiyemize dis politakasinda TOPYEKUN DESTEK VERMEMIZI SAGLIYAN,
  • Turkiye Disindaki Turk Toplumlarina sistemli olarak destek veren,
  • Tum Turk Kuruluslari ile Turkiye ve Turk Halki icin beraber calisan,
  • Dunya Turk Toplumundan gelen bir itmeden dogan TEK KURULUSDUR.

 Turkish Forum is a Network, PR and a Lobbying Foundation

Turk Forum Dayanisma, Halkla Iliskiler & Lobi kurulusudur

Gayemiz : Hur Dunya devletleri ve Turkiye arasIndaki  askeri, ticari ve kulturel ili$kilere zarar veren sorunlarIn giderilmesine destek vermek; Turkiye ile Hur Dunya devletleri arasIndaki stratejik ittifakIn oneminin kamuoyuna ve ozel sektore anlatmak; Turkiyenin tarih, kultur ve geleneklerinin Dunya devletleri tarafindan daha iyi anla$IlmasInI saglamak; Turkiyenin di$ Ticari gucunun dI$ politikamIzda kullanilmasi  icin ozel sektorler arasIndaki diyalogu arttIrmak; Turkiye icin Onemli olan konular hakkInda Uyelerimize bilgi iletmek, Dunya Turk Toplumunu Turkiye ve Turk toplumlarInIn sorunlarInI cozmek icin gerekli sahalarda topyekun mobilize ederek olaylarin akI$InI yonlendirmek.

 

 

 

 



LISTEDEN CIKMAK ICIN:
Mesaj aldiginiz eposta hesabinizdan grassroots-cikis@... adresine ici bos bir mesaj gondermeniz yeterli olacaktir.

LISTEYE GIRMEK ICIN:
Mesaj almak istediginiz eposta hesabinizdan grassroots-giris@... adresine ici bos bir mesaj gondermeniz yeterli olacaktir.

Yorum, Fikir, Haberlerinizi bize iletebilirsiniz.
TurkishForum Projelerine Maddi Destek Vermek Cok Kolay!
TurkDB ucretsiz kaydinizi yaptirdinizmi?

    TURKISH FORUMA CALISMALARI ICIN DESTEK VERINIZ
  • OZEL serverlerini ve internet hatlarini bilgi iletimi icin acik tutan
  • Turkiyemize dis politakasinda TOPYEKUN DESTEK VERMEMIZI SAGLIYAN,
  • Turkiye Disindaki Turk Toplumlarina sistemli olarak destek veren,
  • Tum Turk Kuruluslari ile Turkiye ve Turk Halki icin beraber calisan,
  • Dunya Turk Toplumundan gelen bir itmeden dogan TEK KURULUSDUR.


#2608 From: Nazım Güvenc <nazim.guvenc@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 8:46 am
Subject: Görmekten öngörmeye Derinden ileriye
nazim.guvenc@...
Send Email Send Email
 
Arkadaşlar,
dün Türk milleti bir kez daha iradesini, neyi istemediğini ve neyi istediğini çok açık, çok net bir şekilde bir daha gösterdi.
 
Türk Silahlı Kuvvetleri'nden sonra Türk Sivil Kuvvetleri de aynı yönde "muhtıra" verdi!
Her halde buna da "anti-demokratik" denemez. Medyada Hasan Cemal, Murat Belge, Etyen Mahçupyan ve diğer malum zevatın neler yazdıklarını okumadım bile. Gözü olan herkes gördü. 
 
Fakat bizlerin biraz daha derinlemesine ve deyiş yerindeyse "ilerlemesine" bakmamız gerekiyor. Dün gördük,  şimdi öngörmek gerekiyor.  
 
"Derinlemesine" bakınca neler gördüğümü(zü) birlikte düşünmek için paylaşmakta yarar var kanısındayım. Bu doğrultuda bir analizi aşağıya ilginize sunuyorum. 
 
"İlerlemesine" bakınca şimdilik şu saptamaları yapıyorum:
 
Bir "ilk" yaşanıyor:
- Tamamen siyasal bir hareket, fakat siyasal partiler üstü ve onlardan bağımsız gerçek bir Millet hareketi. Çok güzel.
- Bu nedenle örgütlülük düzeyi düşük ve kendiliğindenlik yanı ağır basan bir hareket.  Doğasına uygun.
- Yalnız böyle devam ederse enerjiyi verimli kullanmamış oluruz. Dünkü çağlayanın taşmadan, gürül gürül akışı güzeldi ve yararlıydı lakin bunu elektriğe çevirmek, ampulün yerine tüm yurdu aydınlatacak bir projektör enerjisine çevirmek gerekiyor. Bunu öngörmek gerekiyor. 
 
Gördüğümüz: bu alanda ciddi bir zaaf olduğudur. Baraj seçim sandığıdır. Buraya bir enerji santrali (Mecliste çoğunluk) dikebilecek miyiz?
Dikecek isek kaç türbinli bir santral olacaktır bu. Küçük küçük bir dizi türbin mi olsun yoksa en fazla üç türbinli bir santral mi?
 
Ve en az bu kadar önemli bir husus daha: bu türbinlerin düşük kalite olmasına katlanacak mıyız, hala eski teknoloji olmasına katlanacak mıyız? Bu türbinlerin yapımcılarının, bayilerinin de kalite güvencesine, güvenilirliklerine dikkat etmemiz gerekmiyor mu? 
 
Heyecan, coşku, irade çok gerekli; ve hep birlikte görüyoruz ki bu açıdan bir eksiğimiz yok. Eksik olan: buna denk bir siyasal önderlik; siyasal örgütlülük, bizi 1946'dan beri bu başkaldırdığımız noktaya getiren sağlı - sollu vahim hatalarımızdan arınma ve yerine daha iyisini koyma bilinci. Eksik olan: insanlığın 2007'deki birikimine uygun ve Türkiye'yi şahlandıracak, muazzam zengin maddî ve insanî potansiyelini optimum düzeyde değerlendirecek şekilde bir Yeni Vizyon. 
 
Bunu da öngörmeliyiz. 
 
******
 

DERİN ANALİZ 2

Dün – Bugün – Yarın

29 Nisan 2007

Nazım Güvenç

 

 

ANALİZİN ÖZETİ:

-          Genelkurmay’ın da tabanı var / üst komutanlar tabansız değil.

-          İmza atılmayışı maksatlıdır, bilinçlidir.

-          Boks etmek yerine karateyi tercih etmek şu aşmada çok daha uygundur Olayı “TSK’nın AKP’yi alaşağı etmesi” gibi dar bir çerçevede görmemek gerekir. Tam tersine Sivil Kuvvetler ile bir bütün olarak tasarımlamak gerekir.      

-          Aceleye gerek yok. ANAP, AKP’nin tuzağına düşmemeli, iğvasına kapılmamalıdır.

-          İlk hedef Gül veya bir benzerine Çankaya yolunu tıkamaktır.

-          Anayasal süreci ustaca kullanmasını bilmek gerekir. AKP triumvirası henüz kendileri farkında olmasalar bile o bildiriden sonra “siyasal mevta” konumuna düşmüştür.  

******************************

 

Bugün (29 Nisan) bulunulan noktada yine bir toplu durum analizi yapmakta yarar vardır. Gelişmeleri kısaca anımsayalım:

 

12 Nisan’dan bugüne::

 

·        12 Nisan’da Sayın Genelkurmay Başkanı’nın sürpriz bir basın toplantısı yaparak Başbakan’ın bir gün önce konunun MGK’da ele alınmamış olmasının verdiği yersiz cesaretle “Kimse bizim kulağımıza bir şey fısıldayamaz” şeklindeki dayılanmasına ılımlı gözüken fakat  anlamak isteyene yeterince açık mesajı. (= AKP’ye “Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sözde değil özde sadık bir cumhurbaşkanı” uyarısı.)

 

·        14 Nisan’da Ankara’da büyük Millet Yürüyüşü. (Google’ın uydu görüntülerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre 1 milyon 400 bin kişi kadar muazzam bir katılım.)  

 

Bilindiği gibi, Silahlı Kuvvetler’in ve Silahsız Kuvvetler’in ardarda verdikleri net mesaj tam da “Büyükanıt’a Açık Mektup” yazımızdaki öngörümüzü doğrular şekilde AKP yönetiminin bir kulağından girmiş diğer kulağından çıkmıştır. AKP Yönetimi’ne bu kez o günün koşullarında kamuoyuna açık bir şekilde olması gerekmeyen ikinci bir TSK uyarısı  yapmak gerekmiştir.

 

Başbakan’ın cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaktan vazgeçmesi, Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ü seçtirmek istemesi gibi bir eğilim içine girmesi yeterli görülmüş olacak ki AKP Yönetimi’nin öbür kulağını da  bükmeye gerek görülmemiştir.

Öyle anlaşılıyor ki AKP triumvirası bu ihmali bir zaaf belirtisi olarak yorumlamış; Başbakan, bilindiği üzere, Meclis Başkanı’nın ideolojik ve parti içi gerekçelere dayanan şantajına boyun eğerek Cumhurbaşkanı olarak ikizi Dışişleri Bakanı’nı fiilen atamaya, Çankaya’ya Gül’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni uluslararası mahkemeye vermiş malûm zevcesinin şahsında irticanın, karşı-devrimin simgesi olan ve gayrı millî (vahabî tarzında) bağlamaya büyük özen gösterdikleri başörtüsünü bir bayrak gibi diktirmeye yönelmiştir.  

 

İzleyen günlerde AKP yönetimine yakın çevreler üzerinden yürütülen ve milletvekillerinin oylarını satın almaya yönelik girişimleri de içeren bir süreçte cumhurbaşkanlığı birinci tur seçiminin 367 katımım sayısı olmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürülmüştür.

 

Yine bu süreçte Meclis Başkanı’nın tarafsızlığını tamamen bir yana bırakarak sergilediği çirkin davranış, keza Başbakan’ın o süreçte yine gayrı-samimi davranışları (= ANAP Genel Başkanı’na siyasî rüşvet anlamındaki önerileri, vd.), keza Dışişleri Bakanı’nın neden yanlış kişi olduğuna ilişkin çok net, çok somut, çok önemli bilgilerin toplumun geniş kesimleriyle paylaşılması sonucunda çığ gibi büyüyen tepkisi yeni bir karşı-hamle yapmayı zorunlu kılmıştır.

 

Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin ne zaman, ne şekilde bir karar vereceği belli değildi. (“Bu bizim işimiz değil” diyerek geri çevirebilir. Raportör işi uzatabilir; karar daha az bir olasılık olmakla birlikte Gül’e yeşil ışık yakıcı şekilde çıkabilir.) Bir başka deyişle, şansa bırakılamazdı.

 

Genelkurmay’ın tabanı 

 

Daha önemlisi, Arınç’ın dayatmasına / şantajına baz aldığı “AKP tabanı”  ve sözde “Millî Görüş” ideolojisi vs. varsa ve Hükümet ve Meclis çoğunluğu onları tatmin etmek üzere kullanılabiliyorsa, iyi bilmek gerekir ki Genelkurmay’ın da Atatürkçülüğe yürekten bağlı ve bağlı kalmakta kesin kararlı bir tabanı vardır.

 

Gözden kaçırmamak gerekir ki devletin üst düzey yöneticileri Gül’ün aday gösterilmesinden hemen önce Çankaya’da bir resepsiyonda ve kameralar önünde biraraya gelmişlerdir. Genelkurmay Başkanı yumuşak  ve esprili yaklaşımıyla (= Kimin aday olacağını biliyorum ama söylemem) dikkati çekmiştir. Keza daha sonra Yüksek Yargı erkinin bir araya geldiği bir törene yine üst komuta kademesi (konunun büyük bir olasılıkla Anayasa Mahkemesi’ne taşınacağının bilinci içinde ve yanlış anlaşılmasın diye) katılmaktan kaçınmıştır. Daha sonra hükümet yanlısı iki yayın organında gece yarısından sonra Yaşar Paşa’nın Başbakan’ı gizilice ziyaret ettiği, cumhurbaşkanı adayının Gül olmasına razı olduğu şeklinde asılsız bir iddia ortaya atılmıştır. Tamamen psikolojik savaşın bir unsuru olarak ortaya atılan bu iddia gerçekte başta Anayasa Mahkemesi üyeleri olmak üzere çeşitli kesimlerde yılgınlık yaratmaya dönük bir girişimdi fakat ters tepmiştir. (Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni’nin söz konusu yazıların neden asılsız iddialar olduğunu sergileyen yazısı tepkileri yatıştırmaya yetmemiştir.)

 

Bilinmelidir  ki AKP de dahil, siyasal partilerin, DİSK de dahil kitle örgütlerinin nasıl birer tabanları varsa TSK’nın da gayet zinde, dinamik bir tabanı vardır. Ve tepki aşağıdan yukarıya kendini hissettirmiştir. Birinci turdaki sonuç ve hele Keclis Başkanı’nın sergilediği çirkin tavır, demokrasinin ve etik ilkelerin salt kelle çokluğuna dayanarak ayaklar altına alınmasına TV’ye yansıyan görüntülerden silahlı silahsız tüm kuvvetler ânında haberdar olmuşlardır.  

    

Saat 23:20’de Genelkurmay’ın resmî internet sitesinde yayımlanan bildiri sadece Silahlı Kuvvetler’in üst komuta kademesinin bir tavır beyanı değildir. Üst Komuta Kademesi  tabansız değildir.

 

Şimdi ne olacak?

 

“Fısıldama” fırsatı es geçilince ve AKP üst yönetimi de bunu bir zaaf belirtisi gibi algılayınca bu kez anlayacakları dilden “sertlik dozu” “hayli yüksek” bir mesaj tüm kamuoyunun önünde verilmiştir.

 

Bu noktada “Ama Demokrasi falan filan” tartışmaları yersiz ve siyasetin dinamiğinden habersiz olmak demektir. Demokrasi sadece TSK’nın elini kolunu bağlayan ve ülkenin rejiminin, varlığının göz göre göre altının oyulmasına seyirci kalmasını sağlayacak bir oyun değildir. Demokrasi varsa ve tamamen birtakım şekil şartlarından ibaret bir göstermelik oyun değilse herkes için vardır. Hükümet için de AKP için de ..

Olup bitenler büyük ölçüde TV’lerden naklen herkesin gözü önünde cereyan etmektedir. AKP’nin dayatmasının, Cumhurbaşkanlığına gençliği irtica militanlığıyla geçmiş ve daha birkaç yıl önce bu laik düzeni değiştireceklerini açıkça söylemiş, İngiliz istihbarat elemanlarının yetiştirildiği İngiliz Exeter Üniversitesi’nde yüksek öğrenim görmüş ve rüştünü ispatlayarak ABD’nin, AB’nin, Talabani’nin onayını almış gül gibi birini  atamaya kalkışmasının da demokratlıkla bağdaşır bir yanı yoktur.

 

Demokrasi statik bir kalıp değildir, tam tersine tarafların tavrına ve güçler dengesine göre sürekli daralıp genişleyen, dinamik bir sahnedir, bir zemindir. Ve kesinlikle Cumhuriyet yıkılsa da Demokrasiyi yerine getirin denemez. Bir de tarihsel maşruiyet denen bir şey vardır.

Türkiye Cumhuriyeti sivil ve silahlı kuvvetlerin birlikte hareketiyle kuruldu. O zaman da Türk milletini bölmek, parçalamak, Asya’ya sürmek, veya Anadolu’da küçük bir toprak parçasına sıkıştırmak, bir Kürdistan, bir Ermenistan yaratmak çabasındaki Batı’ya karşı; keza Ermeni ve Kürt isyanına karşı ve İngiliz muhibbi irticanın Anadolu’nun dört bir yanındaki  silahlı / silahsız kalkışmalarına karşı savaşarak kuruldu.

Bugün de biliyorsunuz İranlı Laricani de, AB’den Solana da Gül’ün çok uygun olduğunu hararetle belirtiyorlar; Talabani uyarıyor: aman kimse hiç değilse şu bir ay AKP’ye zorluk çıkartmasın diyor!   

 

Tablo bu kadar açık ve net.

Bu saptamayla birlikte anımsatalım ki Mustafa Kemal ulusal direnişi Silahlı Kuvvetler eliyle fakat TBMM’nin önderliğinde Sivil Kuvvetler ile birlikte yürüttü.

 

27 Nisan gecesi TSK bu kez daha yüksek bir perdeden sesini duyurdu.

28 Nisan günü Hükümet’in Çiçek’in ağzından yanıtı hiç de sert falan değildi. Tersine yüzüne tükürülmüş bir mahalle kabadasıyının önceki esip savurmalarını unutup, tırsıp ‘ayıp oluyor ama; konuşa konuşa anlaşabiliriz, niye herkesin içinde bağırıp çağırıyorsun, sana yakışıyor mu, etraf (dış çevreler) ne der sonra’ mealinde bir uzlaşma ricasıdır.

 

Çiçek’in TSK’nın başbakanlığına bağlı bir kurum olduğunu anımsatıp, yayınlanan bildirinin hükümete karşı olduğunu teslim edip de gereğini yapmayışı iyi okunmalıdır.

TSK, söz konusu açıklamanın (aslında düpedüz bizim tarihimizdeki özel anlamıyla bir “muhtıra”dır)  altına imza atmayarak bunun diplomasideki deyimiyle bir “çalışma metni” bir “non paper” olduğunu ihsas etmiştir. Bu durum çok büyük bir olasılıkla Başbakan ile Genelkurmay Başkanı’nın telefon görüşmesinde de özellikle belirtilmiş olsa gerektir.

Böylece bu şeklen bir resmiyet kazanmadığı için hükümet de şeklen ordu üst kademesini görevden almamıştır! (Elbette bu görünüşü kurtarması için hükümete bir fırsat verilmesidir. Muhtıra’nın imzasız olmasının bir anlamı da budur.) Fakat istifa etmekten de kaçınmıştır. Çünkü komutanların darbe peşinde olmadıklarını algılamıştır.

 

Demokratik oyun sahasını ustaca kullanmak

 

Bu durumun daha derindeki anlamı ise TSK’nın şu aşamada bir askerî müdahale gereği duymayışıdır. Gerçekten de şu aşamada buna gerek yoktur. bunca deneyden sonra Demokrasinin bir oyun sahası olarak daha ustaca kullanılmasını tercih etmek gerekir.

Unutmayalım ki Türkiye’nin 27 Mayıs, 12 mart ve 12 Eylül’den farklı olarak karşı karşıya bulunduğu Dış Tehdit kıyaslanmayacak derecede daha ağırdır ve enerji tasarrufu, kuvvet tasarrufu kuralına uygun davranmanın zamanıdır. 

“Türkiye’nin düşmanları” (Bildiri’de “Ne Mutlu Türküm anlayışına karşı çıkan herkes” olarak tanımlanan çevreler) demokrasiyi kullanarak hedefine gitmek kurnazlığını gösterebiliyorsa, ulusal kuvvetlerin de bunu Türkiye’yi korumak için kullanabilecek akıl, bilinç ve beceri sahibi olduğunu göstermek gerekir.

 

Boks etmek yerine karateyi tercih etmek şu aşmada çok daha uygundur. (Bilindiği gibi, karate: hasmın gücünü, hasmın hamlelerini kullanarak hasmı alt etme dövüş sporudur.)  Olayı “TSK’nın AKP’yi alaşağı etmesi” gibi dar bir çerçevede görmemek gerekir. Tam tersine Sivil Kuvvetler ile bir bütün olarak tasarımlamak gerekir.      

      

Ordu’nun 12 Eylül’deki gibi sivil kuvvetlerden kopuk bir şekilde tek yanlı hareket etmesi kolay fakat yanlış olur. Kolaya kaçmak, kolaycılık olur. Geri teper. Aynen cephede yenip masada kaybetmeye benzer. 

 

Şu aşamada olayı zamana yayıp ve tamamen anayasal süreç içinde hedefe ulaşmak mümkündür. Kuralları ve yasal olanakları akıllıca, ustaca kullanmak yeter.

Tabloyu daha geniş açılı görmek gerekir. Olay sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi değildir. Olay en geniş anlamda bir iktidar sorunudur. O halde vatan-sever sivil güçler ile güçbirliği içinde ve olabildiğince eşgüdümlü bir biçimde yürütülmelidir.

 

Böyle bakınca telaşa, aceleye gerek yok.

 

İlk hedef cumhurbaşkanlığıdır. Bu makama ne Gül’ün ne de o kafadan bir başkasının oturmasına kesinlikle göz yumulamaz. Bundan taviz verilemez. Bugün Sivil Kuvvetler’in İstanbul’da Çağlayan’da yapacağı büyük miting bundaki sivil kararlığı yeterince açık bir şekilde gösterecektir.

 

AKP’nin Gül’ün adaylığını geri çekmesi söz konusu değildir. “Korkmadıkları ..” mesajını anca böyle verebilirler.

 

Anayasa Mahkemesi’nin kararı büyük bir olasılıkla 367 dolayısıyla ilk turun geçersiz olduğu şeklinde olacaktır. Ondan sonra aceleyle erken seçime gitmenin, hele AKP çevrelerinden gelen duyumlara bakılırsa ANAP ile anlaşarak anayasayı değiştirip 5 artı 5 yıl şeklinde halka seçtirme fikrinin kaba bir tuzak olduğunu görmek ve göstermek gerekir.

 

AKP, karşısındaki cepheyi bölme çabasındadır. ANAP’a siyasi rüşvet vererek yanına çekmek istemektedir. ANAP karşıtı sivil siyasal kuvvetler dağınıktır. Unutmayalım ki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra sırada genel seçim vardır. Süreci hızlandırmanın, AKP zihniyetinin hızlandırılmış tren faciasına benzer bir sonuç vermesi olasılığı yüksektir. Bu tuzağa düşmemek gerekir. Cumhurbaşkanlığı turu baştan başlatılırsa üzerinde uzlaşılacak bir adayı (tercihan Meclis dışından) seçmek çok daha doğru olacaktır.

 

AKP, bir kez daha “mağdur”u oynama çabasındadır. Elbette bu kez ortam değişmiştir ve bu anlamda  hemen gidilecek bir seçimden onun da zararlı çıkması olasılığı çok yüksektir.

“Ne mutlu Türk’üm diyene! Anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır!” sözü bu düzeyde ve en başta  bizzat başbakanı hedef aldığı çok belli olacak şekilde ilk kez söylenmiştir. Çünkü bu anlayışı siyasal bir söyle haline getiren herkesin içinde İmralı’daki caniyle birlikte onunla kelimesi kelimesine aynı ifadelerle bir de Başbakan ısrarla dile getirmektedir. (En son Malatya katliamının ardından bu şekilde konuştu!)   

 

Aslına bakılırsa henüz kendileri farkında olmasalar da ordunun söz konusu bildirisinden sonra Erdoğan da, Arınç da, Gül de birer “siyasal mevta” konumuna düşmüşlerdir. ANAP’ı yanlarına çekmeye çalışmaları can havliyle bu durumdan kurtulma çabasından başka bir şey değildir.

 

Anayasanın değiştirilmeye muhtaç pek çok maddesi vardır. Bu konu AKP’ye can simidi atarak aceleye getirilecek bir şey değildir. Kimse selden kütük kapmaya çalışmamalıdır. ANAP da, DYP de böyle bir şeye yeltenmemeli, tevessül etmemelidir. En sağlıklı yol AKP ile yıpratıcı bir mücadele yürütmektir. Daha yapacak çok şey var ve aceleye gerek yok. ♣

    
 
 
 
 
 
 
 
     
      
 
  
 
  

#2609 From: "G. Mert Aydogdu" <mertaydogdu@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 2:50 pm
Subject: 'Muhtıranın asıl muhatabı Nakşî harekettir'
mertaydogdu
Send Email Send Email
 
'Muhtıranın asıl muhatabı Nakşî harekettir'
'Muhtıranın asıl muhatabı Nakşî harekettir'
Hem DÜNYAEVHEN hem de UHREVALANDA söz sahibi..
30 Nisan 2007 Pazartesi 11:50
Genelkurmay'ın internet sitesinde geceyarısına kırk dakika kala yayınlanan metne ister açıklama, ister bildiri, isterseniz muhtıra diyelim...
Metne verilecek olan bu isimler üslûbunun sertliğini değiştirmeyecektir ve metnin, hükümetin yanısıra pek dikkatimizi çekmeyen bir başka muhatabı daha vardır: Türkiye'deki Nakşibendhareket.
Hadisenin geçmişi, aslında bundan 82 yıl öncesine, Büyük Millet Meclisi'nin 30 Kasım 1925'te çıkarttığı 677 sayılı kanunla tekke ve zaviyeleri kapatmasına kadar uzanır.

Tekkelerin kapatılıp tarikatlerin yasaklanmasından sonra mekânlarına dokunulmayan tarikatler faaliyetlerine buralarda devam ettiler ama yersiz kalanlar şeyhlerin yahut bu işe uygun binaları olan müridlerin evlerine taşındılar, yani Türkiye'deki bütün tarikatler bir anlamda yeraltına indi. Zamanla başka isimler altında yeni tekkeler açıldı, tarikat faaliyetlerinde bir kesinti olmadı, herşey mekânlar dışında eskisi gibi devam etti, o zamana kadar Türkiye'de vârolmayan bâzı tarikatler ithal bile edildi.

Dünyevi hayata hâkimiyet

Devlet, olup bitenlerin başından itibaren farkındaydı, herşey kontrol ediliyordu ve tek bir tarikatin, Nakşibendiliğin dışında kalan faaliyetlere göz bile yumuldu. Hattâ, büyük bir estetik güzelliğe sahip bulunan ama aslında tam bir zikir olan Mevlevsemâı zamanla devletin resmi tarikati gibi görünür oldu. Devlet erkânının Konya'da her sene Aralık ayında tören yahut gösteri adı altında düzenlenen Şebi Arus âyinlerine yıllardan buyana en üst seviyede katılmasının, Mevlevsistemindeki yoğun kültür ağırlığının büyük rolü vardır.
Diğer tarikatlere pek ses çıkarmayan, hattâ göz yuman devletin Nakşhareketi her zaman kontrol altında tutmasının sebebi, Nakşibendğin temelinde hem dünyevhem de uhrevalanda söz sahibi olunması arzusunun bulunmasıydı. Osmanlı zamanından itibaren devletle çatışmaya giren dingrupların neredeyse tamamı Nakşyahut Nakşibend kaynaklanan diğer kollara mensuptular.  
Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki dinden kaynaklanan ayaklanmaların öncüleri de Nakşidiler, zira Nakşdoktrin dünyeviktidarı da talep ediyordu.
Nakşibendiler, özellikle de 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başlarında yaşamış olan Mevlânâ Hâlidi Bağdâdgörüşlerinden hareketle genişleyen Nakşâlidgruplar, 1980 sonrasında devlet katında da güçlendiler ve mensupları önemli makamlara geldi. Bu, asırlar boyunca devletle kavgalı olan Nakşdüşüncesinin tarihte ilk defa devlete hakim olmaya başlaması demekti.

Türk kimliği kayboldu

Şimdi irtica yahut şeriat isteği diye nitelenen hareketler Nakşibendğin militan tarafı, şeriatçı olmakla suçlananlar da bu yolun mensuplarıdır.
Ama, Nakşhayat tarzında son 30 seneden buyana önemli değişiklikler oldu:
Buharalı bir Türk olan Muhammed Bahaüddin Şâh-ı Nakşibend tarafından 14. asırda kurulan Nakşibendbirçok diğer tarikatin aksine, tam bir Türk tarikati idi. Orta Asya'da başlayan hareket, zamanla Ortadoğu'yu ve Anadolu'yu da etkilemiş ve güç kazanmıştı.

Daha önce de yazdım: Türkiye'de bir zamanlar imparatorluk felsefesi doğrultusunda yaşanan İslam ve mahall yani Türk üslubunda vârolan Nakşibend12 Eylül sonrasındaki sosyal değişikliklerin ve Arap etkisinin neticesinde köy İslamı çerçevesinde sıkıştı.
Bir zamanlar evlerden eksik olmayan bize mahsus Muhamediyeler' in yerini kıt'a Arabistanı'na duyulmaya başlayan hayranlığın neticesinde İslam'ın ilk yıllarına ait Arap kahramanlık hikâyeleri aldı. İsimlerle beraber Kur'an'ın ve ezanın okunma tavrı bile değişip Araplaştı, hattâ kurban edilen koçların yerine bile develer geçti ve apronlarda deve keser olduk.

Genelkurmay'ın geçen hafta verdiği muhtıranın muhatabı bütün lâiklik karşıtı faaliyetlere girişenlerle beraber, aynı zamanda Nakşharekettir ve yayınlanan metin, asırlardır devam eden devletNakş çatışmasının bir devamıdır.
MURAT BARDAKÇI - SABAH


Ahhh...imagining that irresistible "new car" smell?
Check out new cars at Yahoo! Autos.

#2610 From: "G. Mert Aydogdu" <mertaydogdu@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 2:35 pm
Subject: MOSSAD Apo'yu ÖLDÜRECEKTİ
mertaydogdu
Send Email Send Email
 
MOSSAD Apo'yu ÖLDÜRECEKTİ
PKK lideri Abdulla Öcalan'ı ortadan kaldırmak için MOSSAD'a ne kadar para verildi? Bu operasyonu hangi güç, nasıl engelledi?
Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın Eylül 1993'teki İsrail ziyareti iki ülke ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Ağar, son on üç yıldır bu ülkeyi ziyaret eden ilk üst düzey devlet yetkilisiydi. Ağar ile İsrail İstihbaratı'nın (MOSSAD) üst düzey yetkililerini Tel Aviv'deki Hilton Oteli'nin 1516 numaralı oldasında bir araya getiren sebep ise PKK elebaşı Abdulah Öcalandı.

1991 yılından itibaren ordulaşma sürecine giren ve ülke güvenliği açısından önemli bir tehdit haline gelen bölücü terörle mücadelede ciddi sıkıntılar yaşayan Türkiye, bu konuda hatırı sayılır bir deneyime sahip olan İsrail'le işbirliği yapmak istiyordu. MOSSAD Başkanı Shabtai Shavit ve üst düzey yetkililerin katıldığı bu çok gizli taplantıda Türk tarafı beklentilerini iki maddeyle özetledi. Türk-İsrail ortak operasyonuyla terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın öldürülmesi Türk tarafının birinci önceliğiydi. İkinci olarak da İsrail istihbaratı, Emniyete silah ve malzeme tedarikinin yanı sıra eğitim, istihbarat ve lojistik konularında da yardımcı olacaktı.

Toplantı masasından kalkarken iki taraf da mutluydu. Bu tarihi görüşmeyi ayarlayan uluslararası silah tüccarı Ertaç Tinar, anlaşmanın içeriği kadar zamanlamasına da dikkat çekiyordu. Tinar'ın anlatımına göre süreç, toplantıdan birkaç ay önce Monte Carlo'da dünya siyaset ve politikasına yön veren son derece etkili bir grubun toplantısında "anti-terörle ilgili yüksek teknolojiyi Türkiye'ye vermenin zamanının geldiği" kararıyla başlamıştı. O dönemde PKK'ya karşı verilen mücadele Batılı ülkelerin güvenlik güçlerimize uyguladığı silah ambargosu sebebiyle zor günler geçiren Türkiye'ye yeniden insiyatif kazandıracak Monte Carlo toplantısının Türk-İsrail ilişkilerinin de itici gücü olduğunu kaydeden Tinar, şunları söylüyordu: "O devrede Türkiye ile İsrail arasında resmi bir yakınlaşma yoktu. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Türkiye'ye ayrı ayrı tavsiyelerde bulunarak yakınlaşmalarını bölgede müşterek bir güç oluşturmalarını, Mısır ile birlikte bir Emniyet üçgeni sağlamalarını istiyordu."

Bu olay, yakın tarihimizde gizli kalmış birçok olaya ışık tutan çalışmalarıyla tanıdığımız Faruk Mercan'ın son kitabı 'Onlar Başroldeydi'de tüm ayrıntılarıyl anlatlıyor. Daha önce yayımladığı "Niso", "Boğazın Şövalyesi", "Apolet, Kılıç ve İktidar!" kitaplaryla üstlendiği misyonu yerine getiren Mercan, son çalışmasıyla bu imajını pekiştiriyor. Yakın tarihimize damgasını vurmuş isimlerle yapılan görüşmelerin yer aldığı kitafpta herkesin merakla okuyacağı çok sayıda olaya yer veriliyor.

Turgun Özal'ın Kürt projesinden ASALA operasyonlarında yaşanan skandallara, Masonlar arasındaki çatışmalardan zorunlu din dersinin hiç yazılmamay öyküsüne kadar bir dizi olayı iyi bir kurgu ve akıcı bir dile okurların beğenisine sunuyor. Mercan, çalışmasının amacını ise şöyle özetliyor: "Gazetecilerin tarihin taslağını yazan kişiler oldukları söylenir. şüphesiz bu tarih taslağının önemli parçalarından biri, başroldeki aktörleri konuşturmaktır. İşte bu kitap, son yılların çok önemli aktörleriyle yapılan konuşmalardan ve konuşmaların etrafında yapılan araştırmalardan oluşuyor.


AKSİYON


Ahhh...imagining that irresistible "new car" smell?
Check out new cars at Yahoo! Autos.

#2611 From: "Turhan Feyizoğlu" <feyiz58@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 2:49 pm
Subject: 4 milyon kiÅŸinin oluÅŸturduÄŸu silahsız halk “orduâ€su uyarısını yaptı
feyiz58@...
Send Email Send Email
 

4 milyon kişinin oluşturduğu silahsız halk "ordu"su uyarısını yaptı

 

Turhan  Feyizoğlu

*

 

 

Türkiye'de bir şey oluyor.

Hızla yaşanan olaylar sözkonusu.

Neler olacağını hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

29 Nisan 2007 tarihinde Çağlayan Cumhuriyet eylemi için bir internet grubunda,   Ali Baykan adlı vatandaş,  "Kırmızı Beyaz Devrim",  diye nitelemiş.

Doğrudur.

İşte bu "kırmızı-beyaz devrim" hakkında ilginç bazı olayları aktarmak istiyorum.

29 Nisan 2007 sabahı  erkenden kalktım.

Eyleme gitmek için arkadaşlarla buluşacağız.

Saat 11.00 cıvarında buluştuk.  Bindiğimiz minibüsün hareket ettirilmesini bekliyoruz.

Yaşlı bir adam geldi, "Bayraklarla Çağlayan Cumhuriyet eylemine mi gidiyorsunuz?" diye sordu.

"Evet" dedik.

"Ben de gelebilir miyim?", diye sordu. Yer vardı.  "Gelebilirsin" dedik.

Biraz sonra 30'lu yaşlarda genç bir bayan geldi.

Bayan da gelmek istiyordu. "Gel" dedik.

Çevredeki apartmanların pencerelerinde ve duvarlarında değişik ebatlarda Türk bayrakları asılıydı.

Çevredeki apartmanlarda oturuyorlarmış. Bizi görmüşler ve gelmişlerdi.

Hareket ettik. Bayrakları minibüsün penceresinden sarkıtmış sallıyorduk.   Bizi görenler el sallıyor, alkışlıyordu. Diğer otomobil ve araç  içinde bulunanlardan bazıları da korna çalıyordu.

Çevredeki apartmanların pencerelerinden de el ve Türk bayrağı sallıyanlar vardı.

Bu şekilde Çağlayan eylem alanına üç kilometre uzaklıkta bir yere geldik. Ondan sonrasına izin verilmiyordu.   Haklılardı. İstanbul'un ve  Türkiye'nin değişik bölgelerinden çağlayan gibi Çağlayan'a akıyordu vatandaşlar.

Ellerinde bayraklarla vatandaş çağlayanı vardı.

Biz bir grup arkadaş, Halıcıoğlu cıvarından Çağlayan'a doğru yürüyüşe geçtik.

Ben, Halıcıoğlu ile Çağlayan meydanı arasında tanık olduğum bazı olayları aktarıyorum.

Kırklareli, Tekirdağ, İzmir, Kütahya, Eskişehir, Antalya, Bursa'dan otobüslerle gelmiş vatandaşları gördüm.

Herkes birbirini alkışlıyor ve sevgiyle ellerini sallıyordu.

Çağlayan alanına çağlayan gibi akan vatandaşlar, slogan ata ata alana doğru yürüyordu.

Çevredeki işyerlerinde ve evlerde bulunan vatandaşlar yürüyüşçüleri pencerelerine çıkmış alkışlıyordu.

Yollarda köfte ekmek, çay, simit satan seyyar satıcılar vardı.

Adım başı bayrak satanlarla doluydu sokaklar, caddeler.  

Bayraklar ebatlarına göre 5, 10, 15,  20 YTL ile satılıyordu ve kapış kapış satılıyordu  bayraklar (Bazı bayrak üreticileri o gün köşe oldu).

Milyonlarca vatandaşın elinde tek bir bayrak değil iki üç tane bayrak vardı.

Eylem alanına daha önce gitmiş olan arkadaşlarımla telefon görüşmesi yapıyordum.

Saat 10.00'da alanın tıklım tıklım dolduğunu söylemişti bir arkadaşım.

Meydana saat 12.30'a doğru bizim gruptaki arkadaşlarla yaklaştığımızda bütün caddeler ve sokaklar ana baba  günüydü.

Her yaştan her kesimden vatandaş  "bayrağını alıp gelmişti", meydana.

Bebeklerinin alnına "Ben  Türk'üm", "Atam izindeyiz"  yazan kırmızı-beyaz bandaj bağlamış anneler gelmişti.

Türbanlı genç kızlar vardı. Başörtülü kadınlar vardı.

Bedensel engelli vatandaşlarımız tekerlekli arabalarıyla gelmişti. Kulağı küpeli olan gençlerimiz oradaydı.

Genç kızlar, genç kızlar. (Genç kızların tepkilerini ayrıca yazmak gerek).

Mustafa Kemal'in kalpaklı resmi ve Türk bayrağı resminin basılı olduğu tişörtleriyle meydandaydılar.

Meydanın yarısını onlar kaplamıştı bayraklarıyla.

En çok da onlar slogan atıyordu (Benim de bağırmaktan sesim kısıldı).

En çok da onların sesi çıkıyordu meydanda.

Meydanda sadece ırkçı-faşist Kürtler ile faşist dinci yobazlarla bunları destekleyenler yoktu. (Irkçı faşist Kürtlerden ve faşist dincilerden gelenler olmuş ve gelenlerden iki tanesi bombalarıyla yakalanmıştı. Bu nedenle cep telefonlarıyla görüşmeler bir zaman engellendi) .

Irkçı faşist Kürtlerin ve faşist dinciler ile bunları destekleyenlerin  dışında her gruptan her görüşten vatandaş meydandaydı.

Tesadüfen birkaç tanıdığıma rastladım.

Abla ve ağabeyi iki kardeş tanıdığım Mersin'den gelmişlerdi.

'68'lilerden ve DÖB kurucularından Mehmet Mehdi Beşpınar'la karşılaştım.

Meydanın çevresinde bulunan binaların pencelerinden sarkan vatandaşların yanı sıra çatılarda da salkım salkım vatandaş doluydu.

Ağaçlar, trafik levhalarının üzerleri vatandaşla doluydu.

Edip Akbayram, meydandakileri türküleriyle iyice coşturdu.

Tuncay Özkan, konuşmacıların içinde hitabet yeteneği en iyi olanlardan birisi olduğu için meydandaki kalabalığı daha da coşturdu.

Kadınlar, Tuncay Özkan'ı çok seviyor.

Kulak misafiri olduğum bir çok konuşmadan bir tanesini aktarmak istiyorum.

60 yaşlarında ve "CHP"li olduğunu" söyleyen bir kadın diğer kadına şu öneriyi yapıyordu:

"Deniz Baykal cumhurbaşkanı, Tuncay Özkan başbakan olsun."

Cumhuriyet devrimlerine sahip çıkma eylemine gelenlerin önemli bir kısmı bana göre,   cumhuriyet devrimlerine sahip çıkmak adına kendiliğinden, bilinçli olarak gelmişti.  Birileri tarafından getirilmiş değildi.

Gönüllü, bilinçli gelmişti.

O topluluğu oraya kimse zorla getiremezdi. (Daha önce örgütlü olarak düzenlenen gösterileri ve eylemleri biliyorum. Yönetim kurulundaki üyelerini bile götüremiyorlar düzenledikleri eylemlerine.)

4 milyon vatandaş, orada olması gerektiğine inanmış ve orada olmuştu.

Nasıl 14 Nisan'da Ankara olması gerektiğini düşünüp orada olmuşsa 29 Nisan'da da İstanbul'daki eylemde olmuştu.

Yarın veya daha sonraki bir gün bir başka yerde olması gerektiğine düşünürse kesinlikle orada olacaktır.

Orada "nöbet bekle" dersen bekler ve otururdu o vatandaşlar.

Heyecandan bayılanlar ve ağlayanlar vardı.

Eyleme gelenlerin bir kısmı  TV aracılığıyla, internet aracılığıyla eylemi öğrendi ve oraya gitti (Bu etkiyi değerlendirmesi gerekir siyaset yapanların).  

Ciddi bir örgütlenme eksikliği var. 

Meydanda atılan savsözlerden bir tanesi siyasi parti yöneticilerine çağrıydı ve "Birleşin" deniliyordu.

Satılmış medyanın ve yazarlarının uydurduğu gibi  "Darbe istemiyoruz" gibi bir slogan da atılmadı. Böyle bir haber veya bilgi faşist dincilerin her zamanki yalanları ve sahtekarlıklarından kaynaklanıyor.  

Eyleme katılan en azından 4 milyon kişi, "Silahlı kuvvetlere uzanan elleri kırarız", "1000   diriliş kıtaları burada", "Ordu millet ele ele", "Ordunun erleriyiz" gibi sloganlar attı.

Taşınan pankartlardan iki tanesi şöyleydi:

"Övünüyorum, çalışıyorum sana askerim. İstiklal Mahkemeleri kurulsun hesap sorulsun",  "Cemaat değil halk / Ümmet değil ulus- Biz  Türk silahsız kuvvetler ordusuyuz".

Tuncay Özkan ile Nur Serter, silahlı kuvvetler ile ordu hakkında bazı kesimlerin ettiği küfürlere ne diyorsunuz diye meydandaki kalabalığa sorduğunda, "Yuuuuuuuuuuuuh", sesleri ortalığı inletiyor, yıkıyordu.

Diğerlerini bilmiyorum.

Dinci faşistlerin ve ABD-AB'ye satılmış maşaların yazdığı ve uydurduğu yalanlarından bir diğeri de şu.

14 Nisan'a katılanlar için "darbe çığırtkanı-yandaşı" diyen satılmış ve güdümlü basın, 29 Nisan eylemi için çark etmiş, "demokratik eylem" , dedi.

Bu kadar iki yüzlülük ve sahtekarlığı ancak dinci faşistler ile ırkçı faşist kürtçüler yapıyor ve yapmıştır.

Bunu bilen 4 milyon vatandaş, "Satılmış basın", diye slogan atarak tepkilerini dile getirdi.

"Ordu"  denilirse şu açıdan denilebilir:

En azından 4 milyon kişinin birarada bulunmasına "Halk ordusu" denilebilir. (Kürsüde bulunan konuşmacılardan birisi, eyleme gelenlerin 5 milyon olduğunu açıklamıştı.)

Eyleme katılanların bağırdığı sloganlardan bir tanesi, "Tayyip baksana, kaç kişiyiz saysana", sloganıydı.

"ABD-ullah Gül ve RTE"nin istifası istendi.    

Tarihi "uyarısını" yapan ve bir diğer deyimle "muhtırasını" meydanda dile getiren bu 4 milyon kişilik halk ordusu,  "darbe" değil  ülkenin kaderini değiştirecek "indirme" hareketini gerçekleştirerek bazı siyasileri tarihin çöplüğüne atabilir.

Bunun için, 14 ve   29 Nisan 2007 eylemlerini siyaset ve toplumbilimciler iyi değerlendirmeli ve sonuçlar çıkartmalıdır bana göre.

29     Nisan eylemi bir bayram havası içinde çok coşkuyla ve çok hareketli geçti (Bir ara müziğin coşkusuna kapılan iki genç kızla bir delikanlı halay çekmeye başladı. Halay çekenler kısa sürede arttı). Bu eylemin devamı amacına ulaşana kadar devam ettirilmeli.   Eğer, bu coşku ve kendiliğinden hareket kendi başına bırakılırsa hiçbir şeye yaramaz. Hatta siyasi ortam şimdiden daha da kötüye gidebilir. Bu kendiliğinden hareketi bilinçli, örgütlü bir yapıya kazandırmak, yönlendirmek gerekir.

Bu eylem hakkında yazacak çok şey var ama bu eyleme katılan diğer arkadaşlar da deneyimlerini mutlaka aktaracaklardır.

Eyleme katılan, katkıda bulunan herkese teşekkür ederim bir vatandaş olarak.  

 

Sevgi ve selamlarımla.

 

Turhan  Feyizoğlu

*

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


#2612 From: nese <senercestar@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 4:01 pm
Subject: Fwd: [AKIL CAGI] Kaç kişiymişiz biz?
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: bFB1907g <buket.gurses@...>
Date: 30.Nis.2007 08:41
Subject: [AKIL CAGI] Kaç kişiymişiz biz?
To: bunchoflowers59 bunchoflowers59 <buket.gurses@...>

ÇAĞLAYAN'DA OLMANIN ONUR VE MUTLULUĞUNU YAŞADIM

 

 
Su anda yazinin okunma sayisi (22353 defa okundu)
 
 
Tandogan mitingine katilim icin on binler diyen benim canim medyam, Caglayan`daki milyonlar icin de yuzbinler dedi, gozleri bozuk canim medyama havuc ve cerye tatlisi tavsiye ediyorum, yesinler iyi gelir.
 
 
 
Kaç kişiymişiz biz?
 
Artık "kaç kişiyiz biz" sorusunun miyadı doldu, modası geçti öyle değil mi ?

Çünkü o soru, az kaldıklarını düşünenleri biraraya getirmek,bütünleştirmek,bakın yalnız değilsiniz demek ve böylece bir köşede küsmüş,kendini kapana kısılmış hissedenlere güç vermek, moral vermek için sorulmuş bir soruydu.

Oysa o yazıyı yazdığımda ne eleştiriler almadım ki?

"Edebi yönü bu kadar zayıf bir yazının bu kadar okunmasına inanmak güç" diyordu biri."Kesin kendiniz oynuyorsunuz sayaç üzerinde "

Bir başkası ise "bölücüsün sen" diyordu "insanları bölüyorsunuz" diyordu "böyle yazarak."

Bunu yazan yada böyle düşünenler Tayyip Erdoğan'dan çok etkilenmiş olmalıydı çünkü Erdoğan ,"olayların öznesini dışarıda tutarak mantık kurmakta ve bunu doğruymuş gibi halka yutturmaya çalışmakta" pek mahir biri.

Erdoğan -biraz toplayarak -diyor ki: "Ekonomi iyiyse, siyaset de iyidir.Siyaset iyiyse ülkede istikrar vardır.E o zaman rejim tehlikesinden bahsedilebilir mi ?"

İyi de güzel kardeşim rejim tehlikesinin nedeni bizzat sensin!

Ekonominin böyle iyiymiş gözükmesini de sen sağlıyorsun.

Hem ekonomi iyi filan değil, iyi olan sadece senin beslediğin adamların işleri.

Belediyeden emsal yükselttirip müteahhit yaptığın,hazineden arazi verdirip otel sahibi turizmci yaptığın,el konulmuş gazetelerden, televizyonlardan basın sahibi yaptığın adamların işi iyi.

Sermaye el değiştirsin istiyorsun ya ,kendine bağlı bir iş dünyası yaratacaksın ya .

O iş dünyası da senin her istediğini yapacak ya.

Sana kulluk edenlerin işi iyi.

Çiftçinin işi iyi değil örneğin.

O zaman anasını da alsın gitsin değil mi?

Peki,birazdan anlatacağım çiftçinin anasını alıp nereye gittiğini .

Sana bu para desteğini de "senin kendilerine bu ülkenin zenginliklerinden daha fazla pay vermeni isteyen" yabancılar sağlıyor.

Yani yabancılar seni, bu ülkeyi soymak için, sen de yabancıları, Türkiye'de istediğin gibi bir yönetim modeli yaratmak için kullanıyorsun.

Yani tehlikenin öznesi sensin.

Kendini parantezin dışına çıkarıp nasıl tehlike yok dersin?

Herşey yalan.

Neyse dönelim şu yazıya.

Bir başkası da benimle ilgili "şahsi reklamını yapmak,şöhret olmak için Atatürkçülüğü kullanıyor" diye yazdı.

O kadar ünlü oldum ki yakında bir yarışmaya jüri bile seçilebilirim.

İşin şakası bir yana "kaç kişiyiz biz" çok okundu ama bana maliyeti de böyle ağır oldu

Ama 14 Nisan'da binlerce kişinin "şimdi kaç kişiyiz sayın bakalım" diye hep bir ağızdan bağırdığını duyunca o maliyetin bu keyif karşısında aslında ne kadar az olduğunu anladım.

Hafifledim.

14 Nisan bu ülkede gerçekleri görmezden gelip kendi yalanlarından gerçekler üretmeye çalışanların suratında tokat gibi patladı.

Çünkü Türkiye'nin gerçeği bedava dağıtılan gazetelerdeki palavralarla uyuşmuyordu.

Gelelim anasını alıp giden çiftçiye.

Bak işte Mersin'li çiftçi mitingde en ön sırada .Elinde kocaman bir pankart.Ne yazıyor biliyor musun?

"Anamı da getirdim ,babamı da! "

Ne güzel söylemiş değil mi?

Yani milletin hep anasını sormakla olmuyor bu işler sonra babalar da geliyor.

Anlatmadan geçemeyeceğim, mitingin bence en güzel pankartı Mersin'li çiftiçinin birkaç adım ötesindeydi.

Pankartın üzerinde yanyana iki fotoğraf vardı:Bir tarafta, yerde ,üzerinden düştüğü attan çifte yiyen Tayyip Erdoğan,diğer tarafta atının üzerinde dimdik,heybetli pırıl pırıl üniformasıyla Mustafa Kemal.

Pankartın üzerinde şöyle yazıyor.

"Ata öyle değil, böyle binilir!"

Yaaa...

Var mı öyle ,bu halkı küçük görmek,azarlamak,hakaret etmek ?

Binlerce yılın görgüsü,bilgisi,kültürü var o hakaret ettiğin kasketli adamda,cahil sanırsın,gariban sanırsın ama adamı böyle rezil eder işte.

Çünkü onun anası da ,babası da,dedesi hatta büyük dedesi de senin gibi çok zorba gördü.

Kimler geldi,kimler geçti.

Ama onlar hep oradaydı.

Ezdim sanırsın ama sonra böyle çıkarırlar acısını.

En başa dönersek;

14 Nisan'dan sonra artık yalnız olduğunu düşünen,bu memleketin sahipsiz olduğunu düşünen,Atatürkçülerden az kaldığını düşünen var mı ?

Sonra Atatürkçü ne demek bilemedin sen.

Atatürkçü demek bu milleti ezene,ezdirene karşı gelen demek,soyana,hakkını yiyene,toprağını peşkeş çekene dur diyen demek.

Bu toprakların uygar,medeni,zengin,özgür olmasını isteyen demek.

Bunun için çalışan,çarpışan,yazan,çizen söyleyen,düşünen demek.

Yani Köroğlu demek,Karacoğlan demek,Pir Sultan demek,Dadaoğlu demek,Yunus demek...

Çakırcalı demek,Sütçü İmam demek,Kara Yılan demek,Nene Hatun demek,Satı Kadın demek...

Türkünü, Kürdünü ,Alevisini, Sünnisini ayırmamak demek.

Anadolu demek.

14 Nisan'da Anadolu'yu o meydanda gördünüz.

O halde "kaç kişiyiz biz" diye sormak yok artık.

Sorunun yeni hali şudur:

"Gördünüz mü kaç kişiymişiz biz?"

Demokrasi sözünün ardına gizlenip yıllardır bizi ayırıp,bölenler,hakaret edip ezenler,bir seçimde aldıkları oya dayanarak onurumuzu iki paralık edenler,halkın iradesini gerektiğinde nasıl ortaya koyacağını gördüler artık.

Öyle,sizi askerden başkası kurtaramaz demeye getirip milleti,sözde darbe söylentileri ile de askeri sindirerek siyaset yapanlar Anadolu'nun öyle kolay kolay teslim alınamayacağını gördüler.

Şimdi bir anket yaptırsınlar bakalım da görelim yüzde kaç bin uydurma oy alacaklarını.

İşte böyle.

Mitingden size istemediğiniz kadar hikaye çıkarabilirdim.

Anlatacaklarımla gözleriniz dolardı.Sizi ağlatabilirdim.

Gerçekten o kadar çok ağlayan gördüm ki.

Bu iktidara öfkesinden kızarmış ağlayanını da gördüm,kalabalığı görüp coşarak katıla katıla gözyaşı dökeni de ,mutluluktan akan damlaları bir köşede sileni de gördüm,omuzunda çocuğu ile türküler eşliğinde hıçkıranı da.

Benim içimse en çok mesleğime ağladı.

Mitingi yukarıdan gelen talimatla gazetede küçük,televizyonda kısa görmek zorunda kalan haberci arkadaşlarıma üzüldüm.

Kasetler dolusu görüntü çekip bir karesini bile kullanamayacağını bilen kameramanların emeğine üzüldüm.

Canlı yayın arabalarının önünde kös kös bekleyip iki dakika canlı yayın yapamayan,yaptıklarında da coşkuyla "gördünüz mü kalabalığı, Türkiye uyanıyor" diyemeyen muhabir arkadaşlarıma üzüldüm.

Oradaki coşkuyu görüp bir satır bile yazamayan köşe yazarı dostlarıma üzüldüm.

Ve çalışmaya yeni başlayan ve tüm bu karartmayı gazetecilik sanarak yetişen genç meslektaşlarıma üzüldüm.

Bir zamanlar ben de onlardan biriydim.

Ve ben ve o zamanki arkadaşlarım "gazeteci doğruları yazdığı sürece karşısında hiç bir gücün duramayacağını" düşünüyorduk.

Şimdi görüyorum ki o zamanların üzerinden çok sular akmış.

Ve anlıyorum ki medyası düzelmeyen bir ülkenin düzelmesine de imkan yoktur.

Medyası özgür olmayan bir ülke özgür olamaz.

İşte bu yüzden 14 Nisan güzel bir geleceğin habercisidir.

Bu coşkuyla şimdi daha çok çalışmak gerekecek.

Sınırlarımızda yaşıyoruz, belki o sınırları aşmak gerekecek.

Daha iyi bir medya ve daha iyi bir Türkiye için.

:

.


#2613 From: Mustafa "Özdil" <mozdil1@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 5:04 pm
Subject: Muhtıra algılanamadı
mozdil1
Send Email Send Email
 
Muhtıra algılanamadı

Alperen Polat  

Genelkurmay Başkanlığı’nın “27 Nisan muhtırası”nın Türkiye açısından en kritik aşaması muhatapları tarafından doğru algılanabilmesiydi. Ama maalesef iki gündür cereyan eden gelişmeler ve yapılan açıklamalar bu doğru algılamanın çok çok uzağında olduğumuzu gösteriyor.

Dikkatinizi tekrar çekelim, bu bir muhtıra, darbe değil. Bu muhtıradan ders alınmasını söylemek de, “darbe çığırtkanlığı” veya “darbe destekçiliği” olarak yorumlanmamalı. Çünkü şu anda Türkiye’de etkin medya, gözbebeğimiz Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında olumlu yorum yapanları “darbeci” olarak yaftalayarak, psikolojik harekatla baskı altına almaya çalışıyor. Bu psikolojik saldırılara boyun eğip, samimi düşüncelerimizi ifade etmekten çekinmeyeceğimize kuşkunuz olmasın!

AKP hükümetinin Türkiye’yi sürüklediği, gerilim katsayısı oldukça yüksek tehlikeli mecranın acı faturalarıyla karşı karşıyayız. Efkâr–ı umumiye (kamuoyu), Genelkurmay muhtırasından sonra, hükümetin kendine çeki düzen verip, bu gerilim ortamını bir an evvel milletin önüne sunacağını sanıyordu. Fakat hükümet kanadı tek ve en salim olan bu yolu tercih etmek yerine, ateşe benzin dökmeye devam etti. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, doğru bir muhtıra algılaması gerçekleşemedi ve Türkiye daha karanlık bir mecraya doğru bir adım daha yaklaştırıldı.

İspanyol gazetesi El Pais’in konuyla ilgili yaptığı, “bilek güreşi Türkiye’nin istikrarını tehdit ediyor” değerlendirmesi oldukça manidar. Maalesef Türkiye, hükümet marifetiyle kurumlararası bilek güreşi, gövde gösterisi ve kudret yarışı gibi tehlikeli bir süreci yaşıyor. Anayasal kurumların ahenk ve  koordinasyonundan sorumlu makamı işgal edenler, bizzat o kurumlar arasındaki ahengi bozup, kavgaya sürüklüyor.

Muhtıra sonrası Başbakanlık konutunda uzun süren bir zirve yapıldı. Bu zirveye hükümetin en etkin isimleri ve MİT Müsteşarı da katıldı. Zirve sonunda yapılan hükümet açıklaması “reste rest” şeklinde yorumlanabilecek, gerilimi artırıcı özellikleri taşıyan, adeta bir meydan okumaydı. Bu talihsiz açıklama, önümüzdeki günlerdeki gerilim katsayısının daha da yüksek olacağının işaretlerini verdiği gibi, Türkiye ile istikrar arasındaki mesafeyi biraz daha açtı.

Muhtıranın tam anlamıyla kavranamadığı, yapılan vurguların taraflı ve yanlış yorumlandığı apaçık ortada.

Evvela şunu belirtmeliyiz ki; bu muhtıranın ağırlık merkezini “laiklik” vurgusu değil, Türkiye’nin tasfiye süreci ve bağımsızlığı teşkil ediyor. Yüce dinimiz İslam’ın bazı çevreler tarafından (uluslar arası tezgahların ürünü olan) uluslar arası projelerde nasıl kullanıldığı, daha doğrusu istismar edildiği vurgulanan muhtırada, gerçek amaçların din kisvesi altında saklanarak icra edildiğinin altı özellikle çiziliyor.

Muhtıra sonrasında AB ve ABD cephesinden yapılan jet eleştiri açıklamalarının hikmetini de, bu uluslar arası tuzağın bânileri nokta–i nazarından değerlendirmekte fayda var.

Türkiye hiç kimsenin güç gösterip gövde gösterisi yapacağı bir deneme tahtası değildir.
Ve Türkiye, şu kritik süreçte gerilim kaldıracak lükse de sahip bulunmuyor.
 


 
------------------------------------------------------------------------
Dini bütünlüğümüz, milli bütünlüğümüzdür,
Milli bütünlüğümüz, dini bütünlüğümüzdür.


Ahhh...imagining that irresistible "new car" smell?
Check out new cars at Yahoo! Autos.

#2614 From: nese <senercestar@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 3:25 pm
Subject: Fwd: [Korellinin_Mandolini] Fwd: .Cumhuriyet bitmis!
senercestar@...
Send Email Send Email
 
Bir konuda haklı..
 
1938 den bu yana ülkemiz iyi yönetilmemiştir.,
 
 
Her gelen kesesine bakmış, ona buna  yaranmanın ,peşkeş çekmenin . kendi adamlarının ve para Babalarının kesesine çalışmış,
 
vatan millet sakarya demiştir.

 

Bu gün geldiğimiz durumda.. Herkesin vebali vardır.,
Bundan kimse kaçamaz..


---------- Forwarded message ----------
From: Nuvid Alemdaroglu <nuvidalemdar@...>
Date: 27.Nis.2007 17:57
Subject: [Korellinin_Mandolini] Fwd: .Cumhuriyet bitmis!
To: korellinin_mandolini@yahoogroups.com, hayalgemisi@yahoogroups.com, AYT@yahoogroups.com, AmerikadakiAyYildiz@yahoogroups.com

 




  Cumhuriyet bitmis!

Cumhurbaskani adayi Abdullah GUL: Cumhuriyet doneminin sonu gelmistir. Eger Ankara'nin yuzde 60'i gecekonduda oturuyorsa bu laik sistemin basarisiz oldugu anlamina gelir ki, biz de onu kesinlikle degistirmek istiyoruz...

ISTANBUL

Bu Haberi yazici uyumlu goster
    

Kaynak : Melih ASIK

Editor : GuvenTurk, 27 Nisan 2007 Cuma, 08:40

"This is the end of the republican period... If 60 per cent of Ankara's population is living in schacs than the secular system is failed and we definitely want to change it."

Bu sozler Abdullah Gul'e ait olup 27 Kasim 1995 tarihinde, The Guardian gazetesinde yayimlaniyor...

Ertesi gun Turk basininda "Urperten Itiraf" basligiyla yer aliyor. Abdullah Gul diyor ki:

"Cumhuriyet doneminin sonu gelmistir. Eger Ankara'nin yuzde 60'i gecekonduda oturuyorsa bu laik sistemin basarisiz oldugu anlamina gelir ki, biz de onu kesinlikle degistirmek istiyoruz..."

Bir siyasetci dun soyledigi kimi sozleri politika geregi sonradan degistirebilir. Ama cumhuriyetin ozuyle ilgili goruslerini ayni kategoriye koyamazsiniz. Cankaya Kosku'ne cikmaya hazirlanan bir adayin 12 yil once "Cumhuriyet bitmistir, laik sistemin degistirilmesi gerekir" sozlerini sarf etmesi, Cumhuriyet'in en yuksek koltuguna oturmamasi (veya oturtulmamasi) icin yeterli sebeptir...

Tayyip Erdogan, Bulent Arinc'la gorusmeye cebinde Vecdi Gonul'un adiyla gitmistir... Bulent Arinc, esi turbansiz birini cumhurbaskani secmenin "laikciler ve askerler" karsisinda yenilgi anlamina gelecegini soylemis, Abdullah Gul adini on plana cikarmistir... Yani... Kosk'e turban, laik kesimle inatlasma amaciyla cikarilmaktadir... Hani turban sahsi tercih idi? Hani siyasi kavga simgesi degildi? Ne cok maval okunuyor...

Miting haftasi...
Bu hafta miting haftasi olacak...

Yarin Ankara'da Turkiye Genclik Birligi onculugunde "Cankaya Milletindir" bulusmasi gerceklestirilecek. Dil ve Tarih - Cografya Fakultesi'nin bahcesinde saat 10.00'da baslayacak program Anitkabir ziyaretiyle son bulacak...

Buyuk bulusma ise Istanbul'da pazar gunu Caglayan Meydani'nda saat 13.00'te basliyor... Ankara'da 14 Nisan mitingine katilan orgutler Caglayan mitingini de destekliyor. Mitinge katilimin buyuk olacagi bildiriliyor.

Istanbul Tabip Odasi'nin eski baskanlari ve eski genel sekreterleri dun bir ortak aciklama yaparak hekimleri 29 Nisan Caglayan mitingine davet ettiler...

Prof. Coskun Ozdemir, Prof. Ozdemir Ilter, Prof. Orhan Ariogul, Prof. Zeki Karagulle ve Prof. Suha Goksel'in bu cagrisi bir anlamda Istanbul Tabip Odasi'ni protesto anlami tasiyor. Malumunuz, Turk Tabipleri Birligi, 14 Nisan mitingine katilmadigi gibi bu mitingi "darbecilere destek" diye karalamisti. TTB ve Istanbul Tabip Odasi bu defa da mitinge karsi sessiz. Iktidardan yana tavir aliyor...

Hizli tren geldi!
5 Aralik 2005 tarihinde bitirilerek hizmete konulacagi kamuoyuna Basbakan Erdogan tarafindan duyurulan ancak bugune dek ortada gorunmeyen hizli trenin test surusleri Ankara - Eskisehir hatti uzerinde basladi. BirlesIk Tasimacilar Sendikasi, hizli treni desteklemekle birlikte itirazlarini ve torene katilmama sebebini soyle acikladi:

1. Yapilan bu acilis toreni gereksizdir. Dunyanin hicbir ulkesinde bir projenin her asamasi icin toren ve acilis yapilmaz..

2. Deneme seferleri TCDD yonetiminin acikladigi gibi Ankara - Eskisehir arasini degil, Esenkent - Hasanbey hat kesimini kapsamaktadir. Deneme seferi yapilacak hat kesiminde gerek sinyalizasyon gerekse elektrifikasyon sistemleri noksandir.

3. Deneme seferinde kullanilacak hizli Tren Seti bu hat icin imal edilen set degil, acilisa yetistirilmek uzere Italya'dan yuksek meblaglar odenerek kiralanan bir settir. Araclar bu hat uzerinde bu haliyle en fazla 100 km/s hiz yapabilecektir. Ayrica hatta kullanilacak tren setlerinin Ispanya'ya siparis edilmisken sadece 4 ayligina Italya'ya deneme seferleri icin 3.2 milyon euro odenmesi, ulke kaynaklarinin heba edilmesidir.

4. Tren setini kullanacak personel TCDD personeli olmayip Hizli Tren setiyle kiralanan Italyan personeldir. Surucu 16 TCDD personeline sadece 2 haftalik egitim verilmistir.

5. Eskisehir'de hattin nereden, nasil gececegi halen tartisma konusudur. Bu konuda hicbir fiziki calisma yapilmamistir...

6. Demiryollarinda ortalama hiz 40 km/ s altina dustugu halde yatirimlar buralara degil sadece hizli trene aktarilmaktadir. Hatta hizli trenler bahane edilerek demiryollarinin lojman, bina, iskele vb. tasinmazlari satilmaktadir... Hizli tren secim yatirimi icin paravan olarak kullanilmaktadir...
Insan ister istemez merak ediyor. 37 olumlu hizlandirilmis tren faciasi hic mi ders olmadi?

ABDULLAH Gul'un adayligi aciklandiktan sonra muhabirlerin mikrofon uzattigi Ali Babacan soyle diyor:

- Ulkeye, millete ve Islam dunyasina hayirli olsun...
Okurumuz Ethem Adiyeke tepkili:
- Adamlar sanki halifeligin gelisini kutluyorlar!
ABDULLAH Gul icin ehven - i ser diyenlere karsi okurumuz Deniz Hanim, Ataturk'un sozunu animsatiyor: "Ehveni ser, serlerin en kotusudur."

Not: Bu metindeki Turkce karakterler www.TurkceKarakter.com sitesinde en yakin karsiliklarina cevrilmistir.


Ahhh...imagining that irresistible "new car" smell?
Check out new cars at Yahoo! Autos.


#2615 From: Idil Kanat <kanatidil@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 5:58 pm
Subject: Gerçek Demokratlar ANAP ve DYP Doğru Davranmışlardır.....
kanatidil
Send Email Send Email
 
Her zaman aşırı uçlardan zarar gördük... Şimdi de uçlar ortamı gererek karlı çıkmayı amaçlamaktadırlar... Geçen 4,5 yılda Türkiye'nin KIBRIS meselesi ne oldu... Satılmadı mı? Ege'yi Yunana bırakmak için Casus Belli önemli değil denilmedi mi? Bu ülkeyi satmaya geldim denilmedi mi? Şimdi de Demokrasi ile bağdaşmayan bir tavırla CHP yandaşları ile ortam üzerine oynamıyor mu?
 
Bu ülke için yine heralde en uygun durum MERKEZ SAĞ ... inşallah şu dersleri almışlardır da birleşme olur....


Ahhh...imagining that irresistible "new car" smell?
Check out new cars at Yahoo! Autos.

#2616 From: "asliturkden" <asliturkden@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 7:30 pm
Subject: HOOOSST'UNUZ MR. EDELMAN !
asliturkden
Send Email Send Email
 
HOOOSST'UNUZ  MR. EDELMAN   !

  Tasi ile taragini toparlayip Turkiye'ye bye bye demek uzereyken
edepsizliginin dozunu ayarlayamayan Kowboy Edelman Kapitalist
duzenin en acimasiz temsilcileri olan haydut cetesi AB'li , ABD'li ,
Israel'li
isadamlari ve yatirimcilarina karsi "HAYIR" diyen Turkler icin "O
cirkin kafalarini kaldirdiklarinda onlarin kafalari hemen
ezilmelidir" diyebilmis ve daha vahimi toplanti salonundan tek bir
OHA ! ya da YUH ! almadan cikabilmistir. Bir kere Edelman denen adam
sunu bilmelidir ki, Basi ezilecek olanlar Turkler degil " DUL
KADININ PICLERIDIR" Turkun topraginda Turk'e hakaret etme
rahatligini ona saglayanlar da onunla ayni anayi paylasiyor
olmalilar.Hukumetleri degistirebilenler ama ABDULKADIR AKSUY'u
degistiremeyenler bu soysuz haydutlara elbette hak ettikleri dersi
veremezler.Tayyip beyi Cumhurbaskanligina tasiyacak olanlar da bu
cevre ve icerideki isbirlikcileridirler zaten .Bakalim bu cirkin
hareket karsisinda Dis'isleri ve Icisleri
koltuklarinda oturanlar Turk kamuoyuna nasil bir aciklama
getirecekler daha onemlisi Buyuk Turk Milletine duydugu kini
gizleyemeyen Edelman alcagi ile ilgili ,Amerikaya karsi nasil bir
tavir sergileyip neler soylecekler? Biz bu turden konular gundeme
geldiginde kendi isimizi kendimiz hallederiz ve de kim hangi dilden
anliyorsa ona o dilden konusuruz tipki su an'daki gibi: Sifadir sakin
haaa...zerresini ziyan edeyim demeyesin Mr. Edelman ,
HAAAKK ,TUUUU  ve de HOOOSSST  Kowboy Konsolos..... !


  ASLITURKDEN .

  NOT : Bu yazi 2 Haziran 2005 tarihinde Asliturkden tarafindan
yazilmistir .

#2617 From: nese <senercestar@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 3:47 pm
Subject: Fwd: [AKIL CAGI] Lütfen Sizde Katılın!
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: bFB1907g <buket.gurses@...>
Date: 30.Nis.2007 12:09
Subject: [AKIL CAGI] Lütfen Sizde Katılın!
To: bunchoflowers59 bunchoflowers59 <buket.gurses@...>

Mitingler yükseliyor             :

Cumhuriyetine sahip çık  Tandoğan ve Çağlayan mitinglerine gidenler sadece bir kısmımızdı , gidemeyip yüreğiyle destek olanlar , ne kadar büyük olduğumuzu göstermek için

bu akşamdan itibaren hergün sesimizi duyurana dek saat 20.00 'de 1 dakika AMPULLERİ SÖNDÜRÜYORUZ ..

Lütfen sen de listendekilere yolla.....

 







--
B u K e T

ATA'm izindeyiz.
Bir Müdafaa-ı Hukukçu



#2618 From: "İlmay Teker" <ilmay.teker@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 9:23 pm
Subject: Fwd: [ermeni_depo] Ermeni Meselesi Paneli
ilmay.teker@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: Mehmet Perincek
Date: 30.Nis.2007 23:51
Subject: [ermeni_depo] Ermeni Meselesi Paneli


Panel
 
Ermeni Soykırımı Yalanı
 
Erdinç Türe
(Tümgeneral (E)
Orhan Sakin
(Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Şube Müdürü)
Mehmet Perinçek
(İÜ AİİTE Ar. Gör.)
 
Düzenleyenler: Emekli Subaylar Derneği - ADD Ümraniye Şubesi
 
Tarih: 5 Mayıs 2007, Cumartesi
 
Saat: 13.00
 
Yer: Haldun Alagaş Spor Kompleksi Alemdağ Cad. Türk Telekom Fabrika yanı, Son durak ÜMRANİYE
 
Telefon: 0216 346 91 36 (Emekli Subaylar Derneği)


Ahhh...imagining that irresistible "new car" smell?
Check out new cars at Yahoo! Autos.



--
Saygılarımla,

İlmay Teker,Diş Hekimi  İZMİR

Not;Bazı e postalar geri veya iki kere gelebilir,özür dilerim.
      Adres listemden çıkmak isteyenlerin  e posta göndermesi yeterlidir.

#2619 From: "ertan selimoglu" <eselimoglu@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 9:02 pm
Subject: Re: Sayın GENELKURMAY Başkanım
istanbuloguzhan
Send Email Send Email
 
Demokrasinin en büyük meziyeti her zaman yaşadığı insanlarla diyalog kurarak bilgisi az olan toplulukları bilgilendirmek ve onları beraberce hareket etmeye yönlendirebilmektir. Yoksa , 23 Nisanda yapılan densizliğin 27 Nisanda seçimlerin yapıldığı sırada masa altından sopa göstermek değildir.
Hele demokratlık halka inmeye gerek görmeden Ordunun arkasına sığınıp beni dövüyorlar diye provokasyon yapmak demek değildir.
CHP nin savunduğu 1960 ve 1980 yılları arasında ben Üniversitede görevliydim. O sıralarda milliyetçiler dayak yer ve hatta öldürülürlerdi,ve ne yazık ki aynı risk o günü etkileşimi nedeniyle solculuğun ne olduğunu dahi bilmeyen ama USA nın tersine Sovyetler Birliğine dayanan guruplar vardı. Türk adı şovenist ve Pantürkist olarak suçlanırdı. Ve hatta ,Azerbeycanda Türkçe şiir okuyan ve teşvik eden Nazım Hikmet Politbüro ve rejim tarafından afarozlanmış ve gözden düşmüştü...
Demokrasiyi halk gayret ederek yerleştirir. Okumuş olarak yorumlanan entellerse,fındık kabuğunu beğenmemiş misali,içinden çıktıkları halkı bırakıp sırça köşke çıkarsa, ve o beğenmediği halkın sayısı arttıkça  ve istismar edilip farklı yönlere çekilirse ve mantıksal dengeyi oluşturacak eğitim ve bilgi sahibi olana kadar  bu dengesizliği yaşamak zorundayız.
Ağlamak yerine çevrenizde hiç o halkı ikna etmek aklınıza gelmedimi? Eski partilerin yolsuzlukları bu halkı bezdirdi,ve ençok bir seçim sonrasında daha denenmemiş veya daha temiz insanlar gelince reylerini bunlardan alıp onlara verecektir.
Darbe  söylentisinin  borsayı nasıl etkilemeye başladığını görmedinizmi ? Ne yazık ki,bugün kimin yurtsever olduğu belli olmayan bir sis tabakası yurtun üstüne çökmüş durumdadır.
Artık, herkesin aklını başına toplayıp bir araya gelip anlaşması LAZIMDIR ?
SORUYORUM ? Herkes PKK yürürken veya şehitlerin CENAZELERİ kalkarken NİÇİN sizler ve ENTELLER Pazar veya ilk toplantı gibi bu durum için BAĞIRMADINIZ ? Onlar bizim askerimiz ve çocuklarımız değil mi ? Yoksa ERMENİ olmadıkları için mi ? KIYMETLERİ YOK !!!!!

2007/4/29, coban <cobancobancoban@...>:
27 nisan mektubunu okudumda

Gözlerim gene doldu paşam

TÜRK'üm İtiliyorum,

Kakılıp horlanıyorum

TÜRKÜM diye son sınıfım bu ülkede

DEVLETİM'in kapılarından kovuluyor,

Horlanıyorum agırıma gidiyor paşam

Üç otuzluk soysuzlar subaşlarına çöreklenmiş

Onyıllardır soyuluyorum paşam

Kanıbozuk duvarı sarmış her yanımı

Boguluyorum Paşam

Piç çıgırtılar kulaklarımı paralıyor

Türkülerimi duyamıyorum

Bu sözler bu konuşmalar benim değil

Dilimi koruyamıyorum paşam

Dedem kanıyla alınan,korunan toprak

Mezat salonunda bir şişe kolaya

El'imi koruyamıyorum paşam

Dolarlar eurolar sardığı ortalığı

Pulumu koruyamıyorum

Binlerce senelik kültürümü yok ettiler

Kırdılar yaktılar yıktılar

Ebem çarığına Didem sarığına rüşvet saldılar

Çulumu koruyamıyorum paşam.

Yasalarla,yönetmeliklerle

İktidarla muhalefetle

Çok dövdüler

İçerden dışardan

Basından yayından

Çok sövdüler

Aşsızlıgımı,işsizligimi,hukuksuzlugumu

Bagırıyorum bagırıyorum

Hep gırık dölleri kapmış kalemi

NE YAZIKKİ Türküm diye

Duyuramıyorum paşam








Yahoo! Groups Links

<*> To visit your group on the web, go to:
     http://groups.yahoo.com/group/acikistihbaratturkiye/

<*> Your email settings:
    Individual Email | Traditional

<*> To change settings online go to:
     http://groups.yahoo.com/group/acikistihbaratturkiye/join
    (Yahoo! ID required)

<*> To change settings via email:
    mailto:acikistihbaratturkiye-digest@yahoogroups.com
    mailto:acikistihbaratturkiye-fullfeatured@yahoogroups.com

<*> To unsubscribe from this group, send an email to:
     acikistihbaratturkiye-unsubscribe@yahoogroups.com

<*> Your use of Yahoo! Groups is subject to:
    http://docs.yahoo.com/info/terms/




--
ESELİM

#2620 From: nese <senercestar@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 10:20 pm
Subject: Fwd: [AKIL CAGI] fetoş
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: Kemal Gümüşdere <kemal.gumusdere@...>
Date: 30.Nis.2007 18:15
Subject: [AKIL CAGI] fetoş
To: akilcagi@yahoogroups.com

'Fethullahçılık ihanet şebekesi'

 



Kanaltürk televizyonunda, Merdan Yanardağ'ın sunduğu ''Yolsuzluk ve Yoksulluk'' adlı programa katılan Nurettin Veren , ''Cumhuriyet savcılarının anlatacaklarımı ihbar kabul etmesini istiyorum. Bu davanın tanığı da sanığı da olmaya hazırım'' dedi.  Fethullah Gülen 'in 25 yıl boyunca başyaverliği ve kuryeliğini yaptığını belirten Nurettin Veren, ''gizli bir örgüt'' olarak nitelendirdiği ''Fethullahçılar'' ın içyüzünü anlattı. Veren, ''Biz 12 kişi hayır için yola çıktık ancak örgütlenmenin devleti içten ele geçirme planı olduğunu anlayınca aforoz edildim. Gülen beni öldürtmek istedi'' dedi. Nurettin Veren devam ediyor; 

''Biz 1970 yılında 12 insan yoksul öğrencilerin okutulması ve hayır işleri için yemin ederek yola çıktık. Yıllar boyunca bu dava uğruna hasır üzerinde oturdum. Küçük hayırlarla büyük finanslar elde ettik. Kaydı olmayan yardımlar Fethullah'a teslim edildi. Büyük ekonomik güce ulaşınca 1993'te harekete geçildi. Bir cami nasıl milletin parasıyla yapıldıysa Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonu da aynen öyle yapıldı. Ancak Zaman gazetesi 20 yıl boyunca banka reklamı almadı. Çünkü Fethullah banka reklamı gibi, kola içmeyi, kot giymeyi de haram kılmıştı. Sonradan Asya Finans'ı kurdum. Gazetesine banka reklamı almayan Gülen daha sonra Bank Asya'yı kurdurdu. Gülen Müslümanlara takıyye yapıyor.''

 

Nurettin Veren, Fethullahçı örgütlenmenin 7.5 milyar dolarlık ekonomik güce ulaştığını, Türkiye'de dershaneye giden 4 çocuktan üçünün tarikatın eline düştüğüne dikkat çekti. Veren, ailelere, ''Çocuklarınızı terörden kurtarmak isterken Fethullah örgütüne teslim ediyorsunuz. Uyanın, gerçeği görün'' diye uyarıda bulundu.

 

Gülen'in bütün şirketlerinin adını kendisinin koyduğunu belirten Veren, ''Ama bunun belgesini bulamazsınız. Çünkü hiçbir illegal örgütün belgesi olmaz'' dedi.

Türbanı biz başlattık

Nurettin Veren, Türkiye'de önemli bir sorun haline gelen türbanın Fethullah Gülen'in talimatıyla bir furyaya dönüştürüldüğünü ifade ederken şöyle konuştu: ''Gülen'in talimatıyla birçok arkadaşımız 50 yaşına kadar evlenmedi. 1970'lerde ve 1980'lerde Türkiye'de türban diye bir sorun yoktu. Bunu topluma biz enjekte ettik. Gülen, evli müritlerin eşlerini burunlarından topuklarına kadar kapatmalarını istedi. 'Siz başlatın gerisi gelir' dedi. Kadınlarımız da siyah gözlükler ve eldivenler taktı. Ben de eşimi öyle giydirdim. Toplum kamplara bölündü. Sonra da bu örgütlenme fark edilince cemaate, 'Başı açık kadınlarla evlenin' dedi. Bu yüzden cemaat içindeki başı kapalı kadınlar dul kaldı!''

 

Gülen'in kendisini insanüstü, ileriyi gören, her şeyi önceden bilen bir canlı olarak tanıttığını belirten Veren, ''Kendisi 1941 doğumlu olmasına karşın Atatürk öldükten sonra, 1938'de doğduğunu söyler ve kurtarıcı olduğunu ima etmeye çalışırdı. Ancak tasavvuf ve gönül adamı, bir Mevlana ve Yunus Emre gibi takdim edilen bir insanın bugün Irak'ta 400 bin Müslümanın ölümüne yol açan Amerika'da ne işi var? Siz hiç 137 dönümlük arazide 8 villa içinde 100 hizmetkârla yaşayan bir Yunus Emre gördünüz mü'' diye sordu.

Beni öldürtmek istedi

Gülen'in gerçek amacının kilit noktalarda kadrolaşarak devleti ele geçirmek olduğunu belirten Veren, bu planı anladıktan sonra ikazlarda bulunduğunu, bu yüzden aforoz edildiğini anlattı. Veren şöyle konuştu: ''1995'te fikren ve kalben koptuk. Hayır için yola çıkmıştık ama örgüt çatısı içinde kullanıldık. Gördük ki çatal bıçak için kurulan bir fabrika, silah fabrikasına dönüşüyor. Devleti içten ele geçirecek bir plan olduğunu sonradan anladık. Tepki koyduk, ikaz edilince dış görevlere gönderildik. ABD'de 30 gün birlikte kaldık. 50 kişinin önünde beni öldürtmeye kalktı. Bu hücum ve cinnet karşısında canımı zor kurtardım. Gülen, 'FBI ve CIA'yı arayın, bu adamı öldürtün' dedi. Sonra Türk devletinin görevlendirdiği polise 'Silahını çek vur bunu' diye bağırdı. İnsanlar itaat etmeyince şömine demiriyle üzerime hücum etti. Sonra New York'ta gece yarısı sokağa atıldım.''

Gülen'in gerçek amacının dünyayı yönetmek olduğunu ve ''hastalık yalanıyla ABD'ye kaçtığını'' belirten Veren, sözlerini ağlayarak ve Atatürk'e övgüler dizerek şöyle tamamladı:

''Gülen, Türkiye'deki örgütlenmesinin 2000 yılında kendini amorti ettiğini söyledi. Yetiştirdiği vali, emniyet müdürü, kaymakam ve komutanlar var. Cumhuriyet gazetesi, 'Tehlikenin farkında mısınız?' diyor. Evet bu örgütlenme bir işgaldir, ihanet şebekesidir. Yargıtay'a yönelik saldırıda birçok insan bir kare fotoğrafta göründü diye zanlı oldu. Elimde yüzlerce fotoğraf ve belge var. Savcıları göreve çağırıyorum. Kimse bir şey yapmıyorsa demek ki Fethullah'ın dokunulmazlığı var.''


#2621 From: nese <senercestar@...>
Date: Tue May 1, 2007 10:27 am
Subject: Fwd: [atam_izindeyiz] 19 Mayıs'ta Samsun'a
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: ozden yolagiden ozden.yolagiden@...


 Atatürkün Samsuna ayak bastığı gün olan 19 Mayıs günü
Tüm yurttaki çeşitli birimlerde yönetimde olan
 
Milletvekilileri, oda başkanları, belediye başkanları, emekli askerler, valiler, öğretim görevlileri, gazeteciler, parti başkanları...
 
Kısacası bu ülkenin yönetiminde olan herkes
19 Mayıs günü Samsuna gitmeli ve oradan
konuşmalar toplantılar yapmalı, ortak bir bildiriye imza atmalıdır.
 
Halkın sesini anlamayanlar ve duymak istemeyenler
bu sese kulak verecektir...
 
Özden Yolagiden / Mersin


#2622 From: "keskinbicakone" <keskinbicakone@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 10:33 pm
Subject: Tekelci Din
keskinbicakone@...
Send Email Send Email
 
 
TEKELCİ DİN TACİRLERİ
Bunlar hem tüccar hem tekelci.
Yani hem din ticareti yapıyorlar hem de tekelcilik.
Böylece topluma iki yanlışı birden empoze ediyorlar.
Bir yandan din ticareti.
Öte yandan bu ticarette tekelcilik.

* * *
Yaptıkları din ticareti İslam üzerine kurulu:
Bütün Müslümanları kendi arkalarında siyasal saf tutmaya, kendi partilerine oy vermeye çağıran bir ticaret bu.
Siz oyları onlara verin, onlar size para, pul, mal, mülk, makam, mansıp, bu dünyada dirlik düzenlik, öbür dünyada cennet versinler.

* * *
Tekelcilikleri ise hem tek satıcı olmak istemelerinden, hem de dini sadece kendi anladıkları biçimde, yani baskıcı, hoşgörüsüz ve tek boyutlu, tek yorumla, totaliter bir anlayışla satışa sunduklarından.

* * *
Alış-verişi sadece onlarla yapmak zorundasın.
Başka kapıya gidersen, ne denli Müslüman olursan ol, ne denli dindar olursan ol, karşılık alamazsın.
Sadece onların dükkanından alış-veriş yapacaksın.
Yoksa bedelini ödersin ama karşılığını alamazsın.

* * *
Onların dükkanına geldiğin zaman da sadece satış açısından değil, aynı zamanda inanç açısından da bir tekelcilikle karşılaşıyorsun:
Sadece onların istediği biçimde giyineceksin.
Sadece onların istediği biçimde oturup kalkacaksın.
Dinini, inancını sadece onların istediği, sınırladığı, kısıtladığı ve izin verdiği ölçüde yaşayacaksın.
Önemli olan senin inancın değil, onların kuralları.
Kuralları onlar koyar.
Evrensel ve ilahi kuralları istedikleri gibi eğip bükerler.
İstediklerini empoze eder, istemediklerini görmezden gelirler.
İstediklerine Müslüman, istemediklerine dinsiz derler.
Sen onlara uymak zorundasın.

* * *
Son zamanlarda işi iyice azıttılar:
"Benim kurallarıma uymuyorsan, dilekçe verip Müslüman olmadığını belirtmek zorundasın" diyorlar.
Bunu özgürlük adına, Anayasa adına istiyorlar.
Özgürlük adına, Anayasa adına, özgürlükleri ve Anayasayı ayaklar altına alıyorlar.

* * *
Bu anlayış, bu ticaret, bu siyaset, bu tekelcilik, ne İslam dinine ve Müslümanlara, ne de Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarına layık.
Ama onların gözü kara.
Ya onların dediklerini yapacaksın, ya da dilekçe verip dinini, imanını, inancını inkar edeceksin.
Bir adım sonra sıra nereye gelecek?
Vatandaşlığa mı?
"Ya benim gibi, benim istediğim gibi yaşa veya bu ülkeyi terk et" mi diyecekler?
 
EMRE KONGAR

#2623 From: nese <senercestar@...>
Date: Tue May 1, 2007 10:44 am
Subject: Fwd: memeruna "it" diyen bakan kimdir?
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: Turhan FEYIZOGLU <turhanfeyizoglu@...>
Date: 01.May.2007 11:16
Subject: memeruna "it" diyen bakan kimdir?
To: nese <senercestar@...>

 

 

 

Unakıtan'ı protesto eden memurlara sürgün

 

Nihat SIRDAR

 

Takvim-Saklambaç eki- 30.4.2007

Maliye Bakanı  Kemal Unakıtan'ı   Bursa'da  mısır atarak protesto edenleri hatırlayacaksınız.
Atanlar devlet memuruydu.
Kemal Abi, "Kuşlara atsalardı bari"  diye dalga geçti.
Sonra içeride, "Kervan yürür" dedi.
Kendisini protesto edenlere "İt ürür" dedi.
Devletin memurlarına, bu ülkenin vatandaşlarına 'it' dedi yani Maliye Bakanı.
Peki  sonra ne oldu? Gözaltına alınan memurlarla ilgili savcılık takipsizlik kararı verdi.
Kimse Maliye Bakanı'na "Sen vatandaşa nasıl it dersin" diye sormadı.
Mısır atan ve Bursa'da görev yapan memurlardan biri Adıyaman Kahta'ya, biri Ardağan'a, bir diğeri ise Kars'a gönderildi.
Yani sürüldü.
Bu durum it ürür memur sürülür oluyor.
Maliye Bakanı memurlara 'it' diyebiliyor.
Ama onu protesto eden memurun sonu hiç iyi olmuyor.

*


#2624 From: "keskinbicakone" <keskinbicakone@...>
Date: Mon Apr 30, 2007 10:45 pm
Subject: Ata nın Turk Ordusuna Vasiyeti
keskinbicakone@...
Send Email Send Email
 
 


Atatürk'ün Türk Ordusuna vasiyeti..

29 Ekim 1938 Cumhuriyet Bayramı nda,

 

Atamız hasta olduğu için,Başbakan tarafından okunmuştur..

 

Utkuları ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan,her zaman utkuları ile birlikte uygarlık nurlarını taşıyan Kahraman TÜRK ORDUSU;

 

Vatanımızı ve Ulusumuzu,en sıkıntılı ve en güç zamanlarında nasıl ki, zulümden,yıkıntıdan,tutsaklıktan ve kötülüklerden ve düşman işgallerinden korumuş ve kurtarmış isen,Cumhuriyetin bugün kü güçlü döneminde de,askerlik tekniğinin bütün modern silah ve araçları ile donanmış olduğun halde,görevini gelecekte de aynı bağlılıkta yapacağından hiç kuşkum yoktur.

 

Bugün Cumhuriyet in onbeşinci yılını,durmadan artan büyük gönenç ve kudret içinde karşılayan büyük Türk Ulusunun önünde,Kahraman Ordu;sana yürekten şükranlarımı açıklar ve bildirirken büyük Türk Ulusunun övünç gurur duygularına tercüman oluyorum.

 

Türk Vatanının ve Türk toplumunun

şan ve onuruna,

iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevini,

 

her an yerine getirmeye hazır ve emrinde olduğun,

 

benim ve büyük Ulusumuzun ordu ya verdiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha güçlenerek,büyük bir özveri ve yaşamını hiçe sayarak her türlü görevi başarmaya hazır olduğundan eminim.

 

Bu güvenim ve inancım ile;Kara,Deniz ve Hava Ordularımızın kahraman ve yetenekli komutanları ile subay ve erlerini selamlar,takdirlerimi bütün Türk Ulusunun önünde beyan ederim..

 

29.Ekim 1938

Cumhurbaşkanı

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

 

 

ATAM İZİNDEYİZ..


#2625 From: nese <senercestar@...>
Date: Tue May 1, 2007 10:49 am
Subject: Fwd: [atam_izindeyiz] islama aykýrý yasa kalkacak!!!
senercestar@...
Send Email Send Email
 
Özrü kabahatinden büyük.

---------- Forwarded message ----------
From: Gulsah Durak < gulsahdurak@...>
Date: 01.May.2007 12:47
Subject: [atam_izindeyiz] islama aykýrý yasa kalkacak!!!
To: atam_izindeyiz@yahoogroups.com

Gül, The Guardian'da çıkan 'laik düzeni
değiştireceğiz' yönündeki demecini haber yapan
gazetemize dava açıyor

Açıklamanın ardına saklandı
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - AKP'nin cumhurbaşkanı
adayı Abdullah Gül, 27 Kasım 1995'te İngiliz The
Guardian gazetesinde yer alan, "Bu Cumhuriyetçi
dönemin sonudur. Åayet Ankara nüfusunun yüzde 60'ı
gecekondularda yaşıyor ise o halde laik sistem
başarısızlığa uğramış demektir ve biz bunu kesinlikle
değiştirmek istiyoruz" şeklindeki açıklamasını
anımsatan Cumhuriyet 'i hedef seçti. Gül'ün sözleri 28
Kasım'da da Posta gazetesinde "Ürperten İtiraf"
başlığı ile manşetten yayımlanmıştı.

POSTA: ÜRPERTEN İTİRAF

The Guardian ve Posta gazetesinde yer almış sözlerini
kullandığı için Cumhuriyet'e dava açan Gül, röportajı
verdiği tarihte sade bir milletvekili olmasına karşın,
Cumhuriyet'te yer alan sözlerine ilişkin açıklamayı
şimdi başında bulunduğu Dışişleri Bakanlığı aracılığı
ile yapmayı tercih etti. Gül'ün Cumhuriyet'e dava
açmasına neden olan sözleri, The Guardian'dan Jonathan
Rugman imzalı ve "Türk İslamcılar iktidarı
amaçlıyorlar" başlıklı yazıda yer aldı. Yazının
Guardian'da çıkmasından bir gün sonra 28 Kasım 1995'te
Posta gazetesi, Gül'ün sözlerini "Ürperten İtiraf"
başlığı ile manşetine taşıdı. The Guardian'ın küpürünü
de kullanan Posta haberin spotunda ise "Refahlı
yönetici laik sisteme ve Cumhuriyete açıkça meydan
okudu" değerlendirmesini yaptı. Gül'ün fotoğrafının
altına da "Åok etti. Erbakan Hoca 'nın yardımcısı
Abdullah Gül, partisinin politikasını yurtdışında
anlatmakla görevli" ifadesine yer veren Posta diğer
spotlarda ise "Yeşil Devrim" ve "Net Sözler"
başlıklarını kullandı. Ancak, Gül The Guardian'daki
sözlerini haber yapan Posta'yı dava etmedi.
Söylediklerinin Posta gazetesi aracılığı ile
Türkiye'de yankı bulmasından sonra Gül, The Guardian'a
"Söylediklerim yanlış anlaşıldı" anlamına gelen
açıklama gönderdi.

Rugman, Gül'ün bu açıklamasını, 12 Aralık'ta yine
İstanbul'dan yazdığı bir başka makalenin içinde
"İslamcı RP'nin Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül,
cumhuriyet savcılarının, Guardian'da çıkan ve
partisinin Türkiye'deki laik sistemi değiştirmek
istediğini kaydeden makale nedeniyle kendisi hakkında
kovuşturma yapmayı planladığını söyledi. Gül, 'Türkiye
Cumhuriyeti ortadan kaldırılsın' demek istemediğini,
basitce toplumun mutsuzluÄŸuna bir son verilmesini
istediğini söyledi" diyerek değerlendirdi.

Gül'ün, Guardian'da çıktığı halde, haber yaptığı için
Cumhuriyet'i mahkemeye vermesine neden olan sözlerinin
yer aldığı yazıda ayrıca "Abdullah Gül, şık bir takım
elbise giymiş ve güzel bir kravat takmış. Bir
milletvekili olarak kendisi, Türkiye'nin İslami
canlanmayı destekleyen Refah Partisi'nin başkan
yardımcısı, ancak iyi İngilizce konuşuyor ve Batı'nın
siyasi geleneklerine göre eğitim almış görünüyor. Onun
bu cazibesi yüzünden olacak ki, partiye şüpheyle
yaklaşan yabancılara Refah'ın politikalarını açıklama
görevi genelde Gül'e veriliyor. Yine de verdiği
mesajlar bariz şekilde radikal, ki bu da 52 Müslüman
arasında tek laik demokrasi olarak Türkiye'nin eşsiz
konumuna doğrudan bir meydan okumadır" değerlendirmesi
de yapılmıştı.

Söz konusu yazıda, "Parti, İslami olmayan banka faiz
oranlarını kaldırmak istediğini söylüyor. Yine
Güneydoğu'nun genelde Kürt olan savaş bölgelerindeki
birlikleri çekmek istiyorlar ki burada Türkler ve
Kürtler arasında tam olarak belli olmayan bir
'Müslüman kardeşliği' onlara destek kazandırdı"
yorumuna yer verilmiÅŸti.

'İslama aykırı yasa kalkacak'
Gül, The Guardian'daki röportajının çıkmasından kısa
bir süre sonra da Milliyet gazetesinde çalıştığı
dönemde Nilgün Cerrahoğlu 'na konuşmuştu. Gül, 10
Aralık 1995'te yayımlanan röportajında, şu ifadeleri
kullanmıştı:

"Saklanamaz gerçekler var. İslamın yalnız ahireti
değil, dünyevi düzeni de içerdiği bir gerçektir. Ben
bir Müslüman olarak buna inanıyorum", "Türkiye'de
geçerli kanunlar arasında, İslama aykırı olan da var,
olmayan da... Aykırı olanlar baskıdır. Baskı kalkacak.
Bu hakkı kullanacağım. Halka bu imkânı vereceğim",
"Artık Türkiye yasaklarla gitmez. Yani anayasada şu
yasak var, bu yasak var diye gitmez. Halk isterse
yapılır. (Anayasanın değiştirilmesi teklif edilemez 2
ve 4. maddelerine ilişkin)", "Biz Türkiye'de yasakçı
bir zihniyetin olduğuna inanıyoruz. Türkiye'de
açık-gizli bir İslam düşmanlığı olduğuna inanıyoruz.
Başörtüsü örneğin...", "Düzen Türkiye'de İslamı
caminin içine hapsetti. Biz İslamı hayat tarzı olarak
görmek istiyoruz."

'LAİKLER ATEİZM YARATMAK İSTİYOR'

Gül, Genel Başkan Yardımcısı olduğu Refah Partisi'nin
kapatılmasının hemen ardından ABD'de yayımlanan
Christian Science Monitor adlı gazetenin yazarlarından
Scot Peterson 'a konuÅŸmuÅŸtu. Gazetenin 20 Nisan 1998
tarihli sayısında yayımlanan habere göre Gül, yazar
Peterson'un, "askerler ve laik seçkinlerin,
İslamcıların açıkça meydan okuması anlamına geldiği
gerekçesiyle devlet dairelerinde türbanı
yasakladıklarını" anımsatarak yönelttiği soruya şu
yanıtı vermişti:

"Onlar, laik seçkinler değil din karşıtları. Adı
ateizm olan başka bir din yaratmak istiyorlar. Asıl
hoşgörülü olmayanlar laiklerdir. Kendi yaşam
biçimlerini empoze etmeye çalışıyorlar. Bu
yaptıklarını Batı uğruna yapıyorlar. Batı'ya
baktığınızda hiçbiri, bunlar gibi değil. Bu ülke için
utanç verici değil mi? Partiyi kapatıyorlar ama o
parti parlamentoda en büyük grubu oluşturuyor. Bu bir
yüz karasıdır."

Cumhuriyet Gazetesi 01,05,2007

__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com


#2626 From: nese <senercestar@...>
Date: Tue May 1, 2007 10:52 am
Subject: Fwd: [Korellinin_Mandolini] Isigi Yanan Ev
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: esroba <esroba@...>
Date: 01.May.2007 12:34
Subject: [Korellinin_Mandolini] Isigi Yanan Ev
To:

Isigi Yanan Ev
HUKUK FAKULTESINI yeni bitirmis, savci olarak ilk gorev yaptigim yere,
Konya'ya bagli bir beldeye gitmistim.

Genctim, bekârdim. Kucuk bir beldeydi gittigim yer. Ilk gece bir eve
misafir olmustum. Tren istasyonunun hemen yaninda bir evdi. Aksam
yemeginden sonra caylarimiz gelmis, sohbetler edilmisti. Uzerimde yol
yorgunlugu, geldigim yeni yerin yabanciligi vardi. Saatler ilerliyor,
agir bir uyku beni icine cekiyordu. Ev sahibine bir sey de diyemiyordum.
Saatler epey ilerledi ama yine bir hareket yoktu. Evin buyugu olan anneye
sIkilarak sordum:

"Annecigim, sizin buralarda kacta yatiliyor?"

Anne:

"Evladim treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.

Merak ettim, tekrar sordum:

"Trenden sizin bir yakininiz mi inecek?"

Annenin cevabi inanilacak gibi degildi:

"Hayir evladim, bekledigimiz trende bir tanidigimiz yok. Ancak burasi
uzak bir yer. Trenden buralarin yabancisi birileri inebilir. Bu saatte,
yakinlarda, isigi yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalir. Buralarin
yabancisi biri geldiginde, isigi yanan bir ev bulsun diye bekliyoruz."
 
 
ALINTI


#2627 From: nese <senercestar@...>
Date: Tue May 1, 2007 10:27 am
Subject: Fwd: [atam_izindeyiz] Saat 21:00 da 1 dakika AMPULLERi KAPAT
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: Dalkan Delican <dalkandelican@...>
Date: 01.May.2007 09:26
Subject: [atam_izindeyiz] Saat 21:00 da 1 dakika AMPULLERi KAPAT
To:


Tandoğan ve Çağlayan mitinglerine gidenler  sadece bir kısmımızdı,
gidemeyip
yüreğiyle de tek olanlar ne kadar büyük olduğumuzu göstermek için bu
akşamdan itibaren hergün  sesimizi duyurana dek  saat 21:00  'da 1 dakika
AMPULLERİ SÖNDÜRÜYORUZ

Listenizdekilere yollarmısınız!!!!
Not: Dünkü gelen postalarda saat 20:00 olarak belirtilmisti. Bu saattte
hava  zaten aydınlık oldugu icin saat 21:00 a alındı.



--
"... uykudakiler uyansın belki yanmak vaktidir, gerçekleri bilenler toplansın şimdi vermek vaktidir."
Bir kitaptan!

Dalkan Delican

http://www.viscoti.com


#2628 From: nese <senercestar@...>
Date: Tue May 1, 2007 7:36 pm
Subject: Fwd: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNİN İLK TURUNDA FAŞİST DİNCİLER ile FAŞİST KÜRTÇÜLERİN YÜRÜTTÜĞÜ KOMPLOLAR ÇÖKTÜ
senercestar@...
Send Email Send Email
 


---------- Forwarded message ----------
From: Turhan FEYIZOGLU < turhanfeyizoglu@...>
Date: 01.May.2007 14:22
Subject: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNİN İLK TURUNDA FAŞİST DİNCİLER ile FAŞİST KÜRTÇÜLERİN YÜRÜTTÜĞÜ KOMPLOLAR ÇÖKTÜ
To: nese < senercestar@...>

            CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNİN İLK TURUNDA FAŞİST DİNCİLER ile FAŞİST KÜRTÇÜLERİN YÜRÜTTÜĞÜ KOMPLOLAR ÇÖKTÜ

 

 

Turhan  FEYİZOĞLU

*

 

 

Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle ortaya çıkan Cumhuriyet karşıtı eylemlerden bir tanesi de CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan'ın kuzeni Zübeyt Canan'ın otel odasında ölü bulunmasıyla ilgiliydi.

Faşist kürtçüler ile faşist dinciler, bu ölüm olayını,  bir kesim tarafından düzenlenen, "Suikast sonucu öldürülmüş" gibi göstererek Silahlı Kuvvetlere, Atatürkçülere, sosyal demokratlara komplolar yürütmüşlerdi.

Bu komplolar da, yalanları da diğerleri gibi çöktü.

Yalanlar, ahlaksız teklifler ve sahtekarlıklar ortada.

ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu, 30 Mayıs 2007 tarihinde yaptığı açıklamasında, "AKP'nin, partisinin milletvekillerini Cumhurbaşkanlığı seçiminde 2. tur oylamaya katılması için hala 'ayartma' girişimlerinde bulunduğunu, bu nedenle AKP yöneticilerini son kez uyardığını, aksi taktirde devreye giren bakan, vekil ve işadamlarını deşifre edeceğini", söyledi.

Aynı ahlaksız teklifler CHP'li bir milletvekiline de yapıldığını CHP Genel Başkanı Deniz Baykal açıklamıştı.

Otel odasında eceliyle ölen Zübeyt Canan'la ilgili başlattıkları komploları da akrabası CHP Hakkari milletvekili Esat Canan tarafından yalanlanarak şöyle   açıklandı.

Eceliyle ölen Zübeyt Canan'la ilgili Esat Canan'ın yaptığı açıklama aynen şöyle:

"Kuzenim Canan ağır hastaydı

 

Birgün gazetesi - 1.5.2007

 

CHP Hakkari milletvekili Esat Canan, "Kuzenimin ölümü kamuoyuna suikasta uğramış gibi lanse edildi. Oysa ki kuzenim eceliyle öldü" dedi.

Milletvekili Canan, Yüksekova ilçesinde kaldığı otel odasının banyosunda ölü bulunan amcasının oğlu Zübeyt Canan'ın ölümünün, bazı yayın organlarında "suikast" olarak nitelendirildiğini belirterek, bu tür haberlerin gerçeği yansıtmadığını Zübeyt Canan söyledi.

Kuzeninin yüksek tansiyona bağlı beyin kanamasından öldüğünü savunan Canan, "Kuzenimin ölümü, kamuoyuna suikasta uğramış gibi lanse edildi.  Oysa ki kuzenim eceliyle öldü. Uzun süredir hastaydı" diye konuştu.

 

 

 

 

 


#2629 From: "applepieixir" <applepieinred@...>
Date: Tue May 1, 2007 4:57 pm
Subject: Re: GENELKURMAY 'TARAF' OLMALI
applepieixir
Send Email Send Email
 
Genelkurmay taraf olmalı çünkü iç tehditleri de düşman olarak görmek
lazım.Meclis Başkanı gibi tarikatçı biri laik Cumhuriyet'in düşmanı
değil de nedir?
İkide bir nefret dolu beyanatlarla ülkeyi gerdiler.Türk olmuş ne
farkeder? Sonuçta Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'e düşmanlık
besliyorlar..

--- In acikistihbaratturkiye@yahoogroups.com, "ertan selimoglu"
<eselimoglu@...> wrote:
>
> Hanımefendi,Türkiye 4 yılda buraya gelmedi. Sezer anayasayı
rahmetli Ecevite
> attığı zaman niye kimse ağzını açmadı Devalüasyonun fırlaması
karşısında.
> Havaşı ve diğer tesisleri bedvaya satarken... Bu gün kimse samimi
değil... O
> zamanlar Ankarayı telgraf yağmuruna tutmak varken niye herkes
bekledi.
> Bunlar gök yüzünden gelmedi,eski partilerin hırsızlıkları bunların
gübresi
> oldu.
> Eskiden, bir kervan başı çölde harami ve bedevilerden korunmak için
meşhur
> bir silahşörü tutmuş... Kervan çölde iki gün gittikten sonra  bir
yerde
> haramiler kervanın arkasındaki ilk deveyi çalmışlar. Kervancı
silahşöre, Bak
> aldılar,ne yapacaksın ,deyince; silahşör,daha kızmadım,demiş. Ve bu
> şekilde,haramiler neredeyse kervanın yarısını götürünce silahşör
kılıcını
> çekmiş,Heyt ,deyip aralarına dalmış ve onları çil yavrusu gibi
dağıtmış....
> Kervanın geri kalan kısmı ilk şehre gelirgelmez,kervancı silahşörün
parasını
> verip işine son vermiş. Silahşör sitemle,ne o niçin işime son
verdin, nasıl
> onları dağıttım ,deyince;kervan başı,evet dağıttın,ama sen kızana
kadar
> neredeyse kervanın yarısı gitti ve senin ne zaman kızacağın belli
değil ya
> tamamı giseydi,diye cevap vermiş....Kıssadan hisse,bütün bu olaylar
Büyük
> Önder Atatürk ten sonra gelen CHP ordunun desteğiyle,ve diğerleri
halkın
> reaksiyonuyla iktidar olunca,ülkemiz Güney Amerika veya Meksikaya
> döndü.VivaZapata ! Erken kalkan ihtilali yapar. Bir ülkede ordunun
> 9-15 yıllık
> aralıklarla ihtilal yapması,Devlet ve Demokrasi anlayışının
oturmadığını
> gösterir.... Devlet yönetiminde yanlış Yanlışla düzeltilmez.! Eğer
siz
> yönetirken suistimaller ve yolsuzluklar yapmışsanız halk yeni
alternatifler
> arar,kendisini adam dan sayanları aramaya çalışır.....Eğer İstanbul
da CHP
> belediyesi yolsuzluk yapıp İSKİ müdürünü feda etmeseydi Tayyip
belediye
> başkanımı olurdu, bir şiir yüzünden hapsedilmeseydi ve mazlum
durumuna
> düşmeseydi , bu merhametli halk ona acıyıp başbakan yaparmıydı...?
Anadolu
> halkı CHP zamanında askerin yaptığından bıkmış şimdi,gizlide olsa
aslında
> halkın bir kısmı kaotik devletin koruyucusu ordunun karşısında oy
> kullanmaktadır...Şimdilerde baş örtülülere ;Arabistana
gitsinler,diye
> Süleyman Demirel fazla sayıda İmam-Hatip okulu açan adam değil mi ?
> Anadoluda dine karşı baskı uygulayıp halkın içine kapanmasına ve
kapalı
> kapılar ardında reaksiyon olarak düzmece şeyhlere kaptırılmasına
neden olan
> CHP değilmi?   SOn bir misal, yağmurlu bir havada ince bir mintanla
sokağa
> çıkıp grip olursanız, ülen namussuz grip virüsü beni hastamı etti
dersiniz
> ,yoksa kabahat benimmi dersiniz ? Rüzgar eken fırtına biçer !!!
Oligarşik
> bir yönetim bir ülkeyi güdük bırakır... Eğer öbür dünyada
karşılaşılacak
> sa,sorarım eski politikacılar ve bazı generaller ATATÜRK e nasıl
cevap
> vereceklerdir ?
> 28.04.2007 tarihinde Meral Ataseven <meralataseven@...> yazmış:
> >
> >                     Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur oylaması
sonunda,
> > Genelkurmay'dan çok önemli muhtıra gibi bir açıklama geldi. Bu
Silahlı
> > Kuvetlerin duruşudur , çok önemlidir ve güven vericidir.
> >                Günlerdir , Genelkurmayın açıklama yapmasını
bekliyordum.
> > Benim için sürpriz olmadı. Ve Genelkurmay sert bir açıklamayla bu
> > Cumhurbaşkanlığı seçimi , laikliğe zarar verdiği için 'ben
tarafım' diyor.
> >                Taraf olmalı.Çünkü bu seçim Türkiye Cumhuriyetinin
> > geleceğine ,laikliğe ,birliğimize zarar veriyor .
> >               Taraf olmalı.Çünkü Türk ulusu ATATÜRK'ün kurduğu
Cumhuriyeti
> > korumak ve yaşatmak la yükümlüdür.
> >               Taraf olmalı.Çünkü AKP tarafından yönetilen bir
> > Cumhurbaşkanından Başkomutan olamaz.Silahlı Kuvvetler işte bunun
için
> > rahatsız. Bu açıklama da askerin ne düşündüğünü net olarak ortaya
koyması
> > açısından önemlidir.
> >
> > Meral ATASEVEN
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
>
>
>
> --
> ESELİM
>

Messages 2600 - 2629 of 11574   Oldest  |  < Older  |  Newer >  |  Newest
Add to My Yahoo!      XML What's This?

Copyright © 2010 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines NEW - Help